TARIH

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Author

407 milyonluk Arap nüfusu nasıl 8 milyonluk İsrail’le başa çıkamıyor? Eminim her Türk vatandaşı ömründe en az bir defa bu soruyu sormuştur. Ümit ediyorum ki bu yazı merakınızı biraz olsun giderir.

1974 yılında Türk ordusu, soydaşlarımızı Rum zulmünden korumak için Kıbrıs’a çıktı. Bu durum başta ABD olmak üzere birçok ülkenin tepkisine yol açtı ve sonunda bir dizi yaptırımı beraberinde getirdi. Türk ordusu o güne kadar ABD’den yoğun bir askeri yardım alıyordu. Bu sebeple ABD’nin bu yardımı kesmesi Türk ordusunun, ne kadar dışarıya bağımlı olduğunu ve hazıra nasıl alıştı(rıldı)ğını ortaya koydu. Ordu, telsiz gibi en zaruri ve temel ihtiyaçlarından bile mahrum kalmıştı. Artık tek bir yol vardı: Kendi telsizimizi, silahımızı hatta tankımızı yapmak. İşte ASELSAN bu şekilde doğdu.

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Devletler böyledir. Gelişmeleri ancak ve ancak karşılarına çıkan zorlukları aşıp aşamadıklarına ve bunlardan nasıl ders çıkardıklarına bağlıdır. Hükümetler için zor durumlar iyi çözümleri, iyi çözümler ise devlet geleneklerini oluşturur. İsrail için de tam olarak böyle olmuştur. Bu yazıda çölün, kısaca hiçbir şeyin ortasında işgal ile kurulan bu devletin nasıl ayakta kalabildiğini, silah endüstrisinde nasıl lider konuma gelebildiğini anlamaya ve anlatmaya çalışacağım. En baştan söyleyeyim anti-emperyalist görüşlere sahip bir insanım. Bu sebeple İsrail güzellemesi yapma peşinde değilim. Ancak unutulmamalıdır ki bir olguya karşı hakkıyla cephe almanın ilk kuralı, onu enine boyuna tartmak ve kavramaktır. Şimdi yapmaya çalışacağım şey de tam olarak bu.

Gelin her şeyden önce İsrail’in kas gücünü oluşturan ve silah endüstrisinde onu lider yapan ürünlere bir göz atalım.

Guardium devriye robotu

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Bu robot dünyada görülen ilk robot devriye memuru. Uzun menzilli sensörleri, kamerası ve silahı var. Robot, kilometrelerce uzaktaki asker tarafından kontrol edilebiliyor. Guardium daha önceden belirlenmiş rotada kendi başına devriye gezebiliyor. Bu robotlar Gazze bölgesi ve Suriye sınırında yoğun olarak kullanılıyor.

Bunun yanında İsrail ordusundaki robot kullanımı da giderek artıyor. Örneğin Hamas’ın kazdığı tüneller askerler tarafından değil, robot yılanlar keşfediliyor. Bu robot yılanlar yapıların haritalarını çıkartabiliyor ve askerlerin daha doğru bir savaş planı yapmasını sağlıyor.

Arrow anti-füze sistemi

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Anti-füze sistemi ilk başlarda ABD Başkanı Ronald Reagen döneminde Amerika’da geliştirildi. ABD’nin amacı Sovyetlerin olası bir füze saldırısına karşı bir kalkan sistemi kurmaktı. Sistem, kısa süre sonra İsrail’e de kuruldu. Ülkenin zaten çok küçük olması bu sistemin verimliliğini daha da arttırıyordu.

İsrail anti- füze sisteminin ne kadar yararlı olduğunu Birinci Körfez Savaşında gördü. Zira Saddam’ın İsrail’e fırlattığı 39 adet Scud füzesi daha havadayken yok edilmişti. Ancak Arrow sistemi daha başlangıçtı. Zira İsrail ABD’nin de desteğiyle bu anti-füze sistemini iyice geliştirdi. 

Peki bu sistem asker ve sivilleri korumasından başka ne işe yarıyor? Şöyle ki bu sistem kurulduğu ülkeye, herhangi bir savaş durumunda  diplomatik hamle yapmak için zaman kazandırıyor. Değil saniyelerin, saliselerin önemli olduğu modern savaş ortamında, bu büyük bir nimet.

Mini casus uydular

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

İsrail ilk casus uydusunu 1988’de fırlattı ve böylelikle bunu yapabilen sekiz ülkeden biri oldu. Aradan geçen 30 senden beridir de ülke uydu üretim kapasitesi olarak bir süper güç haline geldi. Şu anda yörüngede sekiz farklı casus uydusu olan İsrail, dünyanın çeşitli yerlerini röntgenlemekte ve ordusuna istihbarat sağlamaktadır.

Bu uyduların görüşü sis ve bulutların ötesini aşamaz. Ancak sahip olduğu radarla kamuflajlar dahil neredeyse her şeyi büyük bir başarı oranıyla tespit edebilir. Bu da demek oluyor ki İsrail’in düşmanı olarak gördüğü Hamas’ın hareketleri gece, gündüz, yağmur, çamur demeden izlenebiliyor.

Dronlar

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

İsrail dünya tarihinde bir savaşta dron kullanan ilk ülkedir. 1969 yılında İsrail Savunma Kuvvetleri oyuncak uçaklara kamera bağladı ve Mısır’da bulunan Suez Kanalını gözetledi. Ülke, "Scout" adındaki ilk silahlı dronu Lübnan’da Suriye’ye ait anti-füze sistemlerini elimine etmekte kullandı.

Bu operasyon tüm dünyanın dikkatini çekti. Öyle ki İsrail, 1986 yılında ABD’ye “Pioneer” adlı dronları satmayı başardı. Bundan birkaç sene sonra bu dron, Birinci Körfez Savaşında adeta tarih yazdı. Şöyle ki Iraklı askerler Dronu gördüklerinde beyaz tişörtlerini çıkarıp havaya doğru sallayarak teslim olmuşlardı. O an, bir homo sapiensin insansız bir araca, yani bir robota teslim olduğu ilk an olarak tarihe geçti.

Markeva tankı

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Türkiye’nin telsiz yapma ihtiyacından doğan ASELSAN’ı hatırladınız değil mi? İşte bu tankların yapılış hikayesi de o duruma epey benzer. Şöyle ki İsrail, İngiltere’den tank satın almak için müracaatlarda bulunmuş, ancak İngiliz hükumeti bu satışı yapmayı reddetmişti. Bunun üzerine İsrail, tamamen kendi projeleri olan Markeva tanklarını üretti.

Bu tankın son modeli olan Markeva MK-4 saatte 40 kilometre hıza ulaşabilmektedir. Ayrıca tankın özel tasarımı, tamirini epey kolaylaştırmaktadır. Bunların yanında yeni nesil Markeva tanklarına “Trophy” adlı bir sistem konulmuştur. Bu sistem aktif bir korunma sistemidir. Şöyle ki Trophy, tankın üzerine doğru gelen bir füze algıladığında metal parçalar fırlatır ve füzeyi, tanka ulaşamadan bertaraf eder.

Gördüğünüz gibi yukarıdaki tüm silahlar son derece modern ve etkili savaş araçları. Peki nasıl oluyor bu iş? İsrail gibi küçücük bir ülke nasıl böylesine ileri teknolojik altyapı gerektiren silahlar tasarlayıp üretebiliyor? ABD yardım ediyor deyip işin içinden çıkmak kolay. Gelin biz bundan daha rasyonel ve daha derin bir cevap bulmaya çalışalım.

Öncelikle İsrail’in silah endüstrisine verdiği ekonomik desteği bakalım. Şöyle ki İsrail devleti, GSMH’sinin %4,5’ini araştırma ve geliştirmeye harcıyor. Bu Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü’nün ar-ge çalışmalarına harcadığından tam iki kat daha fazla. Ayrıca gelen her hükümet bu yoldan gidiyor. Yani ar-ge'ye para yatırmak bir devlet geleneği olmuş durumda.

Bir devlet politikası olarak militarizm

İsrailli çocuklar genelde küçük yaştan itibaren silahla tanıştırılır.
İsrailli çocuklar genelde küçük yaştan itibaren silahla tanıştırılır.

İsrail devleti risk almayı diğer tüm devletlerden daha çok sever. Bu durum gençlerin eğitimleriyle de yakından alakalı. Şöyle ki tüm İsrailliler, kadın-erkek fark etmeksizin 19 yaşında askere alınıyor. Bu insanlar yoğun ve sert bir eğitimden geçiyor ve ölümle sonuçlanabilecek operasyonlara gönderiliyor. Peki bu sırada yine o yaşlardaki Batılı gençler ne yapıyor? Çoğunlukla aşk acısı çekiyorlar ve gerçek acının bu olduğuna kendilerini ikna ediyorlar.

Devletin bu militarist dünya görüşü İsrail topraklarına gökten düşmedi elbette. Bu durumu daha iyi anlamak için İsrail haritasının zaman içerisindeki değişimine bakalım:

20.770 km²'lik bir işgal devleti olan İsrail, silah sektöründe nasıl lider oldu?

Yukarıda gördüğünüz gibi İsrail’i dört bir tarafı düşmanlarla dolu. Bu durum İsrail, Filistin topraklarını ilk kez işgal ettiğinde Yahudi yerleşimciler için daha da kötüydü. Bu sebeple devlet, militarizmi devlet politikası haline getirdi. Böylelikle de bu savaş ve çatışma ortamı, İsrail devletinin attığı her teknolojik inovasyon adımın, öyle ya da böyle savaş araçlarıyla bağlantılı olmasını sağladı.

Silahsız bir İsrail mümkün mü?

Şimdiye kadar İsrail’in nasıl bir militarist bir ülke olduğunu ve devlet ideolojisi olan militarizmi nasıl tekrar tekrar ürettiğini anlattım. Şimdi yeni bir soru soralım. İsrail bir gün barışçıl ve hümanist bir devlet olabilir mi? Hemen cevabını vereyim: Kesinlikle hayır! Çünkü bir ülkede barış olmasının en önemli koşullarından biri kuruluş temellerinin sağlam olmasıdır. Dikkat ederseniz tüm devletler, kuruluş ideolojilerini özgürlük, bağımsızlık gibi tüm dünyada evrensel olarak kabul edilen değerler üzerine inşa ederler. İsrail ise tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bir işgal sonucu kurulmuş ve o zamandan beri yayılmacı bir politika izleyerek genişlemiştir. Bu koşullarda barış, insanların dilinde bir türkü olmaktan ileriye gidemeyecektir.

Not:  Bu yazıdaki verilerin çoğu “The Weapon Wizards: How Israel Became a High-Tech Military Superpower” adlı kitaptan alınmıştır.

Şunu da ben yazdım: