POLITIKA

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Author
ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Tarikatlar karmaşık dünyanın adeta panzehirlerdir. Bu yapılarda herkes birbirini tanır. Düşerseniz kimse sizi ezmeye çalışmaz. Kimseyle rekabet etmek zorunda olmazsınız. Kendinizi bir yerlere ait hissedersiniz bunun sonucunda da bir kimliğe sahip olursunuz. Fakat en önemlisi düşünmek zorunda kalmazsınız.

Eğer tarikatların sadece Türkiye’ye ait bir fenomen olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Dünyanın her yerinde değişik görüş ve inanışta birçok tarikat bulunmakta. Fakat bir tanesi var ki bana inanılmaz ilgi çekici geliyor. Bahsettiğim bu tarikatın adı Scientology tarikatı ya da cemaati ya da kendilerinin deyimiyle dini.

Elbette bir ‘’dini’’ konu alacaksak ilk önce kurucusundan başlamalıyız. Scientology dininin kurucusu Ron Hubbard’dır. Sizi hiç doğum günü yılı gibi sıkıcı bilgilerle boğmayacağım. İsterseniz onun yerine Hubbard’ın nasıl bir psikolojik yapıda olduğundan bahsedelim.

Üretken ama manyak

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Bu adam bir yazardı. İlgi alanını ise bilimkurgu kitapları oluşturuyordu. Etkin yazarlık yaptığı zamanlar 1930 ve 1938 arasıydı. Bu dönemde bilimkurgu furyası yeni yeni popüler olmaya başlamış, Soğuk Savaş dönemindeyse ABD ve Sovyetlerin uzay yarışından dolayı zirveye çıkmıştı. Bu durum en çok uzay yolculukları ile ilgili kitaplar yazan Hubbard’a yaradı..

Gelin bu ağabeyin zihnine biraz daha inelim ve belli durumlarda nasıl davrandığına bakalım. Öncelikle kendisinin II. Dünya Savaşı macerasından bahsetmememiz gerekecek L. Ron Hubbard bu savaşta bir denizaltı avcı gemisinin kaptanı olarak görev aldı ve Oregon yakınlarında görev yaptı.

Fakat garip olan kısım bu değil. Şöyle ki kendisi yıllar sonra savaşta Japon denizaltılarını batırdığını yazdı. Aslında tek yaptığı ise deniz üstündeki bazı kütükleri bombalamak ve deniz altındaki kayaların üzerine geminin neredeyse tüm mühimmatını boşaltmaktı. ‘’Yanlışlıkla’’ Meksika’ya ait bir adayı bombalayınca da görevinden alınmıştı.

Söylediği bu yalandan çıkarabiliriz ki bu adam kendini yüceltmek ve ilgi odağı olmak için yalan söylemekten çekinmeyen biriydi. Eğer bunu ilginç bulduysanız bekleyin. Çünkü bu sadece ısınma turuydu. Karısıyla olan ilişkisini ve ona söylediklerini okuyunca Scientology’nin nasıl bir kafadan çıktığını daha iyi anlayacaksınız.

Hubbard savaştan sonra mistik büyülerle kafayı bozmuş bir gruba katıldı. Ve hemen grup liderinin sevgilisi Sara Northrup’la işi pişirdi ve onunla kaçtı. Kısa bir süre sonra da kendisinden 13 yaş küçük olan bu kadınla evlendi. Burada bizi özellikle ilgilendiren kısım eşiyle arasındaki ilişki. Çünkü Scientology’nin şifreleri bu ilişkide ifşa oluyor.

Sara Northup, ancak Ron Hubbard'tan boşandıktan sonra bazı anılarını anlatma cesaretini gösterdi. Bu oldukça normal, çünkü şunu söyleyebiliriz ki anlattığı Ron Hubbard, tarikat üyelerinin anlattığı kişiden oldukça farkı. Manyak desem abartmış olmam sanırım. Örneğin evlenme hikâyelerinden başlayalım. Evlilik tamamen pasif şiddet olarak adlandırabileceğimiz bir şiddetin sonucu. Çünkü Ron, Sara’ya ‘’Eğer benimle evlenmezsen kendimi öldürürüm’’ demiş. Kadıncağız da korkup evlenmek zorunda kalmış.

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Ayrıca kendisi ağır bir paranoyakmış. Sara bir gün yatağında uyurken aniden kafasına sertçe vurulduğunu hissetmiş. Uyandığında kocası Ron’u ve elindeki silahı görmüş. Adam karısının kafasına silahın kabzasıyla vurmuş anlayacağınız. Neden mi? Çünkü Sara uyurken gülümsemiş Hubbard da rüyasında başka erkeklerle birlikte olduğunu düşünmüş.

Bunun dışında Sara, Ron Hubbard’ın oldukça açgözlü ve parayı seven bir adam olduğunu belirtiyor. Hatta bir keresinde para kazanmanın en iyi yolunun bir din yaratmak olduğunu söylemiş. Bunun oldukça zeki bir hamle olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü ABD’de din kurumları vergiden muaftır.

Şimdiye kadar bu adamın nasıl biri olduğunu anlamışsınızdır herhalde. Ron Hubbard egoist, narsist ve paranoyak bir adamdı. Fakat inanılmaz bir hayal gücü ve müthiş bir yazar üretkenliğine sahipti. Ne derseniz deyin. 1930’larda bugün hala okunabilen bilimkurgu kitapları yazmak her yiğidin harcı değildir.

Ulu Xenu sen beni koru

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Kurucusunu tanıyoruz şimdi de ürüne bakalım. Nedir bu Scientology? Kelime anlamı olarak science (İngilizce bilim demektir) ve teoloji kelimelerinin birleşiminden oluşmuş. Seküler insanlara da hitap etmeye çalışmışlar anlayacağınız. Bu tarikatın kutsal kitabı diyebileceğimiz kitabı ise yine Ron Hubbard’ın yazdığı ‘’Dianetics’’. Bu eser yazıldığı tarihte elbette bir kutsal kitap olarak görülmüyordu. Fakat ‘’normal’’ bir kitap olarak uzun bir süre en çok satılan kitaplar listesinin başında kaldı.

Bu kitapta insan zihninin nasıl çalıştığını anlatan bölümler var. Buna göre beyin iki kısma ayrılır: Bir analitik bölüm, iki ise tepkisel bölüm. Analitik bölüm kusursuzken tepkisel bölüm ‘’engram’’ denilen kötü anıların toplandığı yerdir. Bu kötü anılar uzman Scientolojistler tarafından e-metrelerle (yine Hubbard tarafından icat edilmiş bir araç) saptanıp zihin dışına atılabilir.

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Herhangi bir terslik göremediniz değil mi. E-metre olayı biraz saçma olsa da geriye kalanlar kulağa çok absürd gelmiyor. Sadece Scientology’nin yaradılış mitini duyana kadar bekleyin. Film orada kopuyor.

Bu duyacağınız hikaye ilk başlarda sadece en yüksek seviyedeki Scientolojistlere açıklanırdı. Fakat daha sonra tarikattan ayrılan insanlar bu miti ifşa ettiler:

75 trilyon yıl önce insana benzer canlılar Dünya’ya benzer bir gezegende yaşıyorlarmış. O Dünya’nın teknolojisi 1950’lerin teknolojisine oldukça yakınmış. Aynı zamanda dertleri de bizim dertlerimize benzermiş. Bu problemlerin en büyüğü ise aşırı nüfusmuş. Buna çözüm bulmak isteyen ulu lider Xenu bazı insanları tutsak etmiş ve vücutlarını dondurmuş. Daha sonra şu an üstünde yaşadığımız gezegendeki volkanların içine bırakmış. Ölen insanların vücudundaki ruhlar atalarımızın vücuduna girmiş. İşte beynimizin tepkisel bölgesindeki kötü anılar da ilk defa o zaman oluşmuş ve nesilden nesile bize geçmiş. Bundan kurtulmanın tek yolu ise Scientology öğretileriymiş.

Scientolojistler bu hikayeye harfi harfine iman ederler.

Kurt kapanından da beter bir tuzak

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

Dinin ana çizgileri genel olarak bu. Peki buna inanan var mı harbi? Size ‘’Görevimiz Tehlike’’ dersem bana ne dersiniz? Ya ‘’Vampirle Görüşme’’ desem? Evet arkadaşlar... Tom Cruise bu tarikatın bir üyesi hem de öyle böyle değil. Bayağı bayağı en önde gelenlerinden. Kendisi bu Scientology tarikatına o kadar batmıştır ki Nicole Kidman ile olan evliliği bu sebeple bitmiştir. Çünkü tarikat üyeleri Nicole Kidman’dan hiçbir zaman hoşlanmamış ve en göz önündeki üyeleri Tom Cruise ile bir ilişki yaşamalarına izin vermemiş. Aşağıdaki videoda Tom Cruise Scientology propagandası yapıyor. Şu dengesiz hareketlere bir bakın hele.

Özellikle 04:20 - 04:40 arasına dikkat

Sadece o da değil John Travolta da bu tarikatın üyelerindendir. Kendisi kariyerinin başında Scientolojistler tarafından destek görmüş daha sonra da yakasını kurtaramamıştır. Peki adamlar gerçekten de bayıldığından mı bu tarikatta kalmayı seçiyor. Hiç sanmıyorum…

Scientology üyeleri düzenli olarak bazı ‘’seanslardan’’ geçerler. Bu seanslarda bir Scientology mensubu hedef kişiler ile bir odada oturur ve onları dinler. Dinlediği şeyler ise genelde kötü anılardır. Tahmin edersiniz ki kötü anıların çoğu aslında kişiseldir. Bu seanslarda nahoş anılar kişinin vücudundan anlatım yoluyla sözde çıkarılır. Fakat gerçekte ileride şantaj malzemesi olarak kullanılmak üzere kaydedilir. Yani eğer ileride Tom Cruise ya da John Travolta ile ilgili bazı bilgiler ‘’sızdırılırsa’’ hiç şaşırmayın.

Peki bu tarikat ne kadar güçlü ve nerelere sızmış durumdalar?. Öncelikle Hollywood üzerinde geniş bir etkiye sahipler. Hatta bu show bussines işlerini yürütmek için ‘’Celebrity Center’’ diye ayrı bir bina diktiler. Los Angeles’in her bir yanında oyunculuk ve sanat okulları var. Burada genç yetenekleri avlayıp daha sonra da piyasaya sokmaya çalışıyorlar (Nedense bir yerlerden çıkaracağım bu taktiği). Ayrıca şu anda tarikatın toplam mal varlığı 3 milyar doları aşmış durumda. Bu paranın vergiden muaf olduğunu tekrar hatırlatayım.

ABD’nin FETÖ’sü olmaya aday Scientology tarikatına yakından bakalım

İnsan ırkı bir garip gerçekten. İçinde bir garip boşluk var ki bir türlü dolmak bilmiyor. Neredeyse her türlü yolu deneyeni görüyoruz ama tam olarak becerebileni göremiyoruz. O kadar yoğun bir dürtü ki bu, insan sanki bu boşluğu doldurmasa içine doğru düşecek gibi oluyor. Kimi parayla doldurmaya çalışıyor bunu, kimi seksle, kimiyse Ulu Xenu’yla. Siz yine de aklın yolundan şaşmayın derim ben. Sonraki yazıya kadar hoşça kalın.