ILIŞKILER

Ayağa Kalk Kadın! Telve (2)

Author

...Arya'nın hayatıma böyle bir giriş yapacağını bilseydim hiç uyuyamazdım. 

   Kate'in son darbeleri dolaylı yoldan kulağıma gelip yine canımın sıkıldığı, akşamdan kalma bir sabaha bir kaç saatlik uykuyla uyanmış haldeydim. Arya kimdi ? Aklıma bile gelmiyordu açıkçası dün. Tatlı bir gülüşü olan neşeli bir kadındı. İş arkadaşımın Arya ile bir kaç kez göz göze geldiğini söylemesi tamamen aklımı aksiyon dolu hayatımın akışına çevirmişti tekrar. Bir taraftan bana serzenişte bulunuyordu. "Bırak, bari bu gece birileriyle bir yerlere gidelim" derdi vardı. Ortam, eğlence, kadınlar umurumda değildi. Evime gidip odamın loş ışığında müzik dinleyerek uyumak istiyordum. Nasılsa Türkiye'de az bir vaktim kaldı düşüncesi beni daha çok içime kapattı. Sizin için bir not; ikinci yazıma eşlik edecek şarkınız "Can Güngör - Yalnız Ölmek" olsun. Üç adet zeytin, kaşar, mantar ve biber ile yapılmış tostumu yedikten sonra yine müzik dinlemeye koyuluyordum. Evde vakit geçiriyor, akşam üzeri serinlikte yaşlı köpeğimi gezdirmeye çıkarıyor, duşumu aldıktan sonra işin yolunu tutuyordum. Yollarda polisten kaçmak canımı sıkıyordu. Doğum günümü burnumdan getiren Kate'in yüzünden alkollü araç kullanmış ve ehliyetime el konulmuştu çünkü.

   Çalıştığımız yere vardığımda kalplerindeki çirkinlik yüzüne vurmuş işletme sahiplerini görüyor hayaller kurmaya başlıyordum yine. Sahne kurulur, sound check bir iki... Özgürce, kimseyi umursamadan sokak ortasında dans edemeyecek insanları eğlendirmek işi daha monoton hale getiriyordu. Ağzıyla içemeyen insanların saygısızlığına maruz kaldıkça mekanın karşısındaki denizde uyumak istiyordum. Henüz 10 dakika geçmişken Arya geldi. Önce bahçeye sonra tam önümüzdeki masaya geçtiler. Yanında iki kadın ve iki küçük çocuk daha. Sıradan bir program ilerleyen 2 saatin ardından değişiyordu. Gözlerimi Arya'dan kaçırmak için çabalıyordum. Yakalamıştı çünkü onu izlediğimi. Gülüşü, neşesi defalarca hatalar yapmama sebep oluyordu. Heyecanlanıyordum çünkü. Derken mola verildi. İş arkadaşımla bahçede bir masada biramızı yudumlayıp boş muhabbet ederken işletme sahibinin saygısız bir davranışa maruz kaldık. Sevgili iş arkadaşım buna bozulup yanına giderken, "John, boşver, gel" dedim ve kafamı çevirdiğimde Arya'nın yine ilginç bir tepkisi kalan bir saat boyunca gözlerimi ondan alamayacak olmama sebep olmuştu. Göz göze gelip gülüşüyor, benim taklidimi yapıyor, içimi ısıtıyor, ateşe davet ediyordu.  Saatler 00:00'ı gösterirken iş bitmiş yerimizden inerken sevgili iş arkadaşıma Arya'dan kahve teklifi gelmişti. Bozuldum. Ardından bana dönüp, "şekersiz içiyorsan senin de kahve falına bakmış gibi yapabilirim" dedi. Başımı sallayıp nazik davetini kabul etmiştim. Hemen yüzümü, üzerimi düzeltmek için lavaboya yöneldim. İş arkadaşım çoktan masalarında bitmişti bile.

   Arya'nın sağındaki koltuk boştu, oradaydım. Yanlarında bulunan diğer kadın ve iki çocuk kalkmışlardı çoktan. Kahvelerimiz içildi, bardaklar kapatıldı, üzerine biralarımız yenilenmişti. Arya ile iş arkadaşım muhabbet ediyor, ben ise akrabası olduğunu öğrendiğim diğer kadınla havadan sudan konuşuyordum. Arya bana döndü. Bardağımı açtı.  Tabi ki fala bakmasını bilmiyordu. İki kelime söyleyip "hadi sen de benimkine bak" demişti. Babasının öleceğini dört gün önce, dedesininkini on dakika önce söyleyen ve kimseye fal bakmayacağına yemin eden, altıncı hislerini kullanmamak için çaba gösteren bu adama ettiği teklifin farkında mıydı ? Ben anlatırken o, kendi bardağındaki telveyi yemeye devam ediyordu. Falda bir şey gördüğümden falan değil. Yüzüne bakıp içime doğanları söylediğim için şok olmuş beni dinliyordu. Yine de bir saat önce giden çocukların Arya'nın çocukları olduğunu bilemezdim ! Güzel tavsiyeler veriyor, evlilik saçmalığının bir kadının hayatını mahvettiğini hissederek iyi hissettirmeye çalışıyordum. "Şu an koşmak istiyorsan koşabilmelisin" dedikten sonra "ama çok uzağa gidiyorsun" demişti. O an anladım ki kuyuya çoktan düşmüştük. "Beni lavaboya götürür müsün?" sorusuna cevap dahi vermeden ayağa kalkıp yolu gösterdim. O önümde çıplak ayaklarıyla ben arkasında. Elimi neden tutmuştu ? Çıplak ayakla tuvalete mi girilirdi? Lavabodan çıkınca ne yapacaktım? Tir tir titriyordum kapıda beklerken. Çıktı! Parlak gözlerini anlatamam. Hiç boya değmemiş bukle bukle saçları beline kadar uzanıyordu. İki çocuk annesi demek için DNA testine ihtiyaç duyardınız. Yandaki sehpanın üzerinde bulduğu kalemi bana verdi. Avucunu açıp "numaranı yaz!" dedi. Yazdım. Tekrar masaya döndük. Kalkma vakitleri gelmişti. Hoşça kal faslı masanın önünde gerçeklemişti. "Geçirseydin keşke beni" cümlesini 3 saniye sonra idrak edebilmiştim. Aklım çoktan durmuş ne yapıyorum ben diye söyleniyordum. Gözümü alamıyordum Arya'dan. Kapıya kadar geçirmek için yanına gittim. Tekrar elimi neden tuttun kadın!? Sarıldı ve gittiler, avucunda numaramla.

   İş arkadaşımın bozulmuş suratıyla tek bir kelime dahi etmeden 12 km uzaklıktaki evlerimize doğru yol almıştık. Dıt dıt dıt. Sürekli mesaj geliyor. "Bana bak","niye yazmıyorsun","kalp" vs. "Araba kullanıyorum gidince yazacağım" dedim ve müzik eşliğinde yolculuğumu bitirmek için gaza bastıkça basıyordum. Evime gelmiştim. Kendime gelmek için elimi yüzümü yıkadıktan sonra yatağıma geçtim. Gün aydınlanana dek sohbetimiz devam etmişti. Ertesi gün yanıma geleceğini söyleyip duruyor, kabul etmemek için kendime telkin veriyor, olmaz bu iş diye söyleniyordum. Ama istiyordum. O gülüşünü görmek, ince beline sarılmak için can atıyordum. Titrek bir halde sohbetimize son vermiş, iyi geceler dilenmiş ve ben kabul etmiştim yarın görüşmeyi. Tabii ki uyuyamadım. İki saat zorla, Arya'ya kötü görünmemek için uyuyabilmiştim.

Bir kaç saat sonra şehrin hareketi başlamış, Arya'dan mesaj gelmişti bile. "Günaydın beyfendi" ...