TARIH

GS–FB maçı hikayeymiş, 30,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul derbisi

Author

Bundan yüzlerce yıl önce İstanbul’un en büyük iki takımı karşı karşıya geldi. Sonucunda ise şehrin gördüğü en büyük isyan patlak verdi.

‘’Heyecan, derbiden günler öncesinde başlamıştı. Taraftarlar çarşıda, pazarda tutkunu oldukları takımların renklerini giyiniyorlardı. Bu sebeple kentin sokakları bu büyük müsabaka öncesi adeta maviye ve yeşile boyanmış gibiydi. Şehrin kaymak tabakası diyebileceğimiz güçlü kimseler mavi renkli kıyafetler giyinirken, fakir esnaf ve alt sınıftan insanlar ise yeşili tercih ediyordu. Şehirdeki heyecanın ve gerginliğin kokusunu almayan hiç kimse yoktu''.

Yukarıdaki yazı günümüzde bir derbi öncesini değil, bundan yüzlerce yıl önce Yeşil ve Mavi takımın yapacağı müsabaka öncesini anlatıyor. Hiç öyle burun kıvırmayın, zira bu takımların taraftarlarının yanında, bizim holigan dediklerimiz süt dökmüş kediye benziyor. Neden mi? Anlatayım.

GS–FB maçı hikayeymiş, 30,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul derbisi

Aslında daha önceden Kırmızı ve Beyaz takımları da vardı. Ancak zamanla güçlerini kaybedip rekabetten düştüler.

Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki holiganizm dediğimiz olay bizim sandığımızdan çok daha eski bir olgu. Hele hele İstanbul’un holiganizm geleneği bundan 1485 yıl öncesine kadar gidiyor. Tabi o zamanlar şimdiki GS, FB ya da BJK yoktu. Fakat Ultraslana da GFB’ye de Çarşı’ya da rahmet okutacak iki taraftar kitlesi vardı: Maviler ve Yeşiller!

Şöyle ki o zamanların futbolu, at arabası yarışlarıydı. Özellikle gladyatör dövüşlerinin yasaklanmasından sonra bu spor, halk tarafından büyük ilgi görmüş ve insanların deşarj olabildiği yegâne eylemlerden biri haline gelmişti. Ancak tıpkı şimdiki gibi o zaman da sporun için siyaset karışmıştı. Hepimiz Arsenal’in askerler tarafından kurulduğu için İngiliz ordunun desteğini aldığını, ya da Liverpool’un bir işçi takımı olduğunu biliriz. İşte o zamanlarda da aynı durum söz konusuydu. Mavi takım taraftarları daha çok zengin tüccarlardan ve aristokratlardan oluşurken, yeşil takım fakir esnafın ve alt sınıftan insanların takımıydı.

Takımlar arasındaki bu sosyopolitik fark elbette sahaya da yansıyordu. Her maç öncesi taraftarlar bugün Sultanahmet Meydanı’nda bulunan Hipodromda alkol alıp birbirlerine saldırıyorlardı. Devlet bu durumdan bıkmış olacak ki 531 yılında bir derbi sonrası çıkan olaylardan sonra iki takımın bazı ileri gelenleri tutuklandı. Daha sonra bu kişiler idam edildi. Ancak bir Yeşil ve bir Mavi takım taraftarı kaçarak yakınlardaki kiliseye sığınmayı başardı. Şehirdeki huzursuzluğun daha da artmasından korkan İmparator Jüstinyen, bu kişilerin affedildiğini ve 13 Ocak 532’de bir derbi daha yapılacağını duyurdu. Ancak dananın kuyruğu orada kopacaktı.

Burada biraz durup Jüstinyen yönetimi sırasındaki politik atmosferi anlatmam gerekiyor. Zira müsabaka derbi sırasında çıkan isyan, bu konuyla doğrudan ilgili. Şöyle ki imparator Jüstinyen, genel olarak otoriter bir İmparatordu. Bu sebeple tahta oturur oturmaz merkezi otoriteyi sağlamlaştırmak için bazı önemli adımlar attı. Bu amaç uğrunu da Maviler ve Yeşiller olarak adlandırılan grupların güçlerini törpüledi. Ayrıca ülkenin soylularını, vergilerle terbiye etmeye çalıştı. İşte tarihe sonradan ‘Nika Ayaklanması’ olarak geçecek efsanevi isyanın tohumları bu şekilde atılmış oldu.

Nika!

GS–FB maçı hikayeymiş, 30,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul derbisi

13 Ocak 532 yılında iki takım taraftarı da Hipodromdaki yerini aldı. Kendisi de bir Mavi takım taraftarı olan Jüstinyen locadaki yerinden müsabakanın başlamasını bekliyordu (Kombine bilet o zamanlar ne kadardı acaba?). Mavili taraftarlar İmparatorun sağ tarafında otururken yeşilli taraftarlar sol tarafındaydı. Yarış çok geçmeden başladı. Ancak takım taraftarları maçtan çok Jüstinyen’e hakaret maiyetinde tezahüratlar ediyorlardı. Hem de inananılmaz biçimde hem yeşiller hem de maviler aynı anda! Jüstinyen ilk başta soğuk kanlılığını bozmadı. Ancak taraftarlar hep bir ağızdan ‘Nika!’ (Zafer!) diye bağırmaya başlayınca İmparator locayı terk etti ve sarayına doğru yola çıktı. Farkında olmasa da bu hamlesi hiçbir şeyi değiştirmeyecekti.

Çünkü durum çoktan kontrolden çıkmıştı. Güçlerini birleştiren mavili ve yeşilli taraftarlar adeta şehirde terör estirmeye başladı. Kentteki zengin muhitlerini yakıp yıkan kalabalık, işi o kadar ileri götürdü ki içinde hastalarla beraber bir hastaneyi bile yaktılar. Rivayete göre İmparator Jüstinyen isyanın merkezi olan Hipodroma haber yollayıp isyanın bitmesi halinde toplu af ilan edeceğini söyledi. Ancak isyancılar çoktan eski İmparator Anastasius’un yeğeni Hypatius’u tahta çıkarma hazırlıkları yapmıştı. Artık Jüstinyen için sadece iki yol vardı: Ya ülkeyi terk edecekti ya da isyanı bastıracaktı.

Bir işe kadın eli değmezse olmaz

GS–FB maçı hikayeymiş, 30,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul derbisi

Jüstinyen ve Theodora

İnsanlık tarihi gerçekten çok ilginç. Bazen yüz binlerce kişi bir araya geliyor fakat hiçbir şey değişmiyor. Bazen de sadece tek bir kişi bütün bir ülkenin kaderini değiştirebiliyor. Nika Ayaklanması sırasında olan şey ise kesinlikle ikinci ihtimaldi. Şöyle ki İmparator Jüstinyen, isyan kıvılcamdan volkana döndükten sonra tüm umudunu yitirmişti. Bu sebeple ülkeyi terk etme kararı almıştı. Ancak toplumun alt sınıflarından gelip İmparatoriçe olan eşi Theodora’nın başka planları vardı. Kendisi kocasına tarihin belki de en büyük ayarlarından birini verdi. 

Şöyle dediği rivayet ediliyor:

‘’Belki kadınların erkekler önünde konuşması korkaklara cesaret vermesi yönünden doğru değildir. Ama tehlike anında herkes elinden geleni yapmalıdır. Yıllarca başında imparatorluk tacı taşıyan biri, o tacı kaybederken canını da kaybetmelidir. Nasıl olsa dünyaya gelen her kişi ölecektir. Ey imparator! Kaçmak, kurtulmak istiyorsan bunda bir zorluk yoktur; hazinen var, gemilerin seni bekliyor ama saraydan ayrıldığında yaşamanın anlamını da yitirmiş olacaksın. Ben her zaman Tanrı'ya dua etmişimdir. Üzerimdeki erguvan renkli imparatorluk pelerinini aldığında canımı da alsın. Merak etme! Senin de giydiğin şu erguvan rengi pelerin, gerektiğinde muhteşem bir kefen olur. Şimdi gidebilirsin ama yanında ben olmayacağım".

Tahmin edebileceğiniz gibi bu ayarı yiyen İmparator Jüstinyen light erkeklik yapmadı ve ülkesinde kalmayı seçti. Ancak bir plan yapılması gerekiyordu. Bütün gece kurmaylarıyla isyanı bastırma planları yapan İmparator, eşinin de yardımıyla bir yol haritası çıkarmayı başardı. Buna göre o dönemin önemli generallerinden olan Narses, bir çuval altınla Hipodroma gönderilecek ve parayı seven Mavi takım taraftarlarını ikna etmeye çalışacaktı. Bu zekice plan çok geçmeden uygulamaya konuldu.

Yeşil hüzündür bende

GS–FB maçı hikayeymiş, 30,000 kişinin ölümüyle sonuçlanan İstanbul derbisi

O zamanki Hipodromun 3B modellenmiş hali

Narses bir çuval altınla beraber ve tamamen silahsız biçimde Hipodroma girdi. Mavi takım taraftarlarının yoğun olarak bulunduğu yere çıktı ve İmparatorun da bir mavili olduğunu, tahta çıkarmaya çalıştıkları Hypatius’un Yeşil takımı tuttuğunu anlattı. Daha sonra da altınları dağıtan Narses, Mavi takım taraftarlarını ikna etmeyi başardı. Maviler Hipodromu terk ederken zavallı yeşiller Hypatius’a taç giydirmeye çalışıyordu.

Sonrasında olanlar ise kelimenin tam anlamıyla bir kıyımdı. Dönemin bir diğer efsane generali Flavius Belisarius dışarıda, mavilerin Hipodromu tamamen boşaltmasını beklemekteydi. Sonunda içeride yalnız Yeşil takım taraftarının kaldığını anlayan General, Hipordrom’u bastı ve içerideki herkesi kıstırıp kılıçtan geçirdi. Bunun sonucunda 30,000 ile 35,000 arası isyancı katledildi ve ayaklanma böylelikle bastırıldı.

Nika Ayaklanması sonucunda şehrin birçok yeri harap oldu. Buna şimdiki Ayasofya Müzesi de (O zamanlar kilisesi) dahildi. İmparator Jüstinyen ‘’Ben hala buradayım’’ mesajını vermek için Ayasofya’yı tekrar yaptırdı ve kilise şimdiki görünümüne kavuştu. Ayrıca tahtını elinde tutan İmparator Jüstinyen Doğu Roma İmparatorluğuna altın çağını yaşattı. Bunun yanında ayaklanma, tarihteki en kanlı isyanlardan biri olarak kayıtlara geçti.

İşte böyle. O günden bugüne yüzlerce yıl geçti. Konstantinapolis İstanbul’a, Mavi ve Yeşil takımları üç büyüklere dönüştü. Ancak fanatizm ve onun getirdiği holiganizm hiç değişmedi. Elbette artık hiçbir zaman 30,000 kişinin ölmesiyle sonuçlanan taraftar taşkınlıklarına rastlamayacağız. Ancak bu yazıyı okuduğunuza göre eminim ki artık ne zaman Sultanahmet Meydanı’na gitseniz, birbirlerine küfürler eden ve yumruklaşan o fanatik insanların suretlerini görür gibi olacaksınız. Aşırılıklardan arındırılmış bir dünyada buluşma ümidiyle, hoşça kalın.

Ha bu arada, YEŞİLLER ULAN! 

Şunu da ben yazdım: