KÜLTÜR

Hırsın vücut bulmuş hali Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden boğduruldu?

Author

Osmanlının yaşadığı en büyük felaketlerden olan bu olaya yakından bakalım.

Hırsın vücut bulmuş hali Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden boğduruldu?

Tarihimizdeki en büyük felaketlerden biri kuşkusuz II. Viyana kuşatmasının bozguna uğramasıdır. Hatta bu felaket sadece bizim için değil, bütün bir İslam coğrafyası için bir felaket sayılabilir. Zira o tarihten yüzyıllar önce Kuzey Afrika’dan İspanya’ya hücum eden Emevi ordularından sonra, Avrupa’nın kalbine hançeri saplamaya en çok yaklaşan ülke Osmanlı olmuştur. Ancak bu Kızılelma II. Viyana Kuşatması ile düşmüştür. Şunu çok net bir şekilde söyleyebilir: Eğer bu kuşatma başarıyla sonuçlansaydı Avrupa şu anda çok daha farklı bir yer olacaktı ve ordunun başındaki komutan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarih kitaplarımızda sadece bu savaştaki rolüyle hatırlanmayacaktı.

Dipten tepeye bir başarı hikayesi

Hırsın vücut bulmuş hali Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden boğduruldu?

II. Viyana kuşatması demek Merzifonlu Kara Mustafa demek arkadaşlar. Bu sebeple bu konuyu kuşatma merkezli değil bu paşayı merkeze alarak yazacağım. Bu adamla ilgili bilmeniz gereken ilk şey kendisinin dipten gelen bir insan olduğudur. Adından da anlayabileceğiniz gibi memleketi Amasya’nın Merzifon yöresidir. Babası yörenin tanınmış sıpahilerinden biri olan Oruç Bey’dir. Ancak kendisi IV. Murad’ın Revan seferi sırasında şehit olmuştur. Bunun üzerine zamanın sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa, Merzifonlu Kara Mustafa’yı himayesine alıp oğullarından ayırmamıştır. Hatta daha sonra kızıyla evlendirmiştir.

Şahsen bu paşanın karakterini Enver Paşa’ya inanılmaz benzetiyorum. Çünkü ikisi de dipten gelip tepeye çıkmışlardır. Ve en önemlisi belki de bu sebepten ötürü içlerinde bitmek tükenmek bilmeyen bir kendini kanıtlama isteği vardır. Bu da bu insanları inanılmaz hırslı ve gözü kara yapmıştır. Ne düşünürsünüz bilmem, ancak bu iki devlet adamının da felaketlerle anılması (Sarıkamış felaketi ve II. Viyana kuşatması) bir tesadüf mü sizce?

Büyük hırslar büyük ihtirasları doğurur

Belki inanmayacaksınız ama Kara Mustafa Paşa sefere çıkarken aslında hiç kimsenin kafasında Viyana yoktu. Padişah IV. Mehmet, onu Viyana’yı almak için değil, Yanık ve Komaron kalelerini zapt etmek için göndermişti. Ancak sadrazam özellikle Reisülküttap Mustafa Efendi’nin de telkinleriyle bu kararını değiştirdi.

Yolda kurulan savaş meclisinde toplanan kurmaylarına bu kararını açıkladığında toplantıda müthiş bir sessizliğin olduğu söylenir. Ancak sadrazamın kininden ve öfkesinden korkan kurmayla bu plana karşı çıkmaktan korkar. Aralarında sadece belki de en yüreklileri olan Kırım Hanı Murad Giray Han bu plana muhalefet eder, ancak sadrazamın kararı değişmez.

Peki Reisülküttabın telkinlerini saymazsak sadrazamın bu karar değişikliğinin sebepleri nelerdi? Daha önce de belirttiğim gibi Kara Mustafa Paşa inanılmaz hırslı ve gözü kara bir kişiydi. Sıradan bir asker çocuğu olarak geldiği dünyaya hiç silinmeyecek bir iz bırakmak istiyordu. Bu sebeple daha önce Kanuni Sultan Süleyman gibi bir Mareşal’in çevirip alamadığı bir şehri fethetme düşüncesi onu kendinden geçiriyordu. Viyana’yı kafasına koyan sadrazam bu amaç için padişahın lafını bile çiğnemeyi göze almıştı. IV Mehmet, sadrazamın Viyana’ya gitmesi sonucu duyduğu şaşkınlığı şöyle dile getirmişti: “Kasdımız Yanık ve Komaron kaleleriydi. Viyana dilde yoktu. Paşa ne tuhaf saygısızlık edip bu sevdaya düşmüş. Şimdi Allah kolay getirsin. Lakin önceden bildirseydi, rıza vernezdim”.

Rakip sahaya çıkmak istemiyor!

Hırsın vücut bulmuş hali Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden boğduruldu?

Sadrazamın bu savaş ihtirasına rağmen karşı taraf Avusturya kesinlikle savaşma taraftarı değildi. Hatta Osmanlı ve Avusturya arasında ateşkes sağlayan Vasvar Antlaşması’nı uzatmak istiyorlardı. Bunun için Kont Albert de Caprara İstanbul’a gönderilmişti. Hatta kayıtlara göre Kont şöyle demiştir: “İslam şeriati üzere boğazına bez bağlayıp aman dileyene kılıç olur mu? Üzerine sefer caiz midir?” Bu örnek ayrıca Katolik dünyasındaki Türk korkusunu da gözler önüne sermiştir. Öyle ki bu korku ve endişe sebebiyle bir Avusturya Kont’u olası bir savaşı engellemek için şeriat kurallarını bu kadar ince öğrenmek durumunda kalmıştır.

Ancak Avusturya’nın tüm bu çabaları sonuçsuz kalmıştı. Bunun üzerine her devletin yapacağı gibi Avusturya, Osmanlıya karşı bir ittifak kurma girişimlerine başlamıştı. Katolik ülkeleri Osmanlı tehlikesi baş gösterdiğinde genelde ilk başta Papa’lığa giderdi. O zaman da olaylar bu şekilde ceryan etmiş, İmparator Papa’nın huzuruna çıkıp bir Hristiyan ittifakının kurulması için Papa’dan aman dilemişti. Bunun sonucunda Lehistan’la askeri ittifak kurulmuş, ayrıca Avrupa’nın birçok yerinden gönüllüler Viyana’ya sevk edilmişti.

Bir musibet bin nasihat

Hırsın vücut bulmuş hali Merzifonlu Kara Mustafa Paşa neden boğduruldu?

Savaşı baştan sona anlatmaya gerek yok. Gelin biz daha çok bu kuşatmanın neden başarısız olduğu konusuna yoğunlaşalım. Sadrazam kuşatmayı kurarken kafasında “Ne olursa olsun bu şehri almalıyım” düşüncesi yoktu. Yani şehri yakıp yıkmak istemiyor, bir bütün olarak ele geçirmek istiyordu. Bu sebeple kuşatmayı oldukça ağırdan aldı. Bu da Jan Sobiesky’nin Viyana’ya yardıma gelmesi için zaman kazandırdı. Ancak hatalar burada bitmedi. Yardım ordusu geldikten sonra meydana gelen meydan savaşında, sadrazam oldukça az sayıda askeri düşman ordusu üzerine göndermişti. Buradaki amacı kuşatmanın bozulmasını engellemekti. Fakat bunun büyük bir hata olduğu sonradan ortaya çıktı. Bunun yanında ateşli silahlar konusunda Avusturya ordusunun Osmanlı’dan çok daha üstün durumda olması da işin tuzu biberi oldu.

Evet Merzifonlu Kara Mustafa Paşa kuşatma sırasında çok yanlış kararlar verdi. Ancak şunu itiraf etmeliyiz ki şans da onun yanında değildi. Şöyle ki İstanbul’un fethinde rüştünü ispat eden önemli bir lağımcı teşkilatı vardı. Bu lağımcılar alttan surlara kadar tünel kazarlardı. Surlara ulaştıktan sonra ise tüneli barutla doldurur ve patlatırlardı. Bunun sonucunda da surlarda büyük gedikler açılır ve ordu buralardan şehre girerdi. İşte bu taktik Viyana kuşatmasında da kullanılmak istendi ancak bir fırıncı her şeyi bozdu. Ekmek yaparken yer altındaki lağımcıların seslerini duyan fırıncı hemen askerlere haber verdi ve Avusturya askerleri bu lağımları patlattı. Eğer o fırıncı bu durumu fark etmeseydi her şey çok farklı olabilirdi…

Kazanırsan kahraman olursun, kaybedersen kafan gider

Günümüzde bir bakan başarısız olursa görevinden alınır ya da istifa eder. Ancak o zamanlarda bir paşa başarısız olursa kafası giderdi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa için de farklı olmadı. IV. Mehmet bu felaket sonucu sadrazamın ölüm emrini verdi. Bundan tam 334 sene önce, 25 Aralık 1683 yılında kudretli sadrazam boğduruldu. Daha sonra cenaze namazı kılındıktan sonra kafa derisi yüzüldü ve IV. Mehmet’e gönderildi. Kafatası ise Belgrad’da bir caminin avlusuna defnedildi. Belgrad Avusturya’ya kaybedilince bu cami kiliseye çevrildi ve orada görev yapan keşişler kafayı Leopold Graf Kollonitsch’e teslim etti. Birçok sergide ve müzede sergilenen kafatası günümüzde etik olarak uygun görülmediğinden bir yerlerde sergilenmiyor.

Tarih bize şunu öğretmiştir ki başarı her zaman azimli, fakat nerede durmasını bilen dikkatli liderlerle birlikte olmuştur. Örneğin daha önce belirttiğim gibi Enver Paşa’nın 17. Yüzyıl versiyonu olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ihtirasının esiri olmuş ve hem ülkesini hem de kendisini büyük bir felakete sürüklemiştir. Bunun sonucunda da tarih sahnesinden başarısız bir sadrazam olarak inmiştir. Unutulmamalıdır ki tarih “Çekiçleri “değil “Neşterleri” yüceltir.

Şunu da ben yazdım: