KÜLTÜR

Türk istihbaratının kısa tarihi

Author

Biz bilmesek de görmesek de “onlar” her zaman çalışmaya ve bizi güvende tutmaya devam ediyorlar. İstihbaratçıların dünyasına hoş geldiniz. 

Bazı ülkelerde istihbarat kurumları vardır. Bazılarında ise bir istihbarat geleneği vardır. Türk istihbaratı geleneği de neredeyse tarih kadar eski olup, ikinci gruba aittir. Türk istihbaratçıları yılların birikimi üzerinde yükselir. Bu sebeple “O” alemde prestiji hayli yüksektir. Bayağı bir iddialı oldu değil mi? Gelin bu durumun nedenini anlamak için bundan yüzyıllar öncesine, Orta Asya’ya gidelim. Zira yüzyıllar sürecek bu maceranın ilk adımları orada atılmıştı.

Türk istihbaratının kısa tarihi

İşte bunlar hep Çin’in oyunu…

“Orta Asya’nın düzlüklerinde küçük bir oba. Saçları kel, kısa boylu, çelimsiz bir adam ağır adımlarla düzlüğün ortasındaki bir çadıra yaklaşır. Orada kımız içen ve çocuklarının yavru ata binmeye çalışmasını zevkle izleyen bir Türk’ü görür ve yanına gider. Önce nazikçe selam verir ve yanına oturmak için izin ister. Türk, hemen bu Tengri misafirine destur verip yanına oturması için izin verir. İkili dostça bir muhabbete dalar. Kel ve sıska adam uzak diyarlardan geldiğini söyler. Eskiden çok mutsuz olduğunu, dünyevi arzuların içinde kaybolduğu ve hiç tatmin olmadığını tatlı bir dille anlatır. Söylediğine göre de bundan ancak Buda’nın öğretileriyle kurtulabilmiştir. Türk adamın kendisini dininden döndürmeye çalıştığını anlayınca adamın bir “çaşıt” olduğunu anlar ve kılıcını aldığı gibi adamı oracıkta öldürür.”

Bu olayın gerçekleştiğine dair elimde bir belge olmasa da zamanın birinde o Türk’ün o çaşıt’ı öldürdüğüne eminim. Çaşıt ne diye merak ediyorsunuz muhtemelen. Kısaca söylemek gerekirse “çaşıt” eski Türkçede casus demektir. Türkler, Çin devletine bağlı olarak istihbarat faaliyetleri yöneten kişilere genellikle bu ismi verirdi. Çaşıtlar tıpkı hikayedeki gibi, Türkleri dininden döndürüp Budist yapmaya çalışıyorlardı. Doğrusunu söylemek gerekirse Türk ülkesindeki çaşıtlar gerçekten epey iyi işler çıkarıyordu. Bizim resmi tarihimizde de tıpkı işlendiği gibi Çinli prensesler de bu istihbarat ağının içerisindeydi.

Ancak elbette Türklerin de eli boş durmuyordu.  Türklerin kurduğu ilk istihbarat örgütünün adı "Börü Budun"dur. Bu örgüt, Göktürk Hakanı Kutluk Kağan tarafından kuruldu. Asli görevi ise ordular ve milletler hakkında bilgi toplamak ve sabotaj eylemleri gerçekleştirmekti. Teşkilat toplam 50 kişiden oluşuyordu. Börü Budun, uzun yıllar boyunca ayakta kalmayı başardı. Hatta, simgeleri kurt başı olan bu teşkilatın, Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasında da büyük etkisi olduğu zaman zaman dile getirilen bir iddiadır. Buna göre Börü Budun, devletin yapılanması için elzem olan Türk boylarını Selçuk Bey’in arkasında toplamayı başarmıştı (Ancak Murat Bardakçı gibi tarihçiler bu teşkilatın bu kadar etkili olması, hatta varlığı konusunda epey şüphecidir, bunu da eklemeden geçmeyelim).

Yeni coğrafya yeni düşmanlar

Türk istihbaratının kısa tarihi

Nizamülmülk’ün yazdığı “Siyasetname” dünya politika tarihinin en önemli eserlerinden biridir.

Türkler İslam coğrafyası olarak bilinen Orda Doğu’ya geldiklerinden sonra da istihbarat alanına olan ilgilerini kaybetmediler. Örneğin Büyük Selçuklu Devlet’inin en önemli vezirlerinden biri olan Nizamülmülk “Siyasetname” adlı eserinde Sultanın nasıl tüm şehirlerde habercileri olduğunu, hatta olan biten hakkında bilgi sahibi olmanın sultanın asli görevlerinden biri olduğunu yazar ve şöyle devam eder: "Eğer sultan olan biten hakkında bilgi sahibi olduğu halde zulmü durdurmuyorsa o da zalimdir. Eğer ki bilmiyorsa büyük gaflete düşmüştür. Tembel ve cahildir." Bu sözler bugün bile Türk istihbaratçılarının kafalarına, kızgın bir demiri çıplak deriye işler gibi işlenir.

Aslında şimdi Haşhaşilerden de birazcık bahsetmek gerekiyor. Ancak konuyu dağıtmamak için bu başka bir zamanın konusu olsun. İsterseniz şimdi Osmanlı dönemiyle devam edelim. Zira günümüze en çok etki eden dönem doğal olarak bu dönem. Osmanlıda iç istihbarat, daha çok padişah deyimi sırasında isyan eden şehzadelerden dolayı önem kazandı. Çünkü hangi şehzadenin diğerlerinin önüne geçeceği önemli bir konuydu. Bunun yanında dış istihbarat ise daha çok Balkanlar ve Orta Doğu’da yoğunlaşmıştı.

