HIKAYE

Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...

Author

Üniversite bitmiş staj yapmak için 2 arkadaş fellik fellik staj yapacak şirket arıyoruz İstanbul'da. Ben Ankara'da oturduğum için staj yapacak yer bulamıyorum. Çünkü Ankara'da deniz yok bilen bilir :D. O yüzden İstanbul'a arkadaşımın yanına gittim. İnternetten şirketlerin isimlerini ve adreslerini aldık ve bulunduğumuz yerden rota çizerek hepsiyle görüşmek için yola çıktık. Sürekli hüsranla sonuçlanıyordu tabiki. Neyse Altunizade tarafında 2-3 tane şirket var en son onlar kaldı geçtik karşıya, hem İstanbul'u tanıyorum hem de iş arıyorum. Şirketin adını unuttum şimdi ama gösterdiği adres baya baya tepelerdeydi. Ulan yürüyoruz yukarı doğru zaten pestilimiz çıkmış ama bir türlü yazdıkları sokağı bulamıyoruz. Bakkallara soruyoruz işin bok tarafı onlar da bilmiyor. Sokak sanki bir yerlerde sıkışmış gibi bir türlü o arayı bulamıyoruz. Derken biz sokağı bulduk ama o sokakta denizcilik şirketinin ne işi var hala anlamadım ki birazdan siz de anlayacaksınız. Unutmuyorum adreste numara 26'yı gösteriyor. Hemen baktım çift haneler sokağın sağ tarafındaki binaları gösteriyordu. Yavaş yavaş ilerlemeye başladık. 18-20-22-24-28! O ne lan? 26 nerede amk!? Ulan bakıyoruz bakıyoruz 26 yok. Acaba bina sokağın arka tarafında mı diyoruz, gidip bakıyoruz orada da değil! Arkadaşımın adı da Özgür bu arada. Özgür olum sokak mı yanlış lan yoksa bir daha bak şu adrese diyorum ama adres burayı gösteriyor. 24 ile 28 arasında bir boşluk var, ağaçlar falan var ama yaşam belirtisi yok. Hâlâ aval aval sağa sola bakarken abi bir de ne göreyim. 26 numara tam karşımda duruyor. Nasıl yani? dediğinizi duyar gibiyim. Pezevenkler hiç üşenmemişler bahçe içinde bulunan türbe tarzı ufak bir kulübeye 26 numarayı vermişler xhxjxhshsh. Evet bildiğiniz türbe hatta türbe bile değil yatır amk! :D

- Vay oç ları. dedim.

+ Ne oldu lan?

- Aha bak sana 26 numara

Türbeyi gösterdim. Zaten orayı bulana kadar ölmüştük yorgunluktan. Özgür türbeye baktı, baktı.

+ Anasını siktirlerim... dedi dolu dolu :D.

O değil çarpılacağız falan :) çünkü türbeye bakıp küfür dağarcığımızı geliştiriyoruz sürekli. İçinde yatan dayı yanlış anlamasın bizim tepkimiz moderatöreydi shdjshshsh dediğim yeri bulamadım ama baktığımız yer aşağıdaki yere benziyordu. O bahçenin içinde de diğer fotodaki kulübenin 1/3 bir külübe düşünün ama yeşil ve ağaçların, otların arasında kaybolmuş neredeyse.

Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...
Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...

Benim aklıma şirketin fason olduğu geldi direkt. Zaten fason olmasalar türbe adresini şirket adresi diye vermek nedir amk!? Biz herhalde bir yanlışlık var internet sitesinde diye aradık şirketi. Şirketin yerini aradığımızı ve bulamadığımızı söylediğimizde bize gelmenize gerek yok ben sizin bilgilerinizi alayım dedi kadın :D al tabi canım oralara kadar zahmet etmeyelim amına koduğumunun kevaşesi! Dhxuzhsh

Son umudumuz da yok olduktan sonra Özgür'gilin Bağcılar'da olan evlerine doğru gitmeye başladık. İkimizin de morali alt üst olmuştu. Çünkü sabah çıktığımızda çok mutluyduk. Kesin buluruz, ikimiz aynı gemide çalışsak ne iyi olur kanka falan diye konuşuyorduk. Gerçi bir gemide 6 ay beraber çalıştık ama o başka bir hikaye. Bu düşüncelerimiz yok olmuştu bir anda. Ben Ankara'ya dönmüştüm ertesi gün.

Aradan 1 hafta geçti Özgür beni tekrar aradı.

-Kanka bir şirket buldum 2 tane stajyer alacaklarmış. Konuştum şirketle valizinizi alın gelin dedi

+ Ciddi misin lan? Baktın mı şirkete fason olmasın?

- Baktım lan baktım adamlar sağlam firma.

+ Allaaaahhh tamam lan yarın geliyorum hemen. Valizi hazırlayayım ben.

Hemen valizi hazırlayıp gece için İstanbul'a bilet aldım. Ertesi sabah Özgür'ün dediği gibi Kadıköy'e gittim. Orada buluşup şirketin olduğu yere doğru gidecektik. Yanlış hatırlamıyorsam şirketin olduğu yer Altınşehir diye bir yer. Sabah 08:00 da şirketin personel müdürünü aradık ve oraya nasıl gelebileceğimizi sorduk. Bize adresi tarif etti ama anasının amında dediği yer. Zaten ikimizinde elinde eşek ölüsü gibi valiz var! Hemen yola çıktık muhabbet ede ede gidiyoruz Özgürle. Kanka hayallerimiz gerçek oldu. İkimiz de aynı gemide çalışacağız artık. Çok mutluyduk harbiden. Giderken çok yorulmuştuk ama yine de gülüyorduk. Çünkü emek olmadan mutluluk olmazdı. Neyse biz şirketi bir şekilde bulduk. Valizleri apartmanın güvenliğine bıraktık ve asansörle yukarı çıktık. Kapıyı çaldık ve stajyer olduğumuzu, personel müdürünün bizi beklediğini söyledik. İçeri buyur etti kadın ve personel müdürünün odasını gösterdi bize. Kapıyı çaldık ve içeri girdik.

- Hoşgeldiniz çocuklar, oturun bakalım.

+ Hoşbulduk Ayhan Bey, nasılsınız?

- Sağolun çocuklar iyiyim siz nasılsınız? Rahat bulabildiniz mi burayı?

+ Sağolun iyiyiz, rahat bulamadık aslında baya yürüdük :D

- Burası biraz iç tarafta kalıyor, keşke taksiye binseydiniz.

Ne taksisi amk yemek yiyecek parayı bile zor buluyoruz!

+ Gerek yok sonuçta bulduk Ayhan Bey

Ayhan'nın tipini hiç sevmemiştim. Bildiğin nursuz pezevenk! Bize çay söyledikten sonra gemiye ilk defa çıkacağımızı bildiği için nasihatler vermeye başladı. Sürekli gemide kesinlikle koşmamamız gerektiğinin altını çiziyordu. İlerleyen zamanlarda dediğinin doğru olduğunu anladım ama kim siker uyarıları? Öyle zamanlar oluyor ki bırakın koşmayı depar atmanız gerekir. Çaylarımızı içerken şirketin politikalarını ve yapacağımız görevleri anlatıyordu. Gemide kesinlikle alkol içemeyeceğimizi içersek gemiden atılacağımızı şirketin en katı kuralının bu olduğunu söyledi. Aslında ben aşırı alkol tüketen bir insan değildim ama bunu duymak beni şaşırtmıştı. Denizcilerin alkole düşkün olduğunu herkes bilir. Gerçi ilerleyen zamanlarda böyle bir politikayı kimsenin siklemediğini yaşayarak anladım. Kendisi bize gemiyi yeni aldıklarını, 5 senedir içinde insan olmadığını ve tersanede bakımda olduğunu söyledi. Bizi de tersaneden sonra stajyer olarak gemiyle beraber engin denizlere yollayacaktı. İlk başta kulağımıza hoş geldi bu dediği şey. Çünkü gemi nedir? Sorusunun cevabı en iyi tersanede öğrenilirdi. Yalnız aklımıza takılan bir soru vardı. Personel müdürünün dediği branşta çalışabilmemiz için "Vardiya Tutma" diye bir belgeye ihtiyacımız vardı ve o belge bizde yoktu. 3 tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin, dünya ticaretinin %80 ini oluşturan bu hazineye verdiği önemsizliği bir bilseniz ağlarsınız. Dediğimiz belgeyi almak için gemide en az 2 ay çalışmamız gerekiyor ama o belge olmadan da gemiye çıkamıyoruz. Düşünün artık ne durumdayız.

