ILIŞKILER

İnsancık ömrümle tanrıcılık oynuyorum

Author

Her vedanın klasik şarkısıdır; 'Bu gece son biraz sonra bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi vuracağım yollara' İstemsizce mırıldanır dururuz şu bir kaç satırı ya geliyorken ya gidiyorken ya da birini uğurluyorken uzaklara. Ne zaman dönececeğimi bilmediğim yeni bir yolculuğa çıkıyorum yine. Üzerimde kimin ahı, kimin günahı, kiminin boynuna doladığım kollarım, kiminin ruhunu kıpırdattığım dokunuşlarım, bazısının canını yaktığım dilim ve hepsi de tamamlanamamış cümlerim. 'Neden bu elveda' çalıyor kulaklarımda bu satırları yazarken. Karşımda Cihangir manzarası göz kırpıyor. Üzülüyorum neye, kime olduğunu bilmeden. Ne ruhumu acıtan bir imge var belleğimde, ne parmak uçlarımı kemiren bir hasret. Ne içime oturan bir ayrılık ne de söz verip ortada bıraktığım bir çift göz. Aldanan oldum ama aldatan olmadım. Yolda bırakılan oldum ama sözünden dönen olmadım. Gözlerinin içine bakıla bakıla kandırılan oldum ama kandıran olmadım. Çünkü 'herkesleşmek' çok kolaydı da 'farklılaşmak' çok zordu. Zor olanı yine ben seçtim, yalnızlık belki de bu yüzden. Birlikteyken de yalnız, yalnızken zaten..

İnsancık ömrümle tanrıcılık oynuyorum

'Yazmazsam çıldıracaktım' der ünlü bir şair. Belki de ben de çıldırmamak için yazdım bu Cihangir gecesine. Öyle kısır bir döngü ki bu; yazdıkça acıyorsun, acıdıkça daha çok yazasın geliyor. Ne zaman rahata ersen kalemin tutuluyor. Bu sefer sadist bir gülümsemeyle kelimelerin ırzına geçmek istiyorsun. Son bir hava geliyor ki sormayın.. Kullanarak kelimeleri, insancık ömrünle tanrıcılık oynuyorsun.

Hüzündür en çok yakışan bize diyor baka bir şair çünkü yazı sevmez saadeti, masmavi bulutlardan çıkmaz yürek burkan dizeler. Olsa olsa gridir hüznün rengi onun da sonu uykusuz geceler. Yani neresinden baksan iki ucu boklu değnek.

Kokular geliyor burnuma , birbirine karışmış kokular. Bakışlar uçuşuyor gözlerimin önünde. Sesler birbirine giriyor. Hazlar plastikleşip sözler kıymetini yitiriyor. Silik bir Manhattan silüeti göz kırpıyor Levent'in gökdelenlerinin arkasından. İstanbul... İstanbul ise kucağıma bıraktığı yalnızlıklara rağmen hala aynı tutkuyla seviyorum.

Yaşayamadıkça yitiriyoruz ruhaniyetini aşkın. Her yarım kalmışlık bir çentik daha açıyor gönül hanemize. Su alıyor kalbimizin gemisi, farkına varmıyoruz. Sonra yakınıyoruz aynen şu şekilde:

Balık değiliz ama boğuluyoruz..