DIĞER

Supermen&Babam ve Digerleri

Author
Supermen&Babam ve Digerleri

          Mavi taytı, kırmızı pelerini vardı adamın. Uçarken yüzüne çarpan rüzgara, kötü adamlarla yaşanan arbedelere rağmen milim kımıldamayan saçları ve pırıl pırıl süper kahraman gülümsemesiyle, mükemmel erkeğin ta kendisiydi.

Oysa ilerleyen yıllarda serseriliğiyle canımı yakan, sürekli teyakkuzda tutanlara düşkünlüğüm beni fersahlarca ötede tutacaktı bu intizam adamlarından.

Tabii o zaman bunlardan bihaberdim ve tayt giyen erkeklerin toplumda neden anormal karşılandığını anlayamayacak kadar küçüktüm.

Epi topu 6 yaşındaydım ve anaokulunda aşık olduğum o koca kafalı çocuktan sonra en büyük aşkımdı o benim; Supermen.

O dönemde ki birçokları gibi başlamıştı benim aşkım da, tek kanal döneminde, beyaz camda, ve fena halde karşılıksız olarak.Tv seyretmenin ailece yapılan aktivitelerden sayıldığı zamanlardaydık, sıcak ev kokusunun bir muska gibi her kötülüğü sizden uzak tutabildiği zamanlar. Her akşam bir film oynardı ve o gece benim gecemdi işte, pelerinli kahramanımla buluşma gecem.

Tv’nin karşısında bağdaş kurmuş, içim keyifle bir kedi gibi guruldayarak bekliyordum filmin başlamasını. Sanırım tam da o zamandı babamın gelip arkamdaki koltuğa oturması. Benimle birlikte filmi izlemesinde bir sorun yoktu da , yine de içimi bi huzursuzluk kaplamıştı.Tek kızıydım, en değerlisi, tanrı gibi de tapardım ona ama yine de korkardım gözlerindeki sert parıltıdan. Su filan istemese diye geçirdim aklımdan, istemese ve ben o sonu görünmez karanlığın içinde bi yerlerde duran mutfağa gitmek zorunda kalmasam. Öyle ya buydu tüm sıkıntım.

Duvara bile "duvarcığım' diyen naif bir çocuktum ben ve karanlıktan ölesiye korkuyordum... Oysa çok büyük ayıptı bu. “Babamın Kızı” olarak hiçbir şeyden korkmamalıydım, üstüne gitmeli ve o pis korkuları geldikleri sinsi gölgelere geri göndermeliydim. Ama ben, sağnak yağmur hızıyla atan kalbi gölgelere sıktığı yumrukları kadar küçük, korkularının büyüklüğüyle yarışabilecek tek şeyi kocaman gözleri olan bir kız çocuğuydum sadece. Ve o anda bunu farkında olan tek kişi de bendim galiba.

Korkuların sadık bir köpekmişcesine gelip bizi bulması gibi, film başladıktan kısa bir süre sonra duyuldu babamın sesi “bana bir bardak su verir misin”. İşte olmuştu,“buyrun bakalım” dı. ”Ben çocuğum daha, git kendin al suyunu” diyebilmeliydim ama amaç su içmek değildi, olsa bile ben babama nasıl karşı gelebilirdim ki?

Ebeveynlere özgü o içgüdüyle korkumun kokusunu almıştı babam ve ekledi “ışığı yakmak yok yolda hadi bakiim”. O günün erken saatlerinde talim ettiğimiz “karanlıktan korkmaz benim aslan kızım”ın gerçek olup olmadığını görmek istiyordu, kızıyla gururlanmak istiyordu. Benden beklediği cesareti gösteremeyeceğimi gözönünde bulundurarak belki de dürüst olmalı ve “ ben daha küçücük çocuğum ve karanlıktan korkma hakkımı kullanıyorum” diyebilmeliydim. Onun yerine usulca kalktım yerimden, kahramanımın beyaz camda ışıldayan mavi gözlerine bir bakış attım ve hızlı adımlarla karanlığa dalıverdim.

“Çııtt”.... Ohhh, mutfaktaydım işte. Aydınlıktı, sıcak, sarı bir ışık yalıyordu duvarları, güven veriyordu insana eşikteki karanlığa inat. Suyu doldurdum yavaşca, sanki odadaki ışığı içime depolamak istiyordum dönerken yolumu aydınlatsın diye.

Kapıya yöneldim, derin bir nefes ve...Karanlık.....Dayanamadım ve koşarak gittim içeri suyu dökmemeye çabalayarak. Biliyordum, babam ayak seslerimi dinliyordu. Anlamıştı korktuğumu ve soracaktı. Hoş,dinlemese de olurdu zaten, nasılsa gözlerim daha o yaşlarda duygularımı eleverip beni zor durumda bırakma huyu edinmişti.

Bardağı uzatırken bir an gözgöze geldik. “Neden koşuyorsun” dedi ürkütücü bir sakinlikle.

“ Ben” dedim, “Ben filmi kaçırmak istemiyordum da o yüzden hemen gidip gelmek istedim” dedim... -“hahahah” ...İyi denemeydi-

Derin bir iç geçirdi babam bakışlarını yüzümde kilitlerken. Neredeyse zarif sayılacak bir hareketle doğruldu koltuktan;

- “Gel benimle”

“Nereye gidecektik ki şimdi? Ne gerek vardı? Film kaçıyordu. Suysa, getirmiştim işte.Niye ki?Niyeee niyee..niy...” ve elim kendiliğinden uzanıverdi...

Karanlığın orta yerinde gözüm hiçbirşeyi seçemez halde oturuyordum. Ne çabuk gelivermiştik buraya. O benim korku içinde koşarak geçtiğim koridor “bir varmış bir yokmuş” gibi eriyivermişti ayaklarımızın altında. Ve ben, itiraf ediyorum ki, ne olacağını anladığımda hiç bitmesin istemiştim o yol.

Babasının elinden tutan bir küçük kızdım ben, bu halimizle bütün hikaye kitaplarına uygunduk.

Ama yüzümdeki dehşet ifadesi beni daha çok avcıyla gittiği ormanda başına gelecekleri anlayan Pamuk Prenses'e benzetiyordu tahminimce.”Karanlıktan korkacak birşey olmadığını anlayana kadar burda kalacaksın” dedi, kapıyı ardından kaparken. O ana kadar sevgiye dair hazmettiğim herşey bulamaç olmuş, dönüyordu aklımda. Beni herşeyden koruyacağına bir an bile şüphe etmediğim tek insan , bu karanlığın ortasında bırakıp gidivermişti işte. Korktuğumu bile bile.Nasıl olurdu bu?

O zaman mıydı acaba, aşkın içinde en çok korku ve çaresizlik olduğunu anlamam?

İçerden televizyonun ışığı ve mırıl mırıl sesler geliyordu. Ve ben salonun bir ucunda dua ediyordum “Allah’ım n’olursun Süpermen gelsin alsın beni burdan”. Kırgındım, kızgındım babama bağırmak, avaz avaz ağlamak istiyordum. Yok, yok sadece yastığıma yüzümü gömüp uyumak istiyordum ben. Başka bir şehirde, okulda ki çocuklarıyla ilgilenmek zorunda olan annemi istiyordum.

Çok değildi geçen zaman bana saatler gibi gelmiş olsa da. Babamı salonun kapısında gördüğümde hissettiğim rahatlamadan çok öteydi, bomboş hissediyordum kendimi. Gelip kucağına aldı ve yatağıma yatırdı usulca. Saçlarımı düzeltti ve tam kapıdan çıkarken çabuk bir hareketle gece lambamı yakıverdi.

Tatlı turuncu bir ışık duvara vurdu, gözlerim kapandı....

O gece içimden yitip gidenin ne olduğunu öğrenmem için uzun yıllar geçmesi gerekecekti.

Ve tam 12 yıl sonra bir gece, dünyanın bir ucunda küçük bir odada, portatif bir karyolanın üstünde aptal bir gençlik filmini izlerken geliverecekti aklıma. Onca yıl hiç hatırlanmadan aklımın bir köşesinde kaldıktan sonra, tv ışığıyla aydınlanan loş bir odanın ortasına atıverecekti kendini. 

Copyright superman_by_morgan_obrien