KÜLTÜR

Dünyayı titreten padişahların cenazeleri nasıl kalkardı?

Author

Cihan imparatorları da herkes gibi faniydi. Gelin bu kudretli insanlar öldükten sonra nasıl bir protokol izlenir beraber bakalım.

Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı sana mı kalacak diye bir özdeyiş vardır (Gerçi buradaki Sultan Süleyman, İsrail Kralı Süleyman’dır o ayrı.) Herhalde dünyadaki en doğru laflardan biridir. Gerçekten de istediğiniz kadar kuvvetli olun, ölüm denilen eşitleyici gelince siz de her şeyi bırakıp gidiyorsunuz. Bu duruma elbette bir cihan imparatorluğunu yöneten padişahlar da dahildi. Peki bu insanlar öldükten sonra ne olurdu? Nasıl bir protokol izlenirdi?

Dünyayı titreten padişahların cenazeleri nasıl kalkardı?

(Sultan II. Abdülhamid’in cenaze töreninden bir kare)

Padişahın ölüm haberi ilk başta Sadrazama ulaştırılırdı. O da cenaze için hazırlık yapılması için kethüdaya (Devlet büyüklerinin işlerine koşan kişi) ve reisülküttapa (Günümüzdeki anlamı dış işleri bakanıdır ve doğrudan Sadrazama bağlıdır) haber verirdi. O filmlerde gördüğümüz ‘’Kral öldü, yaşasın yeni Kral!’’  geleneği elbette bizde de vardı (Kralı padişah diye değiştirin işte). Bu sebeple padişah öldükten sonra üst düzey devlet bürokratları Sünnet Odası’nda yeni padişaha boyun eğer ve biat ederlerdi.

Padişahın giysileri kesip saklanırdı

Daha sonra cenaze, tahta yeni çıkmış padişahın da müsadesiyle teneşire yatırılırdı. Burada işler epey ilginçleşiyor. Çünkü geleneğe göre padişah öldüğü sırada giydiği giysiler, kolları kesilerek üzerinden çıkarılır ve saklanırdı. Mesela Fatih Sultan Mehmet’in kürkü ve Sultan Abdülaziz’in kanlı kıyafetleri bu sebeple hala saklanabilmektedir.

Padişahın cenazesi daha sonra Mabeyn Kapısı’ndan çıkarılır ve Hırka-i Saadet Çeşmesi’nin önüne getirilirdi. Cenazenin gasli ise buraya kurulan bir çadırın içinde yapılırdı. Ayrıca Ayasofya, Süleymaniye, Fatih ve Sultanahmet gibi imparatorluğun belli başlı camilerinde selâlar okunurdu. Cenaze ise bugün hepimizin bildiği Mukaddes Emanetler Dairesi’ne konurdu. Burada yeni padişahın da aralarında bulunduğu cemaat, şeyhülislamın arkasında cenaze namazını kılardı. Bundan sonra ise yapılan son şey, tabutun omuzlanıp daha önceden yapılmış olan türbeye taşınmasıydı.

Dünyayı titreten padişahların cenazeleri nasıl kalkardı?

(Hırka-i Saadet Çeşmesi)

Bu şekilde anlatınca elbette insana oldukça resmi bir olay gibi geliyor (Öyledir de). Fakat ne olursa olsun padişahlar da birer insandı. Bu sebeple bu insan yönlerini vurgulamak yazının maiyeti bakımından yararlı olacaktır. 

Gelin Ahmed Refik’in, Sultan II. Abdülhamid’in cenazesini anlattığı ‘’Abdülhamit’in Naaşı Önünde’’ kitabının şu kısmını beraber okuyalım:

‘’Boynu ufak, saçı ve sakalı ağarmıştı. Burnu çehresine nisbeten uzunca idi. Gözleri kapanmış, çukura batmıştı. Saçları alnına doğru biraz dökülmüştü, fazla buruşukluk yoktu. Boynu incelmiş, omuz kemikleri dışarıya fırlamıştı. En zayıf yeri göğsü idi. Göğüs ve kalça kemikleri görülüyordu. Hey’et-i umumiyesi sevimliydi. Beyaz bir vücud, yıkandıkça güzelleşen bir naaş, yeni bir teneşir üzerinde, yıkayanların ellerine tâbii, uzanmış yatıyordu. O gün vakayi ile dolu uzun bir saltanat devresinin son sahifesi kapanacaktı. Bütün nazarlar, Sultan Abdülhamid’in teneşir üzerinde yatan kapalı gözlerine dikilmişti

… Nihayet naaşın yıkanması bitti, sarı ipek işlemeli havluları kurulandı. Tabut yere indirildi. Teneşir, tabutun yanına indirildi. İçine kefenler serildi. Teneşir, tabutun yanına getirildi. İçine kefenler serildi. Sultan Abdulhamid’in naaşı hürmetle tabuta indirildi.’’

Ayrıca II. Abdülhamit de herkes gibi bir vasiyetname bırakmıştı. Buna göre göğsüne ahidname duası konacaktı ve yüzüne ise siyah Kâbe örtüsü örtülecekti. Kendisi vefat ettikten sonra bu vasiyetnameye harfiyen uyuldu. Cenazesinin çıplak göğsüne ahidnâme duası kondu. Ak sakallı yüzüne ise Kâbe örtüsü serildi.

 II. Abdülhamit'in cenaze törenini ilginç kılan detaylardan biri de merasimin kameraya çekilmesidir. Merak ettiyseniz aşağıdan izleyebilirsiniz:

İşte padişahların cenaze merasiminin böyle bir protokolü vardı. Bundan sonrası ise herkesin malumu. O zamanlar devletin devamlılığıyla ilgili bir kanun ve düzenleme bulunmadığından başta da belirttiğim gibi ‘’Kral öldü, yaşasın yeni Kral!’’ mantığıyla yeni padişah tahta oturur ve hüküm sürmeye başlardı. 

Bunu da ben yazdım: