MAGAZIN

Ayasofya'daki dilek sütununun esrarı

Author

Dünyanın sekizinci harikası olarak nitelendirilen Ayasofya, sanat ve mimarlıktaki ihtişamı açısından en yüksek değer bulan ve ziyaret edilen önde gelen müzelerimizdendir.

Bugünkü Ayasofya aynı yerde fakat öncekilerinden farklı bir mimari anlayışla yapılmış olan üçüncü yapıdır. Bu yapı, İmparator Justinianos tarafından dönemin iki önemli mimarı olan Tralles'li (Aydın) Anthemios ile Miletos'lu (Balat) İsidoros'a yaptırılmıştır. Tarihi kaynaklarda bu iki baş mimara 100 yardımcı mimar ve onlara da eşlik eden 100’er işçiden söz edilir. 23 Şubat 532’de inşasına başlanmış beş yıl içinde de bitirilmiş, 537’de ibadete açılmıştır.

916 yıl kilise olarak kullanılmış olan yapı, 1453 Yılında Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethiyle camiye çevrilerek 482 yıl da cami olarak kullanılmıştır.

Ayasofya'daki dilek sütununun esrarı

Yapının kuzeybatı yönünde terleyen sütun ya da dilek sütunu olarak adlandırılan bronz levhalar ile kaplı, ortası oyulmuş bir sütun yer almaktadır. Bazı kaynaklarda, bu sütunun, zaman içerisinde halk arasında kutsallık kazandığı belirtilmektedir. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde kişilerin iyileşmesine yardımcı olduğu konusunda hikayeler oluşmuş.

Efsaneye göre; yapının içersinde şiddetli bir baş ağrısıyla dolaşan İmparator Justinianos, başını bu sütuna yaslamış ve bir müddet sonra baş ağrısının geçtiğini fark etmiştir. Bu olayın halk arasında duyulması üzerine, sütunun şifa özelliğinin olduğu söylencesi yayılmıştır. Bu nedenle insanlar, parmaklarını sütundaki bu oyuğa sokup, ıslanan parmaklarını, hastalığı hissettikleri yerin üzerine sürdüklerinde iyileşeceklerine inanmışlardır. Başka bir efsanede ise bu ıslaklığın Meryem'in gözyaşları olduğu söylenmektedir.

Ayasofya'daki dilek sütununun esrarı

Osmanlı Dönemi'nde, Ayasofya camiye çevrildiğinde Fatih Sultan Mehmed ve mahiyeti, Hocası Akşemseddin imametinde ilk cuma namazını kılmak için secdeye varmış, ancak, yapının yönü Kâbe'ye dönük olmadığı için namaza bir türlü başlayamamışlardır. Tam o sıra da Hızır Aleyhisselam'ın geldiği ve bu sütundan güç alarak yapının yönünü Kâbe'ye çevirmeye çalıştığı fakat halktan biri tarafından görülmesi üzerine, caminin yönünü çeviremeden kaybolmak zorunda kaldığı söylenir. Günümüzde ise, insanlar sütundaki bu oyuğa soktukları başparmaklarını saat yönünde tam bir tur döndürerek dilek tutmaktadırlar.

İşte, sizi bu değerli yapının sol tarafında ki kapısından içeri girer girmez ‘ terleyen sütun’ karşılar. Alt tarafı bakır kaplı olan bu mermer sütunun üzerinde bir delik bulunur. Burasının daima nemli oluşu sütuna ‘ağlayan direk’ ya da ‘ terleyen sütun’ denmesine yol açar. Hakikat ile rivayetlerin birbirine harmanlandığı söylemlerden biri elleri çok fazla terleyen kişinin parmaklarını direkteki deliğe sokmaları ve bunun sonucunda terlemenin geçtiğidir.

Ayasofya'daki dilek sütununun esrarı

Dünyanın farklı coğrafyalarından Ayasofya’ya gelen ziyaretçilerin belli bir amaç için bu sütun önünde uzun kuyruklar oluşturduğunu görürüz. Sütun önüne gelen kişi bir dilek tutar ve başparmağını sütun üzerinde ki deliğe sokar, elini tam bir tur attırarak döndürmeye çalışır. Tabi bunu yapmak kolay değildir. Bedenlerini de çevirerek 360 derece dönebilenin dileği kabul olacaktır.

.1935 yılında Atatürk 'ün emri ve Bakanlar Kurulu'nun Kararı ile Ayasofya müze olarak kapılarını ziyarete açmıştır. Ayasofya Müzesi her gün ziyarete açıktır. Kış tarifesine göre, müzeye son giriş 16.00 olmak üzere 09.00-17.00 saatleri arasında; yaz tarifesine göre ise, müzeye son giriş 18.00 olmak üzere 09.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilmektedir.