DÜNYA

Anneyi gör, öyle büyü...

Author

Annemi görmediğim, aksine daha hızlı büyüdüğüm zamanlardı. Bilmediğim şehirdeki ilk arkadaşlarımdan biriydi Miko. Yeşil gözlü, sarışın, hafif dişlek ve içine kapanıktı.Ah evet. canım A'nın uzantısı gibi bir başka modeldi.Miko, sevilmeye muhtaç gözlerle bakardı. Çok yalnız doğmuş gibi. O güzel gözlerine yakışmayan bir hüzün vardı hep. Çok konuşmadıgı için bilemezdik. Müzikle uğraşırdı, bır şekilde öyle anlatırdı kendini. Ama gerçeklerini orada bile tam olarak anlamazsınız.

Bazen acımak ile sevmek arasında kaybolursunuz. Vicdanlı insanların gardini düşüren durumlardan biridir. Sanki siz onu sevseniz o iyi olacak ve onun iyi olma enerjisinden siz daha iyi olacaksınız. Ona iyi davrandıkca ve anladıkca beni daha çok sevdi. Bu basit denklemi hepimiz biliyoruz. Kestirme yoldan birini sevmenin en kolay yolu. Yoksa? Yoksa bilmiyor musunuz? İstisnasız yaşadım bunu. Bu dahil tüm genellemeleri sevmem ama durum böyleydi. Karşımdaki insana ne büyük haksızlık yapmışım diyorum şimdi. Birbirine hiçbir zaman açılmayan iki insan olarak kaldık öyle.

Sonra onun evlatlık alındığı gerçeğini öğrendiğimde neden iyiliğime ve sevgime ihtiyacı olduğunu anladım. Kafanızda kurduğunuz teoriler acımasız gerçeklerle yok olduğunda önyargılardan iyice nefret edersiniz. Ama ben miko'dan hiç nefret etmedim. Nefret duygusu ile kalbini kirletmemeli insan zaten. Daha az sevmeli ya da daha az iyi davranmalı. Mesela ben bunların üstüne daha az konuşurum. Hatta dolmuşta aylar sonra denk gelip ön koltuğunda oturmama rağmen konuşmam. Camın yansımasından gözlerini görürüm ama yine konuşmam. konuş der gibi bakar yine konuşmam. Sonrada böyle yazar yazar dururum işte.

Ah işte içinde anne hikayesi geçen bir şeyler yazmak geldi içimden bunu yazdım. Herkese iyi geceler. Sana da miko. Hiç konuşmadıgimiz zamanlar aşkına hatta bu gece en iyi gece senin olsun.

Anneyi gör, öyle büyü...