- Sıkıntı yapmayın gençler, siz gidin gemiye öğrenin iyice oraları, işi kapın bizim tanıdıklar var gemi tersaneden çıkmadan önce alırız o belgeyi size.

Biz bunu duyunca iyice rahatladık. Bizi gazlamaya devam ederken kapının dış tarafında bir kişi belirdi. Kapıya doğru baktık, herkesin gözünün önüne gelecek olan şu sıfatı gördük. Badem bıyıklı, hafif göbekli sik kafalı fetocu kılıklı biri. Özgür ile bana baktı ve personel müdürüne;

- Yeni stajyerler bunlar mı?

+ Evet Fetocu Bey bunlar.

- Bakalım bunlar kaç gün dayanacak. Dedi. Suratında gelin benim ağzımı yüzümü sikin, beni dövmekten zevk alırsınız gülüşü vardı.

Adama bildiğiniz tilt olmuştum. Bir yandan da dediği laf içime öküz gibi oturmuştu. "Bakalım bunlar kaç gün dayanacak". Acaba biz nereye gidecektik? Neyle karşılaşacaktık? İçimde bir kuşku vardı ama geri dönüşü olamazdı çünkü burası son şansımızdı. Gittiğimiz gün cuma günüydü ve cuma saatinin geldiğini nursuz personel müdüründen öğrendik.

- Çocuklar cuma saati geliyor, şu sözleşmeyi imzalayın ve blabla tersanesine gidin isminizi gönderdim onlara girişte sıkıntı olmayacak gemi orada.

Aklımda sözleşmeyi okumak vardı ve bunu söylediğimde çocuklar cumaya geç kalacağız dedi geçiştirmek için. Bu arada da Fetocu arkamızda belirdi tekrar ve Nursuza acele etmesini cumaya geç kalacaklarını söyledi. Biz de acele ile imzaları çakıp kovulmuş bir edayla daireden çıkıp aşağıya güvenliğin oraya doğru gittik.

- Özgür şimdi siki tuttuk.

+ Niye lan?

- Adamlar müslüman çıktı amk!

Özgür'ün zaten Allahla pek işi yoktu gülerek onay verdi bana. Bu zamana kadar başıma ne geldiyse Müslümanım diyenden geldi ama imama kızdım diye de camiyi yakmadım hiçbir zaman.

Gemi Tuzla'da tersanedeydi ve oraya gitmemiz baya zaman alacaktı. Taksiye verecek paramız olmadığı için metroya binmek için uzun süre yürümemiz gerekti. Daha sonra dolmuş bir daha metro derken pestilimiz çıkmıştı. Benim valizin sağ tekerleği yamulmuştu bile artık sürükleyerek götürüyordum.

Blabla tersanesine geldiğimizde kapıdaki güvenlik bizi durdurdu hemen

- S.A abi biz Atkafası gemisine geldik buradaymış

+ Bakalım isminiz var mı bizde.

Güvenlik bir yandan kağıtta ismimizin olup olmadığına bakarken bir yandan da bize ne olarak geldiğimizi falan soruyordu. Diğer güvenlik gideceğimiz gemiyi duyduğunda bana bakarak

- Siz gideceğiniz geminin armatörünü (gemi sahibi) tanıyor musunuz?

+ Yok abi nerden tanıyalım.

- Bak şurada Titanic yapan adam var ya o sizin armatör.

Arkamı dönüp adamın gösterdiği yöne bir baktım başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Daha sonradan İstanbul'da TURYOL tekneleri de işlettiğini öğrendiğim armatör yeni yaptırdığı teknenin başında önüne bir tane elamanı almış Titanic filmindeki geminin başında kadına kerkinme hareketini yapıyor shxjxbjsjs. Biraz daha dikkatli bakınca 2. Şoku yaşadım. Geminin başında Titanic yapan eleman Fetocunun ta kendisiydi. Aklıma direkt şu geldi.

"Ulan oç madem buraya gelecektin bizi niye almadın lan piç evladı! Sabahtan beri buraya gelmeye çalışıyoruz!"

Bu düşünceler eşliğinde adama küfür ederken güvenliğin tamam gençler girebilirsiniz demesiyle kendime geldim. Gemiye doğru ilerlerken çok heyecan yapmıştım. Çünkü tersanedeki her şey çok büyüktü. Geminin ismini gördüğümüzde ikimiz de heyecan yapmıştık. Gemiye çıkmamız çok zor olmuştu çünkü gemiye gitmek için 2 tane geminin üzerinden geçmek zorundaydık. Gemiyi öyle bir yere koymuşlardı ki ulaşması çok zordu. Daha sonra geminin merdiveninden zor da olsa çıkabilmiştik. Çünkü çok dikti ve elimizde valiz vardı. En sonunda güverteye ayak basabilmiştik. Hayatımda ilk defa bir gemiye ayak basmıştım. Heyecanlıydım. Geminin güvertesinde bir ton insan vardı ama kime sorduysak tersane işçisi olduğunu söylüyordu. En son bir kişi gemide reisin olduğunu ve makine dairesinde çalıştığını söyledi. Ben de Özgür'e beklemesini reisi bulup geleceğimi söyledim. Geminin içine girip aşağıya doğru indim. Aşağıda çalışan bir adam vardı. Yerde birşeyler yapıyordu. Adama doğru seslendim.

- S.A abi kolay gelsin. Reisi arıyordum.

+ Evet benim dedi ve ayağa kalktı.

O an kısa süreli bir şok yaşadım. Birazdan anlatacağım.

- Abi bizi Nursuz Bey gönderdi sizin haberiniz varmış herhalde stajyerim ben arkadaşım da yukarıda bekliyor.

+ Tamam çık yukarı beni bekle!

Adam çok agresifti. Korkmuştum cidden. Yukarı çıktım Özgür'ün yanına geldim.

- Kanka bu adam bizi siker!

+ Niye lan?

- Gelince görürsün amk.

Benim aşağıda gördüğüm adam hiç abartmıyorum Hulk Hogan'ın klonuydu. Tip, kaslar, bakışlar adam bildiğiniz Hulk Hogan... Fotoğraftaki adamın aynısı yemin ederim bandana bile klon!

Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...

Reisi gelmişti. Özgür reisi görünce dediğimi anlamıştı tabiki. Daha sonra reis bizi geminin yemek salonuna aldı ve ne yapacağımızı, neler yapacağımızı anlattı. Bize direkt tulum ve eldiven vermişti. Biz o gün çalışacağımızı düşünmüyorduk aslında. Kalacağımız yeri göstermek için bizi yukarıya doğru çıkarıyordu. Elinde yeni nevresimlerin olduğunu ve problemin olmadığını söylemişti.

Problemin olmadığı şeyi size anlatayım.

-Gemide 5 senedir insan yaşamıyor.
-Gemide elektrik yok.
-Gemide su yok.
-Kendi yemeğimizi kendimiz yapacağız ve sadece 3 kişi olacağız.

Sabahtan akşama kadar çalışıp duş alamayacağız ve sıçmayacağız anlaşılan! Hayır yani nereye sıçacaklardı yaa :D

Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...

Derken reis bana kalacağım odayı gösterdi. Göstermez olaydı! Ben böyle bir harabe görmedim amk! Odada 5 senedir kimse yaşamıyormuş ta ki odada bulunan ikili koltuğun minderini kaldırıp altında gördüğüm şeylere kadar. Minderin altında bildiğiniz fareler için yapılmış bir umumi tuvalet vardı. Ulan arkadaş 4 cm fare boku mu olur lan!? Amk bildiğiniz bu odada benden önce Splinter Usta yaşamış!

Staj böyle yapılır, Lale Sinemasında...

Fareler içeride Cumhuriyeti ilan etmiş ama resmileştirememişler. Bu konu için gereken yerlere başvuru yaptım. Sonuçta fareler de bizim kardeşimiz shxjshsjhx. Hani ordan bir tanesi çıkıp dese ki hayırdır bilader? Yemine ederim hiç yadırgamam özür dilerim abi yanlışlıkla girdim derim çıkarım o derece.

Odadaki faciadan sonra valizimi bırakıp aşağıya inmiştim. Reis bize direkt amelelik yaptırmaya başlamıştı. Kafamda deli sorular vardı.

Biz nereye düştük lan?

Elektrik yok, su yok, yemek yok, insan yok, Odamda Splinter Usta var, Hulk Hogan bize tecavüz etmeye kalksa kılımızı kıpırdatamayız. Ortalık arap saçına dönmüştü. Zaten gemiye 17:00 gibi gelmiştik ama eşek gibi çalıştırmaya başladılar bizi. Hava iyice karardı reis paydos verdi. Yemek salonuna geçip Özgür'le sigara içmeye ve olayları yorumlamaya başladık. Derken reis geldi ve

- Gençler ben çıkıyorum, bakın burda yiyecek şeyler var kafanıza göre bir şeyler yapıp yeyin.

+ Hayırdır reis nereye gidiyorsun? Dedi Özgür.

- Şu ileride meyhane var oraya gidip içeceğim.

+ Reis bize şirkette alkol yasak dediler.

- Sikerim onları gelsinler de tutsunlar beni o zaman.

Reis gitmişti. Koca gemide ben ve Özgür karanlığın içinde kalmıştık. Ufak bir lamba var odayı aydınlatan. O da tersane elektriğinden alıyor enerjiyi. Olayları tartışmaya ve akibatimizi sorgulamaya başladık. Birden aklımıza sözleşmeyi okumadığımız geldi. Hemen aldım sözleşmeyi okumaya başladım. Sözleşmede dikkatimi çeken bir şey vardı. Sözleşmede çalışacağımız geminin adı ile bizim bulunduğumuz geminin adı farklıydı. Vay amk dedim Özgür'e. Olum bu ne lan? Geminin adı farklı burda. Özgür de baktı harbiden onun sözleşmesinde de aynısı vardı. Direkt işi bilen kaptan abilerimizi aradık. Onlar da valizi alın çıkın olum o gemiden bu adamlar sizi koparmaya çalışıyor dedi. O saatten sonra bizi sikseler o gemide kalamazdık. Zaten yatmaya gittiğimde Splinter Usta ile yan yana yatmak hiç cazip gelmiyordu ban djxjxjjxhxj. Direkt gidecektik ama reise haber vermeden gitmek olmazdı. Çünkü adam bize emanet edip gitti gemiyi. Birisi gelip gemiyi soysa bizi sikerlerdi çünkü adamların elinde imzalı sözleşme var. Neyse reis geldi. Biz ona da durumu anlattık. Oturun bakalım gençler biraz muhabbet edelim dedi. Oturduk bir baktık ki adam bize bira almış. Muhabbete bir başladık adam bildiğiniz şeker çıktı. Sohbet muhabbet derken gece yarısına yaklaştı saat reis biz iznini isteyelim dedik ama adama öyle bir alıştık ki kopamayacağız neredeyse. Reis de durun personel müdürünü arayayım da ondan sonra gidin dedi. Personel müdürünü aradı. Nursuza anlattı durumu o oç da sözleşmelerini sana versinler siktirsin gitsinler demiş. Oç şimdi çıksan karşına o lafı söyle de ananı bir sikeyim senin!

Elde valiz gecenin bir yarısı Tuzla'dan Bağcılar'a doğru gitmeye başladık ve hikaye burada bitti :)

Okuduğunuz için teşekkür ederim.