DÜNYA

ABD halkı neden ve nasıl bu kadar kolay silahlanabiliyor?

Author

Ülkede 16 yaşında, reşit olmayan bir çocuk bile rahat bir biçimde bir savaş silahı olarak bilinen AR-15’i alabiliyor. Peki nasıl ve neden?

Benimle birazcık vakit geçiren çoğu kişi hemen ABD düşmanı biri olduğumu düşünür. Açıkçası Amerikan hükümetinden haz etmediğim doğrudur. Ancak samimi olarak söylüyorum, ABD halkına karşı en ufak bir düşmanlığım yok. Hatta onlar için üzülüyorum bile diyebilirim. Çünkü bu toplum kelimenin tam anlamıyla hastalıklı. Hem de tedavi edilmesi neredeyse imkansız bir biçimde.

ABD halkı neden ve nasıl bu kadar kolay silahlanabiliyor?

Çünkü ABD içerisindeki pek çok sağlıklı kişi, bu sorunlu topluma ayak uydurmak durumunda kalmış. Bu açıkçası toplumun ruh sağlığı açısından tam bir felaket. Hint düşünür Jiddu Krishnamurti’nin de dediği gibi “Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir” ABD halkının bu hastalıklı yapısının tezahür ettiği alan ise kesinlikle silah konusudur. Peki Amerikalar silahlara neden bu kadar takıntılı?

At, avrat, silah’ın İngilizcesi

Her şeyden önce silah, ABD halkı için geleneklerin ve bağımsızlık bilincinin cisimleşmiş halidir. Şöyle ki ABD anayasasının Haklar Bildirgesi ile benimsenen İkinci Düzenleme ile, vatandaşların otoriter hükümetlere karşı baş kaldırma haklarını güvence altına almaları için, “silah taşıma özgürlüğü” garanti altına alınmıştır. Düzenleme Türkçe mealiyle şu şekildedir:

“Düzenli bir milis gücü, hür bir eyaletin güvenliği için zorunlu olduğundan, halkın silah bulundurma ve taşıma hakkı ihlal edilmeyecektir"

ABD’nin kurucuları bağımsızlıklarını ilan eden bildirgeyi imzalıyor.
ABD’nin kurucuları bağımsızlıklarını ilan eden bildirgeyi imzalıyor.

Bu düzenlemenin sebebi, ABD’nin kurtuluş savaşı olarak nitelendirilebilecek bağımsızlık mücadelesinde, İngiliz İmparatorluğuna ilk baş kaldıranların silahlı milisler olmasıdır. Doğal sonuç olarak da silah edinme ve taşıma hürriyeti ABD’nin özellikle milliyetçi kesimleri tarafından benimsenmiş ve vazgeçilmez bir gelenek olarak görülmüştür. Bizdeki at, avrat, silah üçlemesi bu duruma epey benzemektedir.

Otomatik felaket

Ülkede silah fetişistlerinin kurduğu NRA (Türkçe UTF, yani Ulusal Tüfek Birliği) gibi kurumlar, İkinci Düzenleme’yi savunacağını düşündükleri Başkan adaylarına milyonlarca dolar yardımda bulunmaktadırlar. Türkiye'de ise silah severler NRA şeklinde örgütlenmese de ülkemizin insanlarında da bir tüfek merak vardır. Herhalde Türkiye’de duvarında bir tüfek asılı olmayan köy evi yok denecek kadar azdır. Bu sebeple aslında Türk halkı, Amerikalıların tüfek merakına yabancı değil. Ancak otomatik silah aşklarına yabancı olduğumuz kesin.

Bu aşk o kadar hastalıklıdır ki Florida'da katliam yapan Nikolas Cruz denen ruh hastası AR-15 gibi bir yarı otomatik silahı rahatça satın alabilmiştir. Peki nasıl oluyor bu iş? Bu sorunun cevabı Soğuk Savaş’ın çetrefilli günlerinde saklı. Zira her şey o dönemde, ABD hükümetinin kıskançlık krizine girmesiyle başladı dersek yalan söylemiş olmayız.

Şöyle ki Mikhail Kalashnikov Türk gençliğinin daha çok Counter Strike oyunundan bildiği AK-47’yi 1940’ların sonunda icat etti. Sovyetler, bu silahı daha sonra Çin ve Vietnam gibi diper Komünist ülkelere sattı. ABD’liler Vietnam’ı işgal ettiklerinde AK-47’yi gördüler ve kelimenin tam anlamıyla haset ettiler.

ABD’de her yıl 10 binden fazla kişi ateşli silahlarla öldürülüyor.
ABD’de her yıl 10 binden fazla kişi ateşli silahlarla öldürülüyor.

Kapitalist ruhlu ABD hükümeti rekabete dünden razıydı. Bu sebeple de dönemin Savunma Bakanı Robert S. McNamara Pentagon’a AK-47’den daha iyi bir yarı otomatik silah yapılması emrini verdi. Sonucunda ABD “Keleş” efsanesinin karşısına M16’yı koymayı başardı. Kısa süre sonra da siviller için M16’nın daha hafif bir versiyonu olan AR-15 piyasaya sürüldü. ABD halkı aslında en başta otomatik silahlara pek yüz vermedi. Ancak gerçekleşecek iki olaydan ötürü bu durum uzun sürmeyecekti.

Reklamın iyi kötüsü olmaz

Yarı otomatik silah satışını patlatan ilk olay Stockton’daki toplu katliamdı. 1989 yılında gerçekleşen bu katliamda saldırgan, elinde yarı otomatik bir tüfekle (AK-47) Stockton İlkokulun’na dalmış ve beş kişiyi öldürüp 29 kişiyi yaralamıştı. ABD halkı o tarihten sonra yarı otomatik bir silah alabileceğini keşfetti. AR-15 ve Keleş gibi yarı otomatik silahlara rağbet artmaya başladı.

Diğer bir sebep ise uyuşturucu satıcıları gibi suçluların da bu silahlardan almaya başlamasıydı. 1980’lerde durum öyle bir hale geldi ki Amerikan polislerinin ateş gücü, suç çetelerinkinden geriye düştü. Bu sebeple polis departmanları da yavaş yavaş yarı otomatik silahlardan edinmeye başladı. Nasıl ABD, Sovyetler ile bir silahlanma yarışına girişmişse, Amerikan halkı da adeta kendi arasında silahlanma yarışına girişmişti. Bahane ise basitti: O beni rahatlıkla öldürebilir, ama o silahtan almazsam ben öldüremem!

Amerikalı silah severlerin en büyük müttefiki NRA, 1871 yılında kurulmuştur.
Amerikalı silah severlerin en büyük müttefiki NRA, 1871 yılında kurulmuştur.

İşin tuhaf yanı bir ilkokulda gerçekleşen bu katliamdan sonra Bill Clinton’ın askeri tarzdaki tüfekleri yasaklamayı gündeme getirmesi, AR-15’in satışlarını patlatmıştı. Çünkü insanlar, yasak yürürlüğe girmeden önce bu silahtan almak istemişlerdi. Ayrıca bu yasak Demokratlara oy da kaybettirdi. Bu sebeple Demokratlar, 2004’te yasağın zaman aşımına uğramasına göz yumdu. O tarihten sonra bu silahlar birçok ABD'linin eline geçti. Öyle ki NRA’ye göre şu anda sivillerin elinde toplam beş milyon AR-15 bulunmakta.

Gelenek mi yenilik mi?

Bir ülkede bu kadar fazla silah olursa doğal olarak silahlı ölümler de alıp başını gidiyor. Demokratlar olarak bilinen liberal kanat, bu sorunun çözümü için silah almayı zorlaştıracak bir reform talep ediyor. Öte yandan Cumhuriyetçiler sorunu silahların çokluğunda değil azlığında buluyor. Ne zaman bir okul silahlı bir manyak tarafından basılsa “Öğretmenlerin de silahı olsa böyle olmazdı” deyip kenara çekiliyorlar.

Elbette ilk başta Demokratların öne sürdüğü çözüm fikri akla daha mantıklı geliyor. Ancak bana sorarsanız bu sorunun çözümü artık sadece hukuksal bir reformdan geçmiyor. Bence ABD halkının kendisini iyileştirmesi her şeyden önce ruhsal reformlarla mümkün. O da maalesef kongrede çoğunluğu sağlamakla olacak iş değil.

Şunu da ben yazdım:

26.02.2018