EDEBIYAT

Son düşmüş

Author

Kapının eşiğinde bekleyen, ruhunun yaşını unutmuş şahıs boğuk sesiyle varlığını sorguluyordu. Sol tarafına ağırlık yapan, insanlığın tüm kirli düşünceleriyle ağarmış grimsi kanadının hafif titreşmesiyle uyandı hayallerinden. Gözüne takılan parıltıyı düşünmeye daldı ardından. Kulak kanatan cızırtıyla birlikte parlayan kapı ağır ağır kaymaya başladı. Solundaki griliğin, tüm asilliğine zıt olarak doğmuş, renkler cümbüşü karşıladı hislerini, sanki hayatta yaşamış olduğu binlerce yaşamı unutmuşçasına fısıltılar düşmeye başladı yaşlı dudaklarından. Bunu herhangi biri görse sirenlerin yaşlı bir melek olduğunu sanabilirdi belki ama fısıltıların anlamını kendisi bile bilmiyorken düşmüşlerin haykırışlarını yazmaya çalıştı o. Yıllar her anlam içeren kelimeyi birilerinin benliğinde yankı yapmasın diye saklarken o kuralı bozmuştu. Onun için felaketler düşmüştü vaat edilmiş cennetlere. Ve kapı tamamen açıldığında serbest kalan figürün gölgesi göğün altındaki her varlığa duyduğu hasreti gidermek istercesine kucakladı gri kanatları ve fısıltılar son buldu. Düşmüşlerin haykırışları, öfkeleri, üzüntüleri daha nice duygularını taşıyan ufak ama anlamlı bir karartıyla iki et parçasının hem var olmuş en anlamlı hem de en anlamsız olmuş kelimelerini yuttu ağırca. Gölgenin düşmesini takiben kadim sözlerin verildiğinin habercisi olan bir tütsünün kokusu ulaştı yaşlı adamın suratına. Derin bir nefes ve ardından histerik bir öksürük krizi, ne kadar içi acırsa o kadar daha derine çekmeye çalışıyordu soluduğu havayı. Sağ omzuna konan alışık olmadığı bir ağırlık. Evrenin gizemleriyle beraber kucaklıyor bekleyenini. Sonunda fısıltılar son buluyor yaşlı dudaklardan çıkan. Son bir olayın gerçekleştiğini anlatan yankıyla beraber bir affedilme tınısında dizlerinin üzerine çöküyor yaşlı adam. Fısıltıya yakın bir hırıltıyla nemini kaybetmiş, ılık bir nefes veriyor. Son düşmüşün son nefesini.