KADIN

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

Author

Selamlar. 

Başlıktan da anlaşılacağı üzere bugün abla olmak ile ilgili yazacağım. Çünkü ben de bir ablayım. Hazır mısınız? Başlıyoruz..

Kardeşim Tom, benden 1,5 yaş küçük. Ve onun yüzünden (veya onun sayesinde) sorumluluk sahibi olmayı, yaşıtlarımdan olgun olmayı, paylaşmayı öğrendim.. Mahalle maçları yaptım ona sahip çıkmak için (kaleci değildim). Kardeşimi korumak için kendimden büyük çocuklarla kavga ettim. Düşüp bir yerini kanattığında, canı acımasın diye üfleyerek ilk pansumanını yaptım. O üşümesin diye banyoya ilk girip, titreye titreye banyo yapıp, buharla banyoyu ısıttım. Tam teşekküllü bir ablaydım anlayacağınız..

Kronolojik sıra ile hayatımdan kesitler anlatacağım bugün.

Tom'un doğumundan başlamam lazım aslında. Babaannem bize gelmiş benimle ilgilenmek için. Annem de babamla beraber hastaneye doğuma gidiyormuş. Evin kapısından çıkmak üzerelerken arkadan "anne, neyeye didiyon" demişim. Annem ne diyeceğini bilememiş. Çünkü, ilk çocuğum, ilk torunum, ilk yeğenim ben. Deli gibi şımartılmışım o zamana kadar. Ne dediysem, ne istediysem yapılmış. Bir kardeşim olursa onu kıskanacağım, ancak doğuma giderken akıllarına gelmiş. Ve annem o muhteşem cevabını vermiş bana. "Sana oyuncak bebek getireceğim, ister misin" demiş. "İstemem" demişim. "Ama bu bebek senin kardeşin olacak, sen onu hep seveceksin, öpeceksin, koruyacaksın, sarılıp uyuyacaksın, oyun oynayacaksın" demiş. "O zaman tamam", demişim. Ertesi gün annem kucağında Tom ile gelince hemen kapıya koşmuşum. "Bebeğim nerdeee" diye... İşte o zamandan beri Tom benim bebeğim oldu.. Yumruk yumruğa kavga etsek de, küssek de o benim her zaman canım kardeşim oldu...

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

Ben 4-5, Tom 3-4 yaşlarındaydık. Aşağıdaki gibi bir bisikletimiz vardı. Tom bisiklete bindi,  ben de yokuş yukarı onu itekliyorum. Çünkü pedal çeviremiyor daha. Bayağı yokuş yukarı çıkınca bu indi bisikletten. Yönümüzü yokuş aşağıya çevirdik.  Sonra Tom bindi, ben de arkasına oturmaya çalışırken birden bisiklet hareket etti. Çünkü benim sevgili kardeşim pedal çevirmeyi öğrenmeye çalışıyordu... Ee yokuş aşağı.. Bisiklet hızlanıyor.. Bizim salak pedal çeviriyor.. Koştum peşinden ama yetişemedim.. Bizim bahçenin duvarına bir çarptı ama... Görmeniz lazım.. Aksiyon filmi mübarek. Kafasını duvara vurdu doğal olarak. Başladı ağlamaya. Sarıldım, ben de başladım ağlamaya. Kardeşimi koruyamadım diye.. Sesimizi duyan annem koşa koşa geldi. Noldu, dedi. Anlattım. Hayatımda hatırladığım ilk tokadı orada yedim :( sen nasıl olur da kardeşine sahip çıkmazsın, o daha çocuk dedi.. Ben neydim amk.. Abla olduk diye biz çocuk değil miyiz?.. O gece sabaha kadar ağladım. Babam geldi bana sarıldı daha çok ağladım. Annen çok üzgün, çok pişman onu affedecek misin dedi. Hayır, dedim ve 2 haftadan fazla annemle konuşmadım. İnatçılığım ve kindarlığım o zamandan belliymiş.. Hala arada sırada hatırlatırım. Vicdansız anne, nasıl kıydın parmak kadar çocuğa, derim.

