KÜLTÜR

Sosyal hayat ve internetten yaşanan hayatlar

Author

    Güzel tanım değil mi? Sosyal medya, sosyal hayat falan. Başına bir sosyal koyduktan sonra internette harcanan saatler anlam kazanıyor çünkü.  Yediğimiz yemeğin fotoğrafı konunca tadında kayda değer artış oluyor mesela. Ya da gidilen mekanda "çekin" yapınca daha bir saygı kazanıyoruz toplum nazarında.  

"-Gördün mü bak, nerelere gitmiş" "-Ayy ne güzel" . Canınızın sıkkın olması, hayatın anlamsız günlerinden birisini daha yaşıyor olmanız önemli değil işte. Renkleri canlı çıksın diye sonuna kadar oynanmış bir fotoğrafta anlamsızca sırıtın yeter. İnsanlar fotoğrafınız ve altına yazdığınızı hatırlayacak sonuçta. Siz yeni başlayan mide yanmanızla fazla kaçırdığınıza küfrettiğiniz yemeği ve yarın sabahın köründe nasıl kalkacağınızı düşünürken herkes güneşli bir günde gözlüklerle sırıtan adamın yerinde olmayı isteyecek .

 Biraz düşününce zararsız bir dolandırıcılıktan başka bir şey değil aslında bu samimiyetsiz tavır. Olmayı istediğimiz gibi davranıp karşılaştığımız durumlara dair sivri köşeleri kendimize göre yuvarlatıyoruz işte. 

  Ama sonuçta okur; eninde sonunda bir gün geliyor o korkunç yüzleşme... "Ne yapıyorum ben? Yazdığımın ne kadarı yaşadıklarım ve önceleri tatlı bir oyun gibi başlayan bu sosyal samimiyetsiz yalanlar daha nereye kadar gidebilecek?"

  Yalnız birey güçlü bireydir diye bir cümle okumuşluğum var ve bu cümle hayatımın son 15 senesi boyunca olur olmaz zamanlarda aklıma gelip duruyor işte. Kendi sesimi dinlediğim zamanlarda kafa yoruyorum üstüne. Yalnız kalabilen birey mi güçlü yoksa yalnızlıktan keyif almaya çalışan mı? Olur mu öyle şey deme okur oluyor arada. Valla bak. Ciddi ciddi keyif aldığın zamanlar oluyor. Sahilde oturup insanları izliyorsun ; koşturanlar, el ele yürüyenler ,vücut dilleri ve yüzleri farklı şeyleri söyleyen insanlar. Babası simit aldığı için mutlu olan çocuk babanın kalan parasını saydığını ve durumdan mutlu olmadığını görmüyor mesela. Ya da sevgilisine heyecanla bir şeyler anlatan kız çocuğun yan tarafta oturan kızlara attığı kaçamak bakışı kaçırabiliyor. Geç kaldığı belli olup ta acele hareket edenler oluyor. Nadiren çevresini izleyen ve zamandan soyutlananlar oluyor. 

  Güzel şeyler de var okur  bak arada gördüğüm; tekerlekli bir sandalyede boğazı izleyen o kız çocuğu mesela... O an için oydu boğazın sahibi ,  çevrede oturan masalarda aslında 2 liralık çaya 3-4 katını ödeyip te "ne iyi oldu da geldik"çiler değil de o kız çocuğuydu yaşamı ve çevresini anlamlı kılan okur. Kendimi de figürasyona dahil ettiğim bir sahnede asıl rol onundu çünkü. Fotoğraf çekmek için denizin kıyısına gidenler ile  deniz kıyısında fotoğraf çekmek aklına gelenler arasında yaşanan adı konmamış anlam savaşına inat o anı en gerçek yaşayan o ışıklı gözlerdi çünkü . 

 Farkında olmakla ilgili belki her şey bir yerde. Bugün toplumun dayattığı ya da aslında reklam sektörünün daha fazla ürün satmak için ürettiği değerlere göre hareket etmeyi elbette ki tercih edebilirsin. Farkında ol ve fazla kaptırma yeter okur. Fazlası her yaptığı işin fotoğrafını paylaşan, her yediği içtiğini gösteren "layk" budalalarına döndürüyor insanı. Ya da ne bileyim moda diye işid sakalı ile dolaşan oğlanlara, fotoğraf çektirirken sopayı ağzının ortasına yerleştirmeyi düşlediğin dudaklarını büzüp fotoğraf çektiren kızlara döndürüyor işte. 

 Düşün okur... Paylaştıkların samimi ve gerçekse eğer sözlerim sana değil. Şimdi diyebilirsin ki "peki sen?". Bir ölçüm birimi değilim sonuçta ya da standart belirleyen bir kurumun üyesi. Belki benim gibi düşünen birileri daha vardır diye yazan fazlaca can sıkıcı bir ruh hastası da diyebilirsin :) Yazmakla;  şişelediği mektupları denize atan bir meczup de geç işte. Fazla anlam yükleme yani okur. Beğenirsen laykla beğenmezsen bir küfür salla yeter . Ha bir de gülümse elinden geldiğince...