KADIN

Kadına Şiddette Son Nokta

Author

Hangimiz görmedik? Ya da hangimiz uygulamadık? İnkar etmeyin, en azından çocukken yapmıştınız ama çocukken bir şeylerin ayırdında olmadığından insan, o şiddet masum olanı ve insanın doğasında var. Hayır, ben çocukken de yapmadım hiç bir şey diyorsanız şiddet illa fiskeyle, tekmeyle, tokatla da değil.

Şiddetin tanımı şöyle: temel dürtü ve varoluş gereği, savunma veya karşı savunma harici daha çok insanlarda ve topluluk halinde yaşayan hayvanlarda grup içi otorite sağlamak için diğerinin varlığını tehdit unsuru görmek ve onu bu konuda denemek daha doğrusu sindirmek için karşı tarafa uygulanılan, zarar vermeye yönelik psikolojik davranış türüdür.

Hani alfa-beta durumu , topluluk içinde yönetici baskın erkek ya da kadın vardır; bu kişilerde şiddet eğilimi daha fazla. Çocuklarda bunu daha rahat görebiliriz. “Sineklerin Tanrısı” romanında insanoğlunun daha çocuklukta başlayan şiddet eğilimini görmüştük. Şiddete başvurmamak, birine ya da birşeye zarar vermemek öğretilen bir şey… Ahlak kuralları ve eğitim şiddeti törpülemiş;dinlerde birinci kural genelde öldürmeyeceksin, zarar vermeyeceksin şeklinde. Düşünün buna rağmen ne kadar cinayet var.

Ben küçük çocukken salyangozların içini merak ederdim. Yazlıkta küçük bir çocukken bir taşın üzerine salyangoz koyup, onu taşla ezip sonra da minik sopalarla içini, organlarını incelediğimi net hatırlıyorum. Ne büyük şiddet! Şimdi yağmurda yolda yürürken, aman salyangoz ezmeyeyim diye özel dikkat ediyorum, yolda gezen varsa kaldırıp kenara alıyorum ezilmesin diye. Peki,küçüklükteki bu durumum da neydi? Kediler, köpekler sevilecek hayvanlar olarak öğretilmişti ama yazlığa gidince ilk defa karşılaştığım salyangoz öğretilmemişti ve onları ezmemdeki en büyük etken merak idi. Bunu yapmanın kötü birşey olduğunu, şiddet olduğunu bilmiyordum.

Demek ki şiddeti engelleyecek başlıca şey eğitim, öğretim imiş. Çocuğu kendi haline bırakırsan, ya merakından ya da alfa oluşundan mutlaka şiddet uygulayacak. Bizim toplumu düşünelim; erkek çocuğuna öğretilen, gücünü göstermesi, kendini kanıtlaması. Bu kendini kanıtlama da genelde fiziksel güç gösterisi ve şiddetle olabiliyor. Böyle eğilimleri olan bir çocuğu spora yönlendirirsen çok başarılı sonuçlar elde edebilirsin ama birşey yapmayıp,çocuk enerjisini her attığında aferin dersen geleceğin psikopatlarını yetiştirirsin. En çok şiddete uğrayanlar kadınlar, çocuklar ve hayvanlar ama en çok şiddete uğrayanlar kadınlar bir şekilde şiddet uygulayıcılarını da yetiştiriyor. Bir anne düşünün, kocasından şiddet görüyor. Bir oğlu oluyor, o oğlunu da kendine göre güçlü ve şiddet uygulayabilir yetiştiriyor ki ,kendini korusun yada tüm gördüğü bu zaten. Şiddet şiddeti doğuruyor.

Bir tecavüzcü katilin, özellikle çocuk tecavüzcüsünün hapse girdiğinde başına gelecekleri sanırım hepimiz biliriz. Ona hapiste defalarca tecavüz ederler ve sonunda öldürürler. Bunu da toplum olarak destekleriz. Böyle acımasız, psikopat biri bunu hak ediyor der toplum. Ve herkes bunu ister. Aslında bu da bir şiddet ama toplumca kabul görmüş bir şiddet. Böyle ağır bir ceza var diye toplumdaki çocuk tecavüzleri azalıp bitmiyor, hala varlar. Bu ceza, şiddetin şiddeti doğurması demek ki bir çare değil. Diyorum ya; en önemlisi ahlak kuralları, eğitim, öğretim. Bir kişinin yaptığı şeyin, kötü bir şey olduğunu fark etmesi en etkili yöntem aslında. Ben çocukken salyangoz ezmemin kötü bir şey olduğunu öğrendim, belli bir yaşa gelince ve şimdi bir tür günah çıkarma olarak salyangozları koruyorum. Birileri beni salyangozları eziyorum diye dövseydi bu bende belki de başka bir tepkiye yol açacaktı. İnadına yine salyangoz ezecektim ya da başka fenalıklar da yapacaktım. Bu yüzden diyorum ya, en önemli kısım eğitim diye.

Şiddet pornografisi diye bir kavram vardır. Şiddet gözümüze gözümüze sokulur, fışkıran kan, organlar, acı çeken insanlar şiddet pornosunun ana elemanlarıdır. Bu şiddet pornografisi kimi zaman farkında olmadan yapılıyor. “Karşısındakine öyle fena bir şey yaptı ki!” “Öyle bir dövdü ki gözlerinize inanamayacaksınız!” “Diri diri hayvanı yaktı +18” Böyle başlıklara alışkınız. Kimi zaman habercilik, kimi zaman “Aman bunu yapmayın, bu kötü” demek adına böyle görüntüler çıkıyor karşımıza. Belki amaç yapılanın kötü bir şey olduğunu vurgulamak ya da reyting almak bilemeyiz ama bu görüntüler şiddeti normalleştiriyor. Böyle görüntülere alışma tehlikesi ortaya çıkıyor. Bu defa da şiddet çıtası giderek yükseliyor. Bir yerden sonra bu görüntülere alıştıkça, şiddete de alışıyoruz ve gerekli tepkiyi göstermiyoruz.

Yıllar önce Habertürk gazetesinde bir manşet atmışlardı: “Kadına Şiddette Son Nokta”, hemen altında sırtından bıçaklanmış, sırtı çıplak ve yüzü de gayet seçilebilir bir kadın cesedinin fotoğrafı vardı. Çok tepki çekmişti öyle bir fotoğrafı sansürsüz yayınlamalarından ötürü. Bu fotoğraf şiddet pornografisi sayılır mıydı, sayılmaz mıydı? Fatih Altaylı da kadına şiddete tepki çekmek için bunu yayınladıklarını söylemişti. Neredeyse her gün bu şekilde bir kadın öldürülüyor ama görmeyince haberi duyup geçiyoruz. Peki görünce göz alışır mı? Böyle de bir tehlike var. Sansürlü bir fotoğraf olsa belki de bir üçüncü sayfa haberi olacak ve unutulup gidecekti konu. Gerçi şimdi bu haber unutulmuştur çoğu kimse için ama ben hatırlıyorum net bir şekilde, belki de bu fotoğraftan dolayı. Bazen bir fotoğraf ya da bir iz yeterli oluyor olayın vehametini anlatmaya. Şiddet var bunu yok sayamayız ama alışamayız da… tepki ise, başka bir şiddet uygulayarak değil bireysel terapi ve eğitimle.

Dip Not : Kadınların, giderek artan şiddet nedeniyle oluşturdukları tepkiye ve birlikte gösterdikleri ortak reflekse saygıyla...

Kadına Şiddette Son Nokta
Kadına Şiddette Son Nokta