EDEBIYAT

Yalnızlığın Sesi

Author

Yalnızlığın sesi nasıl olur bilir misin okur? Kimi zaman açık kalan pencereden gelen sokağın sesidir, kimi zaman yüksek sesle artık dinlemediğin televizyondur yalnızlığın sesi… Saat farklı işler bak. Kimi zaman geçmek bilmez kimi zaman da bir kanepede bütün gün nasıl geçirilebilir diye kendine küfrettirir işte.

Acınmak için yazmıyorum bak. Akşam serinliğinde bir bardak çay ya da kahve huzuruyla kendini dinlediğin zamanlardaki itiraflarından birisi gibi düşün bunu. Eminim bir şekilde sen de bu yalnızlıkla yaşamayı öğrenenlerdensin okur. Hem vazgeçilmez hem de yavaş yavaş içini kemiren bir sancı işte… Vazgeçilmez ; çünkü en derin parçamız olan ruhumuza dokunan olmayınca çoğu zaman içsel bir yalnızlığa gömülüyoruz, ve ilginçtir belki de kaçınılmaz olduğu için keyif almaya çalışıyoruz. İçimizi kemiriyor; çünkü tek içilen çayın aslında hüzün olduğunu anlayacak yaştayız. Gözyaşlarını silmek için kimseye ihtiyaç duymasak ta bir silenin olduğu zamanki sıcaklığı ne yazık ki biliyoruz…

Dışarıda güzel bir hava var. Çıkıp biraz yürümek? İnsanın en büyük düşmanı yine kendisi be okur. Olmaz bahaneleri kendine duvar yapabiliyor işte. Çoğu zaman bağımsız organlar topluluğuyuz işte. Ayaklar adım atmayı istiyor beyin bunun anlamsız olduğuna hükmediyor ve sonuçta kök saldığı kanepede kendini televizyon karşısında uyuşturmaya devam ediyor insan.

Bir filmin içindeki küçük ama etkili bir sahne oynuyor son zamanlarda aklımda; Filmin kahramanı en büyük korkusunun boşa harcanmış bir potansiyel olduğunu söylüyor. Düşünüyorum bazen okur, ne kadar beni anlatıyor diye. Ya da ne kadar gerçekliği? Mutluluk varılacak bir liman değil yolculuk biçimidir demişler. Kendimize koyduğumuz hedefler bir yerden sonra bütünde olması gerektiğinden fazla yer kaplamıyor mu? Gülümsememiz ulaştıklarımızla sınırlı kalmıyor mu?

İyi de ne yapabilirim diyebilirsin okur. Çoğu zaman ben de diyorum bunu. Yanıtım sadece farkındalık . İçinde bulunduğun an ve kendini fark etme durumu. İhtiyaçlarının ne kadar gerekli olduğunu idrak, imkanlarını ne kadar arttırabileceğinin ve zamanını ne kadar farkında harcayacağınla alakalı . Bunları diyorum diye uzman falan olduğumu sanma sakın. Neticede bu fikirleri dile getirdikten sonra dolaptaki dünden kalma hazır çorbayı ısıtacak ve üşengeçlikten hazır gıdalara yönelinen bir öğünü daha hanesine yazacak bir meczubun kelimeleri bunlar. Yazıyorum ki, belki kendinde değiştirebildiklerin olur okur. Belki bu değiştirebildiklerin sayesinde yayacağın o farklı ışık benim de gözlerime ulaşır. Ya da ne bileyim kendimi dinlemek için kaçacağım bir coğrafyada kesişir izlerimiz…

Aklımın içi , bir gün kullanılmak üzere saklanmış ambalaj kağıtlarıyla dolu okur. Her renk var ama işe yarayacakları günü, belki de o günün hiçbir zaman gelmeyeceğinden korkarak bekliyorlar işte. Bunun tanımı da her halde boşa harcanmakta olan bir potansiyel oluyor herhalde. Olsun be okur, söz bir gün kıracağım içimdeki bu kokuşmuş zincirin halkalarını. Hem bakarsın bir gök kuşağı çıkar dinen yağmurun ardından …

Yalnızlığın Sesi