HIKAYE

Perili Köşkün İntikamı...

Author

Bu hikaye hem ilk aşkımın hikayesi hem de hayatımda yaptığım en büyük hatanın hikayesidir. Yaptığım o hayatı yazmayacağım ama kusuruma bakmayın.

Yaşımız o zamanlar 10 falan. Yeni bir mahelleye taşınmışız ve haliyle yabancıyız. Apartmanda Çağrı diye bir çocukla tanıştım çocukta akranımdı. Sürekli onunla oynuyor, apartmanın karşısında bulunan köşk ile ilgili götümüzden perili hikayeler uyduruyorduk.

Size köşkü biraz anlatayım. Köşk bildiğiniz 2 katlı ahşap, filmlerdeki yalılar gibi olan, kocaman bahçesi, bahçesinde envai çeşit meyve ağacı olan bir köşk ama terkedilmiş. Zaten salladığımız paranormal hikayelerin en büyük sebebi de hep bu terkedilişti. Gündüzleri bile bahçesine giremezdik ki bahçenin tellerine en çok yaklaşan bile korkusuz cengaverdi bizim nezdimizde. Geceleri bırakın tellere yanaşmayı yolun diğer tarafına bile geçemezdik hatta apartmanın bahçesinden yola bile çıkmazdık. Sürekli apartmanın bahçesinden köşkle ilgili hikayeler sallar, salladığımız hikayelere biz bile inanır evlere kaçardık.

Mahellede Yağmur diye bir kız vardı binimum aşk hikayelerinin baş kahramanı, adına methiyeler düzelecek, güneşin doğarken bile utanacağı bir kız. (tabi o zamanlar öyleydi benim için :D şimdi nedir ne değildir bilmiyorum). Yağmur bizden 2 yaş daha büyüktü ama arada sırada da olsa yanımıza gelirdi. O geldiğinde çok mutlu olurdum haliyle. Çocukluk aklı onu etkilemek için mal mal hareketler yapardım sjsjsbbsb.

Günlerden bir gün Çağrı'nın Ozan diye bir kuzeni gelmişti misafirliğe. Ozan daha önce de çok gelmişti Çağrı' lara ama fazla bir muhabbetimiz yoktu. Ozan sevilesi veya sevilmemesi gereken insan çizgisinin tam üzerinde duruyordu hep. Bazen çok iyi bir çocuk gibi geliyordu gözüme bazen de gıcık bir tip. Ozan' da bizim akranımızdı. Bir gün üçümüz oyun oynarken birden bir ışık huzmesinin bize doğru geldiğini farkettim. Huzmeye doğru gözlerimi açamıyor görebilmek için gözlerimi kıstığım kirpiklerimin arasından bakmam gerekiyordu ki bu bile görmeme yetmiyordu. Ellerimle ışığı kesmem gerekiyordu o derece. Gelen Yağmur'un ta kendisiydi. Bizim de oyun oynadığımız yer yolun diğer tarafında bulunan köşkün bahçesinin 6-7 metre ilerisiydi. Bize ne oynadığımızı sorduktan sonra o da oynamaya başlamıştı bizimle. Şu an ne oynadığımızı hatırlamıyorum. Aradan belli bir süre sonra Ozan yavşağı Yağmur'uma yavşamaya başlamıştı bile! Oç çok sinir olmuştum. Ayda yılda bir gelip benim bakmaya bile kıyamadığım Yağmur'uma yavşamıştı. Gerçi sonradan anladım hayat her zaman böyleymiş. Birileri için çabalarsın veya iyi düşüncelerin olur ama gelir başkası senin o hayallerini çalar. Ozan'a sinirim katlanarak artıyordu ki kendisi zengindi ve cebinde hayatımızda hiç görmediğimiz veya bilmediğimiz şeyleri çıkarıp Yağmur'u etkilemeye çalışıyordu. Amk cebinden çıkan şeyleri hayatımda ilk defa gördüğüm için ben bile etkileniyordum piçten ahhahaha. Adam bir gün volki tolki denilen telsizle bile geldi amk o derece zengin. Her gelişinde illa ki beni şaşırtacak bir şeye sahip olarak gelirdi. Biz de cips parası bulduğumuzda havalara uçuyorduk amk aradaki farka bak dhdjdbs.

Bir süre sonra biz yine perili köşk ile ilgili hikayeler sallamaya başlamıştık ki Yağmur da çok etkilenmişti bu olaydan. Ciddi ciddi inanmaya bile başlamıştı. Herkes götünden bir şey sallıyor, salladığına kendi de inanıyordu. İşte tam o anda Yağmur bir şey söyledi;

- Siz hiç bu köşke girdiniz mi?

Hayatımın belki de en zor sorusuydu bu. Vereceğim cevap belki de Yağmur'u kazanmam anlamına bile gelebilirdi. Tabiki çocuk aklıyla sgjxbsnsns. Ozan yavşağı hemen atlamıştı mevzuya ben girerim ne var ki diye. Tamam Ozan girebilirdi ama ya Çağrı ile ben?

Ozan bizim salladığımız hikayelerin toplasanız %2 sine denk gelmiştir ama biz Çağrı'yla nereden baksanız her akşam götümüzden hikaye sallardık köşke bakarak. İkimizin ne kadar hayali canavarı varsa o köşkün odalarına taşımıştık hep. İçerisi bizim korkulu rüyalarımızdan bile daha korkuluydu ama Ozan ben girerim ne var ki dedikten sonra ben giremem demek Yağmur'a hoşçakal bebeğim seni tanımak çok güzeldi demekten farksızdı benim için. Ozan'nın lafından sonra ben de girerim demiştim hemen. Çağrı biraz çekimserdi ama Ozan ile benim gireceğimi duyduktan sonra başka çaresi kalmamıştı, o da kabul etmişti.

Köşkün bahçesi yoldan 3 metre aşağıdaydı. Yani köşkün 2. Katı yoldan bakıldığında giriş katı gibi görünüyordu. Biz Yağmur'dan aldığımız gazla tellere doğru inmeye başladık. Hayatımızda ilk defa o tellere dokunuyorduk ve içeri girecektik! İlk başta Ozan tellerden atladı ve bahçeye girdi. Ardından ben Çağrı ve Yağmur. Bahçeye adımımı attığım anda kalbim yerinden sökülecek gibi olmuştu. Bir an Çağrı'ya baktım yüzündeki korkuyu hissetmiştim. Büyük ihtimalle aynı korku bende de vardı shsjbsnsn.

Yavaş adımlarla bakımsızlığı ve terkedilmişliği her halinden belli olan bahçede köşke doğru ilerlemeye başlamıştık. Aylarca hakkında hikayeler salladığımız, bahçesinde gömülü olan insanların ruhlarının olduğu, pencereden bize bakan beyaz elbiseli kadını, içeriden gelen garip seslerin olduğu köşk. Çağrı'yla ikimiz korkuyorduk bu bir gerçekti ama Ozan piçi korkusuz gibi ilerliyordu çünkü Çağrı'yla benim tek ortak korkumuz olan köşkü bilmiyordu! Altımıza sıça sıça ayağımızın altında kırılan kuru dallardan irkile irkile köşke doğru ilerliyorduk ki kaçma diye bir opsiyonum yoktu. Çünkü Yağmur' un yanında korkak vasfına düşmek istemiyordum. Ya gidecektim ya gidecektim o kadar!

Bahçeyi geçtikten sonra köşkün arka kapısına ulaşmıştık. Şimdi köşke girmek için bir kapı arıyorduk. Bir yandan da Yağmur bizi gazlamaya devam ediyordu shxjsbajs. Ozan yüksekliği en fazla 1.50 metre olan bir kapıyı zorladı ama kapı kilitliydi. Başka giriş var mı diye diğer taraflara da baktık ama başka kapı yoktu. Sadece kapının hemen yanında fazla da büyük olmayan bir pencere vardı. Pencereyi zorladım pencere de kapalıydı. Artık giremeyeceğimizi anladığımızda sevinsem mi üzülsem mi bir türlü anlamadığım bir duyguya bürünmüştüm. Çünkü Yağmur üzülmüş gibi duruyordu. Ozan'ın zaten sikinde değil, Çağrı hadi gidelim kafasında ve içeri giremediğimiz için korkuyla karışık mutlu ama Yağmur üzülmüş gibiydi!

Tam o anda yapılmaması gereken bir şey yaptım. Elime taş aldım ve pencerenin camını kırdım. Kısa bir şokun ardından bana kızmışlardı. Çünkü annelerimize ne diyecektik? O an onları düşünmemiştim cidden. Harbiden de annem bu yaptığımı duysa aralıksız 1 saat döverdi beni :D. Neyse tartışmaların ardından camdan içeri girmeye karar verdik. Önce cam kırıklarını iyice temizledik ki camdan geçerken bir tarafımız kesilmesin diye. İçeriye ilk ben mi girdim yoksa Ozan mı hatırlamıyorum ama içeriye girmiştik. Korkulu rüyamız olan o evin içindeydik. Bir yandan korkuyorduk bir yandan da merak ediyorduk. Çünkü hayatımızda belki de ilk defa dışarıdan bakıp içini düşüncelerimizde dizayn ettiğimiz biz yapıyı dokunarak ve görerek yaşayacaktık.

Nerden bilecektim ki hayatımın hep böyle devam edeceğini. Her zaman ütopyamda dizayn ettiğim bir hayatın gerçek hayatta karşılığının olmadığını ya da benim bulamadığımı.

Neyse hikayeden kopmayayım. Nasıl olduysa biz 2 gruba ayrıldık. Köşkün içinde değerli bir şey görürsek diğerlerine haber verecektik. Ne boktan bir eşleşme ki ben Ozan ile eşleştim. Yavaş adımlarla yukarıya doğru çıkmaya başladık. Köşkün içinde hiç eşya yoktu. İçi boştu ama yine de içim ürperiyordu. Sanki beyaz elbiseli kadın bizi takip ediyordu sürekli :D tabi Ozan için hava hoş amk ibne işin macerasında. İçerisi hiç de benim hayal ettiğim gibi değildi. Ben daha şatafatlı bir yer bekliyordum ya da içinde eşya olmadığı için öyle hissetmiştim bilemiyorum. Artık korkumuzu yenmiş gibi rahat rahat dolaşıyorduk köşkün içinde. Bütün odaları gezdikten sonra son bir oda kalmıştı o da kırdığımız pencerenin hemen yanındaki küçük kapılı oda. Odanın kapısına geldiğimizde yavaş yavaş kapıyı açtım ve içeride gördüğümüz şeyle hepimiz kısa süreli şok yaşadık.

Odanın içi ağzına kadar ayakkabı kutularıyla doluydu. Kutulardan birini aldık bir baktık sıfır ayakkabı, bir kaçına daha baktık onlarda sıfır. Düşünsenize maddi durumunuz o kadar da iyi değil ve ağzına kadar ayakkabı ile dolu bir odanın tam ortasındasınız. Ne yapacağımıza karar vermemiştik bir türlü. Birden Yağmur'un aklına aslında kötü olmasa da iyi bir fikir geldi.

- Bu ayakkabıları ihtiyaç sahiplerine verelim.

Tamam Yağmur öyle diyorsun da bebeğim birincisi ayakkabılar bizim değil, ikincisi biz daha çocuğuz, üçüncüsü bizim buraya girdiğimizi ailelerimiz duyarsa ağzımıza sıçarlar düşüncesi eşliğinde kısa süreli konuşmadan sonra Robin Hood edasında ayakkabıları ihtiyaç sahiplerine dağıtmaya karar verdik :D çünkü Yağmur'um öyle istemişti. Amk zaten erkek milletinin başına ne geliyorsa bu kadın milletinin yüzünden geliyor shshshha

Bir sorun vardı biz ihtiyaç sahiplerini nasıl bulacaktık? Ya da biz anlar mıydık ihtiyaç sahibi kimdir olgusundan? Böyle bir karar almıştık ama nasıl yapacağız konusunda hiç bir fikir beyan etmeden evlere dağılmıltık. Biraz da korkmuştum yalan yok.

