ILIŞKILER

Son...

Author

Yavaşça gözlerini açmaya çalıştı. Perdenin kenarından odaya hafifçe yayılan güneş ışığı sabahın habercisiydi. Gözlerini açabildiğinde yatağın başucunda duran mavi komodinin üzerindeki küçük sevimli örümcekle göz göze geldi. Yastığın altındaki elini çıkartıp yüzüne dökülen uzun saçlarını kaldırırken evi en son ne zaman ilaçlattığını düşündü. Cevap bulamadı.

Saate baktı. Memnuniyetsiz bir ruh haliyle yataktan çıkmaya çalıştı. Bedeni yorgundu. Haftalarca uyuyabilirdi. Ruhu çökmüş ama bedenini ayakta tutmaya çalışan kuru bir ağaç gibi hissediyordu kendini. Yataktan çıkıp yatmadan önce çıkardığı terliklerine bakındı. saksı gibi bıraktığı yerde duruyorlardı. Ayağına giydi. Önce mutfağa uğrayıp kahve makinesini çalıştırdı. Sonra banyoya gitti.
    Aynada kendine baktı uzun uzun. Akşam yatmadan önce topladığı saçları darmadağın olmuş omuzlarından aşağı doğru salınıvermişti.
Gözlerine baktı. Eskisi gibi neden parlamıyorlar artık dedi kendi kendine. Zorla da olsa gülümsemeye çalıştı. Biraz daha zorlasa eskisi gibi kendinden makas bile alırdı. Ama bugün hiç havasında değildi. 
Saçlarını toparlayıp etrafına bakındı. Nasıl bir kadının banyosunda bir toka olmaz diye söylenirken diş fırçasıyla aynı yeri paylaşan bir kalem ilişti gözüne. Kalemi alıp topladığı saçına iliştirdi.
Saçlarından arındırdığı yüzünü keçi sütlü sabunla yıkayıp dişerini fırçaladı. Musluğu kapatırken kahve makinesinin sesi geldi mutfaktan. Yüzünü silmedi. Biraz nemli kalması cildine iyi geliyordu.
     Mutfağa doğru yürürken bugünün günlerden ne olduğunu hatırlamaya çalıştı. Kafası bulanıktı. Raftan bir kupa alıp kahve koydu kendine.
Kahvesini alıp salona doğru ilerlerken bir yudum içti kahvesinden. Salona girdiğinde odadaki eksikliği tamamlamak için gramafona yöneldi. Müzik yavaşça önce odayı sonra tüm evi doldurdu. Odaya yayılan müzik kadının ruhuna sıcak yaz akşamında serin meltem rüzgarı gibi çarptı. İyi geldi. Odayı adımlarken gözlerini kapatıp bir iki dakika kadar bu anın tadını çıkardı. Güzeldi. Keyifliydi. Seviyordu. Özellikle sabah saatlerinde. Sonra yüzünde bir tebessümle gözlerini açtı. Kahvesinden bir yudum daha alıp salonun bir köşesinde duran yarım kalmış tabloya yöneldi. Uzun zamandır tamamlanmayı bekleyen bir tablosun sen. Sen de haklısın. Her yarım tamamlanmak için vardır diye konuştu tabloyla.
Tabloyu incelerken bi taraftan kahvesini yudumluyordu. İstediği anlamı verebilmek için haftalarca uğraştığı gözler yine istediği gibi bakmıyordu. Resme dalmışken birden kapı çaldı. Öyle büyük bir gürültüyle çalıyordu ki gelen her kimse, hem zile basıyor hem de kapıya vuruyordu. O an o gürültüyle daldığı resimden çıkarken kahve bardağı kayıverdi ellerinden. Yere düşen fincandan kahve sıçradı bacaklarına. Bir anlık refleksle geri çekildi ama neyse ki yakacak kadar sıcak değildi kahve. Kapı hala büyük bir gürültüyle çalıyordu. Yere düşen kahve bardağını aldırmaksızın kapıya koştu. Kilidi açtı telaşla ve sinirle. Kapının kolunu tutmasıyla kapıyı açması bir oldu. Kapıyı açınca yüzünde ne hissettiğine dair net olmayan bir ifade belirdi. Ağlayacaktı ama tuttu kendini Evet gelmişti. O'ydu gelen. Kapıyı yüzüne kapatmayı düşündü önce, sonra vazgeçti. Herşeye hazırdı...