HIKAYE

Bölüm-4 (Devam-1)

Author

Kahve Masalı-2 den ayrılıp, gitmek istemediğim şubeye doğru yol almıştım ki Yakup’u gördüm alışveriş merkezinin çıkışında. Başka bir kafede bir kızla sarmaş dolaştı. Aslında bugün izinliydi Yakup, ama onu görünce sinirlerime hâkim olamıyordum. Gözükmemek için arka taraftan çıkmaya karar verdiğim anda Sevil çarptı gözüme, Kahve Masalı-3 çalışanlarından. Yakup’un sarmaş dolaş olduğu kız.
Hemen şirket hattından Kahve Masalı-3’ü aradım. Yakup yokken orada sorumlu olan Sedat açtı telefonu.
“Sedat merhaba.”
“Merhaba müdürüm, buyurun?”
“Bugün kimler izinli Sedat? Yakup Bey’den başka?”
“Ondan başka izinli yok, ama Sevil çok hastaymış müdürüm o gelmedi. Bir sorun mu var müdürüm?”
“Tamam, Sedat, geliyorum oraya”
Onları gözden kaybetmeden telefonumla uzaktan da olsa birkaç fotoğraf çektim. Normalde aynı mağazada çalışan kişilerin duygusal ilişkiye girmeleri yasak, önceleri Ankara’da ve diğer şehirlerde sorunlar yaşanmış ve şirket böyle bir karar almış. Bunu yapan iki çalışan olsa belki göz yumarım, ama patronun yeğeni yapıyorsa, hem de yeğeni evliyse, hem de personelin izin günü değilse… Yakup’un eşini neden Eskişehir’e getirmediği şimdi anlaşılıyordu. Eşiyle zaten sorunları vardı, bir de onunla mı uğraşacak burada başka kızlarla gezmek varken.
Kahve Masalı-3’e geldiğimde çok sinirliydim. Bir kahve içtim sinirim yatışsın diye ama ne fayda…
Şirket hattını elime aldım. Mehmet Bey’i aramamak için zor tutuyordum kendimi. Sonra Selen’in dediği gibi Ankara’ya gittiğimde yüz yüze konuşmaya karar verdim Mehmet Bey’le. Tabi Sevil’i de işten çıkartmam gerekiyordu. Şahsi hattımdan Sevil’i aradım.
“Sevil merhaba” Bitkin bir sesle açmıştı Sevil telefonu.
“Merhaba müdürüm”
Birkaç kere öksürdü.
“Geçmiş olsun ne oldu Sevil?”
“Sanırım üşütmüşüm müdürüm. Hala yataktayım gelemedim kendime.”
“Hımm anladım Sevil. Evdesin yani, hastaneye falan gittin mi?”
“Yok, hayır müdürüm gitmedim. Yatıyorum, yatınca bir şeyim kalmaz, yarına turp gibi olurum.”
“Tabi yatınca bir şeyin kalmaz, ya da bulunduğun kafe güzel ada çayı yapıyor, söyle Yakup’a bir tane ısmarlasın sana o da iyi gelir”
Sevil şaşırmıştı. Eminim başından aşağı kaynar su dökülmüş gibi oldu.
“Nasıl, ne, şey anlamadım müdürüm?”
“Ben anladım Sevil. Bugün ve bundan sonraki günlerde istediğin kadar hastalanabilir, istediğin kafelere gidebilirsin. Nasıl olsa bir işin yok artık!”
Telefonu kapattım. Şimdi biraz olsun rahatlamıştım. Bir masaya geçtim, bir kahve daha söyledim. Onu da içtikten sonra tam kalkmaya hazırlanırken bir hışımla Yakup, Kahve Masalı-3’e geldi. Beni gördü. Oturduğum masaya doğru yöneldi.
“Ne yaptığını sanıyorsun sen?”
Adamdaki pişkinliğe bak?
“Asıl sen ne yaptığını sanıyorsun?”
“Ben izinliyim bugün benim ne yaptığım seni ilgilendirmez!”
“Tabi ki ilgilendirmez ama şu an burada olması gerekirken, senin yanında olan hem de sarmaş dolaş olan personelim beni ilgilendirir”
Yakup ne diyeceğini bilemedi. Geldiği gibi aynı hızla kafeden çıktı. Müşterilerde rahatsız olmuştu bu konuşmadan. Hiç bana bu hareketler yakışmamıştı. Yakup yüzünden ne hallere düştüm. Yine sinirlerim gerildi. Hemen buradan ayrılmam lazımdı, yoksa kendime gelemeyecektim.
Kahve Masalı-4’e doğru yola çıktım. Açık hava biraz iyi gelmişti. Nazan’da izinliydi tabi ki diğerleri gibi, ama Duygu oradaydı. Nazan’ın yokluğunda Kahve Masalı-4’le Duygu ilgileniyordu. Duyguyu yanıma çağırdım.
“Duygu nasılsın?”
“Teşekkürler müdürüm. Siz nasılsınız?”
“İyiyim bende. Duygu şu kaybolan kız meselesi nedir?”
“Valla müdürüm nerdeyse on beş gün oldu.”
“Onu sormuyorum. Biliyorum kaç gün olduğunu. Seninle bağı nedir diye soruyorum?”
“Biz burada tanıştık. Beraber yemek falan yerdik, bazen iş çıkışı bir yerlere giderdik zamanla yakın bir arkadaşlığımız oldu.”
Duygu’nun yüzüne bakınca anladım ne kadar üzgün olduğunu. Hiç bu kadar üzgün görmemiştim Duygu’yu. Nazan söylemişti Duygu’nun morali bozuk, kafasını çok taktı Gözde’ye diye, e nasıl takmasın kızın yakın arkadaşıymış.
Tam o sırada geçen gün gelen asabi adam içeriye girdi. Gözleri kanlanmış, ya alkollü, ya haplıydı bu adam. Bu kadar sinirin üstüne bir de bu adam tam bana tuz biber oldu. Hemen ayağa kalktım. Adam bana elini uzattı.
“Kenan Bey merhaba, beni tanıdınız mı?”
Nasıl tanımam o gün beni allak pullak ettin kafede bağırdın çağırdın. Sonra hiçbir şey olmamış gibi benden kâğıt kalem istedin, sonra çektin gittin. O an seni yumruklamak geçti içimden diye düşünürken;
“Hatırlayamadınız galiba. Önce kendimi tanıtayım, ben komiser Ragıp.”
Komiser mi?
“Hatırladım, daha doğrusu şimdi hatırladım.” dedim saçma sapan bir cümleyle, ne hatırladın adamı yumruklamak istediğini mi, komiser olduğunu mu? Hem çok şaşırmış hem de çok komik diye içimden geçirdim.
“Buyurun komiser bey nasıl yardımcı olabilirim?”
“Öncelikle o günkü kabalığım için özür dilemek, sizinle ve personelinizle görüşmek için buraya geldim.”
“Benimle ve personelimle?”
“Tam anlatamadım sanırım. Üstün Gömlek’te çalışan ve kaybolan kızı tanıyorsunuzdur. Onunla ilgili birkaç sorum olacak.”
“A tabi buyurun dinliyorum sizi.”
“Duygu sizin personeliniz o gün 31 Mayıs’ta, Gözde’nin kaybolduğu gün, görüşemedim Duygu ile bu gün onunla görüşmek için geldim. Daha sonra fark ettim Dosya’da Duygu’nun adını, o gün geldiğimde sadece Üstün Gömlek’in müdürü ile kahve içmek için gelmiştim. Sonrasında da o günkü kabalığım için özür dilemek için gelecektim. Fakat şuan biraz daha geçerli sebeplerim var görüşmek için.
Garip bir şeyler oluyordu. Ama ben anlayamıyordum.