Aradan 1 saat geçti evin salonundan dışarıya yola bakayım derken bir kalabalık farkettim. Kalabalık köşkün bahçesine doğru ilerliyordu. Hemen ayakkabımı giyip yola çıktım ki bir de ne göreyim. Bizim mahalleden, 3-4 mahelle yukarıdan kadın erkek ellerine almışlar çuvalları bizim üstünden atlarken altımıza sıçtığımız telleri dümdüz edip açamadığımız kapıyı da kırmak suretiyle ayakkabıları yağmalamaya başlamışlar shshsbbs. Ulan bunların nerden haberi oldu diye düşünürken kalabalık öyle bir arttı ki anlatamam. Ayakkabıyı duyan eline çuvalı alıp köşke koşuyor. Etrafıma baktım ortalıkta ne Çağrı ne Ozan ne de Yağmur vardı. Ben de kalabalığa takılıp içeriye doğru ilerlemeye başlamıştım. Artık korkmuyordum çünkü bahçe ağzına kadar insanla doluydu. Halbuki büyüdüğümde asıl korkulması gereken canlının insan olduğunu sonradan öğrenecektim.

İçeriye zar zor da olsa girebilmiştim. Millet o kadar açtı ki birbirlerini ezenler bile vardı. Ayakkabılar yerlere saçılmıştı ve insanlar beğendikleri ayakkabıların diğer eşlerini o izdihamda yerde bulunan ayakkabı kümesinden bulmaya çalışıyorlardı. Kaldı ki bulmak imkansızdı çünkü o kadar yamyam kadın vardı ki ayakkabı kümesini çiftlerine bile bakmadan çuvallara ışık hızıyla dolduruyorlardı. Birden benim de gözüme bir tane spor ayakkabısı çarpmıştı dhxhshjs hemen aldım elime onu ve diğer çiftini aramaya başladım ahahahah ama bulamadım. Aynı ayakkabının renk tonu çok da farklı olmayan bir diğer eşini bulup çıkmıştım izdihamdan :D daha sonra olayları seyretmek için bahçenin dışına çıktım ve beklemeye başladım.

Son model bir arabayla bir adam geldi ve yapmayı durdurmaya çalıştı ama nafile. Gözü dönmüş insanları durdurmak kimin haddine amk shsjsbnah. Adam sürekli şunları söylüyordu;

- Durun! Bu yaptığınız suç. Ben bilmem ne beyin avukatıyım. O zaten geldiğinde sizlere dağıtır bunları. Lütfen durun!

Ama kimse onu dinleyecek algıya sahip değildi o an. Adamı bile ezenilirlerdi durdurmaya çalışsaydı. Zaten adam 5 dakika söylediklerini yineledikten sonra bir bok olmayacağını anladı ki benim gibi yağmayı seyretmeye başladı. Artık izdiham azalmıştı çünkü içeride ayakkabı kalmamıştı :D her zamanki gibi polis olay bittikten sonra yani hava kararınca gelmişti. Salondan polis ile avukatın konuşmalarını seyrediyordum korka korka ya bizim yüzümüzden olduğu anlaşılırsa diye. Neyse ki faili meçhul gibi bir durum oldu hiçbir zaman polis kapımızı çalmadı. Zaten aradan 1 hafta geçtikten sonra adam köşkü yıktırıp yerine apartman yaptırdı. Bütün hayali canavarlarımız o köşkün enkazı altında kalıp öldü. Yıkılırken insanların ne kadar acımasız ve bencil olduğunu ve asıl korkulması gerekenlerin onlar olduğunu fısıldadı son duvarının yıkılışını seyrederken. O insanlara kim haber verdi inanın bilmiyorum. O olaydan sonra da Yağmur'umu bir daha göremedim...

Köşkün yerine yapılan apartmanın inşaatında hayatımda yaptığım en büyük hatayı yaptım. Bu hata hiçbir zaman anlatabildiğim bir şey olmadı benim için. Çünkü bir insanın hayat akışını değiştirdim istemeye istemeye. Her zaman kara bir leke olarak kalacak benim için :(.

Köşk benden intikamını almıştı... :(

Hikayemi okuduğunuz için teşekkür ederim. Hepinize mutluluklar dilerim.

Köşk buna benziyordu ama sağlamdı böyle harabe değildi ve daha büyüktü.

Perili Köşkün İntikamı...