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

Ben mahalle kültürüyle büyüdüm. İç Anadolu'nun güzel bir şehrinde, babamın çocukluğunun geçtiği mahallede, o bahçede yaşadım. Bizim mahallede müstakil evler, aile apartmanları vardı. Şehrin "yerli"lerinin yaşadığı, herkesin birbirinin 7 sülalesini bildiği bir mahalleydi yani. Pazardan gelen teyzelere, amcalara korkmadan yardım edebilirdik. Çünkü kaçırılma korkumuz yoktu o zamanlar. Bir ihtiyar size adınızı sormazdı. Sen kimlerdensin, diye sorardı. Neyse kısa kesiyorum. Bizim mahallede, benim yaşıtım sadece 1 kız vardı. Evet evet yanlış okumadınız. 1. rakamla da yazıyla da 1. Ulan aynı yaşlarda 25 erkek, 2 kız olur mu?.. Oluyormuş.. Ve ben, kız çocuğu olduğumu arada sırada hatırlayabilmek için Rebecca ile oyun oynardım. 

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

O ev kedisi gibiydi. Zaten kedileri de çok severdi. Upuzun sapsarı saçları vardı ve sürekli saçlarıyla oynardı. Güneşe hiç çıkmamış gibi bembeyaz bir teni vardı. Tırnaklarında her gün farklı renk oje olurdu. Elbise giyerdi. Beyaz, boğaz kısmı tüllü fırfırlı çorap giyerdi. Birrsürü oyuncak bebeği vardı.

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

 Ben nasıldım peki? Altımda şort, üstümde tişört, ayağımda terlikler, saçlar kısacık, sürekli sokakta oynamaktan çikolataya yakın bir ten, ceplerimde tasolar ve bilyeler, tırnaklarımın arası çamurla oynamaktan toprak dolu.. Yani neredeyse iki zıt karakterdeydik.  Ama mecburiyetten arada sırada oynardık. Çünkü o bizimle mahalle maçı yapmazdı, bisiklet yarışı yapmazdı, komşuların bahçesine dalıp çağla yolmazdı, çamur savaşı yapmazdı. Kıyamazdım ona, hep yalnız diye. Kardeşim de hiç sevmezdi Rebecca'yı. Çok kurnaz ve nankör olduğunu söylerdi. Hatta mahallenin çocuklarının hemen hepsi Rebecca'yı "kedi" diye bilirdi. Ve sevmezlerdi. Bir gün Rebecca bizim eve gelecekti. Tom ve arkadaşları da bizim bahçede çamurla oynuyorlardı. Rebecca bahçeye girmek isteyince Tom kapıya durmuş ve giremezsin demiş. Girerdin-giremezdin bunlar başlamışlar birbirlerine vurmaya. Ben sesleri duyup yanlarına gelene kadar ikisi de yaralanmış ve dizlerinden kanlar geliyordu. O görüntü karşısında galiba delirdim. Ne yaptığımı tam olarak hatırlayamıyorum aslında ama kardeşimin anlattığı kadarıyla, koşup gelmişim, Tom'u kapının önünden çekip direkt Rebecca'nın saçlarına yapışmışım. :) Uzun saçlı olmanın zararları işte. Benim saçlar kısacık. Tutacak yeri yok. Bir de ben mahalle maçlarındaki kavgalardan öğrenmiştim bişeyler. Yer misin, yemez misin... O günden sonra Rebecca ile arkadaşlığım bitti. Ve mahallenin tüm çocukları bana saygı duymaya başladı. :) Kardeşimi sadece ben dövebilirim, benden başkası kılına bile dokunamaz. Biraz psikopatça ama çocukluğumuzu en az hasarla atlatmamızı sağladı..

Abla olmak tercih değil, yaşam tarzıdır...

Çocukluğu geçtik.. Biraz da ergenlikten anlatalım değil mi? 

Ben lise 3, Tom lise 2deydik. Farklı okullardaydık. Çünkü ben zeki ve çalışkan bir öğrenciyken, o zeki ve çalışmayan bir öğrenciydi. Ben alkol-sigara kullanmayan iyi aile kızıyken, o sigara içen bir serseriydi. O gün arkadaşlarımla bir kafede oturmuş sohbet ediyorduk. Normalde biri konuşurken gözlerine bakarım ama o anda çok sıkılmıştım muhabbetten ve pencereden aşağıyı seyretmeye başladım. 1 dakika kadar sonra. Aman tanrım didim... Tom. Yanında yakın arkadaşları. Ama bir gariplik var. Düz yürüyemiyorlar, kahkahalarla gülüyorlar.. Alkol almış belli. Hemen indim aşağıya, tuttum kolundan çevirdim kendime. "ABLA" dedi. Arkadaşları, "aha Tom şimdi sıçtııı" diyorlar ve gülüyorlar. Çaaat diye tokadı geçirdim suratına. Ama neden vurdun ki, dedi, ikinci tokadı da  yedi. Herhalde ikinci tokatla ayıldı ki davranışları biraz düzeldi. Özür dilerim abla, merak ettim, o yüzden içtim dedi. Hemen eve gidiyorsun dedim. Ve kafeye arkadaşlarımın yanına çıktım. Babamı aradım, Tom'u alkollü gördüm, böyle böyle yaptım haberin olsun dedim. 2 saat kadar sonra eve gittiğimde Tom uyuyordu. Pişman değilim.. Kötü olduğunu düşündüğüm her yoldan uzak tutmaya çalıştım onu. Gerekirse döverek, gerekirse söverek..

Vee gelelim üniversite çağımıza... Bir kaç sene önceydi sanırım. Yine kilo vermeye çabalıyordum. Üniversiteden eve yürüyerek geliyordum. Abur cuburu tamamen bırakmıştım. Bu sayede de iyi para biriktirmiştim. Zaten kirli çıkı derler bana. Yine bu yürüyüşlerim sırasında Tom aradı. 

T: Ablaların en güzeli nasılsın?

 M: Yine ne istiyorsun Tom?

T:  Ya aşk olsun, hep bişeyler istemek  için mi arıyorum seni? Özlemiş olamaz mıyım?

M: Özlesen sürpriz yapıp yanıma gelirdin, ya paran bitti ya da başka bir problem var işin içinden çıkamıyorsun.

T: Beni bu kadar iyi tanımak zorunda mısın?

M: Evet, çünkü ben senin ablanım. Söyle. Derdin ne?

T: Abla param bitti, biraz gönderir misin?

M: Ya ablacım,  benim de param yok, ay sonunu ancak getireceğim, kusura bakma.

T: Nasıl paran yok? Sen ablasın. Senin her zaman paran olur. Kardeşime lazım olur, kantinden bişey almak ister belki diye ilk okuldan beri yanında normalden biraz fazla para taşırsın sen. Şimdi kandırma beni.

M: Ne kadar lazım? :)

:) Eveeet sevgili okurlar... 

Abla olmak böyle bişey işte. 

Kendi canınızın yanına başkasını da koymak.. 

İnsan her zaman en çok kendini düşünür. 

Ama abla olunca neredeyse kendiniz kadar düşündüğünüz bir kişi daha oluyor hayatınızda. 

Onun küçük annesi oluyorsunuz. 

Gecenin köründe karnı acıkınca parmak uçlarında yanınıza gelip, abla ben acıktım, diyen bir afacan oluyor. 

Kafasına top çarpıp canı acıyınca, abla öp de geçsin diyebiliyor... 

İlk aşkı tarafından terk edilince gelip omzunuzda ağlıyor..

Yaşı 24 olsa da, 1.90 boyunda olsa da sizi kırıp küstürdüğünde gelip kucağınıza oturup özür dileyebiliyor... 

Ve daha bir sürü şey.... 

Abla olmak çok güzel ve çok zor bişey.. 

Bu yazıyı okuyan küçük kardeşler.. Ablalarınız yanınızdaysa sarılıp öpün. Benim gibi uzaktaysa, arayıp çok sevdiğinizi söyleyin.. Çünkü bizler belli etmesek de sizleri çok seviyoruz...