Bu dönemi önemli kılan asıl şey ise Türk istihbaratının yavaş yavaş kurumsallaşmaya başlamasıydı. Çünkü devlet, ilk defa gönüllü bilgi verenlere değil, paralı profesyonelleri, yani casuslar tutuyor ve bunlara maaş veriyordu. Bunun yanında epey eski olan ve esir edilen düşmanlardan bilgi almak anlamına gelen “Dil alma” yöntemi de hala yaygındı.

Sahne Teşkilatın…

Türk istihbaratının kısa tarihi

Teşkilatın gözü kara silahşörlerinden Yakup Cemil ve silah arkadaşı Enver Paşa.

Ancak Osmanlının, işi sadece istihbarat toplamak olan tam olarak kurumsallaşmış bir teşkilat kurması ancak 19. yüzyılda oldu. Bahsettiğimiz bu teşkilat bence Türk siyasi tarihinin en karizmatik kurumlarından biri olan Teşkilat-ı Mahsusa idi. İttihat ve Terakki tarafından kurulan bu teşkilat 1909 yılında kurulmuştu (Günümüzdeki MİT teşkilatı, Teşkilat-ı Mahsusa’nın küllerinden yeniden doğmuştur). Bu teşkilatın kökleri daha önce bahsettiğimiz “Börü Budun” teşkilatına kadar dayandığı da söylenir. İlk başkanı Kuşçubaşı Eşreftir ve Mehmet Akif’ten Mustafa Kemal’e kadar birçok büyük insan, bu teşkilatın bünyesinde bulunmuştur.

Teşkilat-ı Mahsusa'nın karizmatik olması bir yana, belki de en siyasi tarihimizin en gizemli kurumlarından biridir. Mesela teşkilat kurulurken, kurucu üyelerinden biri gizli kalmıştır. Bu kişinin ismi, soy ismi ve yaşadığı yer değiştirilmiştir. Günümüzde onun soyundan gelen tüm erkek çocukları ya MİT’e alınmış ya da koruma altına alınmıştır. Bu konu CIA’nın bile ilgisi çekmiş olacak ki bu gizemli kişi hakkında araştırmalar yapmış, fakat bulabildiği tek bilgi kendisinin Sakarya, Sapanca’ya yerleşmiş olduğudur.

Tüm bu bilgilerin ışığında rahatça söylenebilir ki MİT, aslında Teşkilat-ı Mahsusa’nın günümüzdeki varisinden başka bir şey değildir. Nitekim MİT, günümüzde nasıl emperyalizm ve onun yarattığı ayrılıkçı hareketlerle mücadele ediyorsa, teşkilat da Arap ayrılıkçılığı ve Batı emperyalizmiyle mücadele etmiştir. Ayrıca Teşkilat-ı Mahsusa’dan ayrılan birçok casus ileride işleyeceğimiz Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti ‘nde görev yapmıştır.

Atatürk’le beraber Yunana karşı savaşan bir “İngiliz”

Türk istihbaratının kısa tarihi

İngiliz Kemal, Amerikalı gazeteci Harry Willy, Trablusgarp göçmeni İtalyan vatandaşı Mehmet Sait ya da Bolsevik Lui, artık hangisine denk gelirseniz.

Şimdi sizi Türk istihbarat tarihinin en yetenekli casuslarından birisiyle tanıştıracağım. Gerçek adı Esat Tomruk, ancak herkes onu İngiliz Kemal olarak tanınır. Kendisi küçükken bir İngiliz gemisine kaçak bindi, ancak kaptan tarafından yakalandı. Kaptan, bu küçük Türk çocuğunu dövüp gemiden atmak yerine bağrına bastı ve onu yanına alarak Londra’ya götürdü. Kaptanın eşi de küçük Esat’ı oğlu gibi sevdi ve benimsedi.

Esat büyüyüp okul çağına başladığında da macera üstüne macera yaşamaya devam etti. Mesela bir keresinde lisedeki serseri takımının, çete liderini tek yumrukta yere yığdı. Bunu gören hocaları da Esat’ta bir boksör ışığı görmüş olacaklar ki kendisini hemen bu spora yönlendirdi. Zira Esat’ın tek yumrukta devirdiği o çocuk liseler arası boks şampiyonuydu.

Böylelikle boksörlük kariyeri başlayan Esat her vurduğunu deviren bir boksör haline geldi. Yıllar sonra da ülkesine geri döndü. Ancak ne yazık ki o yıllar ülkesinin işgal altında olduğu yıllardı. İşte Esat Tomruk’u İngiliz Kemal yapan süreç de burada başladı. Kendisi milli mücadele döneminde milli güçlerin yanında yer aldı ve akla hayale gelmeyecek operasyonlar gerçekleştirdi. Örneğin bir keresinde Yunan hapishanesine düştü, ancak orada komünist bir ayaklanma çıkarmayı başardı. Hatta Amerikalı bir gazeteci kılığında Yunan cephesini gezdi ve buradaki bilgileri Mustafa Kemal’e ulaştırdı (Ayrıca kendisinin Yunan cephe komutanının kızını ayartıp birlikte olduğunu da ekleyelim…)

Türk istihbaratı gördüğünüz gibi kökleri bundan çağlar öncesine giden, kendine has yapısı ve karakteri olan bir geleneği temsil eder. Günümüz medyasının söylediğinin aksine Türk istihbaratı hiçbir şekilde beceriksiz ya da bir işe yaramaz değildir. Elbette ülkenin her kurumunda olduğu gibi birçok darbe almıştır ancak zaten bu tür kurumlar aldıkları darbelerden ders çıkararak gelişirler.

Bunu da ben yazdım: