KÜLTÜR

Star Wars The Last Jedi

Author

Son Star Wars, eleştirmenlerden oldukça beğeni alırken, seyirciler tarafından beğenilmemiş. Sinema eleştirmeni değilim ama beğenenlerdenim, bu sanırım benim tipik bir izleyici olmamdan da kaynaklanıyor. Film çok fazla sembolü barındırıyordu, ki bu benim bayılmama yetti. Fakat siz de Game of Thrones dizisinde çok konuşma ve gönderme olduğunda sıkılanlardan ve devamlı dövüş sahnesi isteyenlerdenseniz sizi de kesmeyebilir.

Bundan sonra yazacaklarım ağır SPOILER içerir.

Star Wars The Last Jedi

SPOILER --- SPOILER --- SPOILER --- SPOILER --- SPOILER

Öncelikle serinin bundan önceki filmi “Güç Uyanıyor”u pek de beğenmemiştim. Karakterler özellikle Kylo Ren havada kalıyordu. Stormtroper Finn de fazla abartılı geliyordu, bir olmamışlık hissediyordum. Bu Son Jedi’da Kylo Ren karakterini ve oynayan Adam Driver’ı pek beğendim. Finn karakterini yine beğenmedim. Han Solo ile Beverly Hills Cop arası fazla karikatürize bir karakterdi. Finn’i bir tek filmin sonuna doğru, o külüstür gemi ile bombaya doğru ilerlerken sevdim, orada da Rose onu kurtardı. Bence kurtarmasa belki de daha çarpıcı olacaktı…

Bu son filmde Kylo Ren’i neden mi sevdim? İlk filmde belki senaryodan, belki de yönetmenin J J Abrams olmasından bir hayli ergen idi karakter. Bizim izleyici olarak gördüğümüz; kafası karışık, ikilemleri, sorunları olan bir karakterden çok canı sıkılmış, bu yüzden de sırf anne babasına inat bir tarafa kaçmış bir oğlan çocuğu idi ve tipi de sinirimi bozmuştu. The Last Jedi’da ise Kylo Ren’in çıkmazları, içindeki kötülük ve ufak iyilik kırıntıları gayet iyi yansıtılmıştı. Aslında içindeki kötülük ve iyilik dedim ama aslında içindeki hırsları olan insan-ı beşer çok iyi verilmişti. Bir şey ne tamamen iyi ne de tamamen kötüdür aslında. Filmde de iyi ve kötünün savaşından çok bunun dengesi vurgulanmıştı ve bu filmin ana temasındaki en sevdiğim şeydi. İlk başta “Kötü karakteri bu adam mı oynayacak?” dediğim Adam Driver için bu filmde “Ne iyi seçimmiş” dedim. Bir karede yakışıklı, içinde iyilik de olabilen prens gibi güçlü bir adam oluyor; bir karede ise kötü, hırsından gözü kör olmuş, aklını kaybetmiş çirkin bir adam; bir başka karede annesine yine de kıyamayan bir oğul.

Tüm bunlar oyuncudan çok yönetmenle ilgili. İlk filminde Sundance Film Festivalinde özel bakış ödülü alan, dramadan gelen Rian Johnson iyi iş çıkarmış Kylo ren karakterinde. Ben filmde birçok sembolik anlatım ve doğu felsefesine göz kırpan detaylar gördüm ve bunda yönetmenin payı büyük. Çoğu insan ustalıklı kılıç kullanımı, büyük dövüş ve savaş sahneleri bekliyor ama bunları sıradan bir aksiyon filminde de görebilirim, benim asıl aradığım özenle alt metinlere ve sahnelere gizlenmiş işin felsefesi. Ben Prenses Leia hasta yatarken onun yerine görevi devralan Amiral Holdo‘nun eflatun saçlarında bile bir sembol gördüm. Bir çok sahne bana göre ana temaya hizmet ediyor ve özenle işlenmişti. Filmde saçmalıklar, tutarsızlıklar yok muydu? Vardı. Fakat her Star Wars filminde bu olabiliyor ve bu tutarsızlıklar da bir şekilde açıklanabiliyor.

Gelelim herkesin merakla beklediği Luke Skywalker’a… Luke’un kaderi her zaman yeni bir umut, hatta son umut olması. Tatooine ‘deyken de böyleydi, Ahch-To gezegeninde de böyle oldu. Hatta Darth Wader’dan sonra kurduğu Jedi okulunda da böyle olmuş. Hep son bir umut kıvılcımı olmuş. Film boyunca da Luke’dan yardım etmesi beklenirken kendisi kaçtı. Artık eğitimini yarıda bırakan gençliğinin yarı cahilliği, özgüveni ve hatta kibri yoktu. Fakat şimdi de “Jedi nesli benle bitecek”, “Jedi dönemini kapatıyorum” diyebilme kibri yerleşmişti. Gücün var mı? Jedi mısın, kibrin var. Luke Skywalker da kendisine ve tüm Jedi’lara özeleştiride bulunup, bu nesli sonlandırmak istiyordu ama tam bu zamanda bile kibir altındaydı. Verdiği eğitimi sevdim, bu resmen Uzakdoğu meditasyon, konsantrasyon eğitimleri gibiydi. Fakat kendisinin de hala bazı tavsiyelere ihtiyacı olduğunu Yoda gelince net bir şekilde gördük. Kütüphaneyi yakma çabası güzel bir dersti. Aslında bir şeyi öğrendikten sonra o şeye aracılık eden kitaplara ihtiyaç duymayız. Artık o bilgi içimizdedir. Bu Jedilık durumunda da zaman ilerledikçe, Jediler azaldıkça ve karşı güç yani karanlık taraf güçlendikçe aydınlık taraftaki güç de olaya denge getirmek amacıyla yükseliyor. Ne kadar az güç sahibi potansiyel Jedi varken o kişiler de öyle hızlı ve yoğun güç kazanıyorlar. Luke Skywalker’ın, bu son bölümlerdeki Rey’in bu kadar kısa sürede yeteneklerle donanmasının sebebi güçte olması gereken denge bence.

Filmde yeni son Jedi olan Rey’i uzun süre Luke Skywalker’ın gizli, kendinin de bilmediği kızı sandım. Sonra kızın önemsiz birilerinin çocuğu olduğu ortaya çıktı. İlk başta olur mu Snoke yalan söylüyordur dedim ama filmin sonunda yerleri süpüren çocukta da gücü görünce Anakin Skywalker yani Darth Wader aklıma geldi. Kendisi de Jakku gibi çöl gezegen Tatooine’den çıkmaydı ve anası babası önemsiz kimselerdi. Gücün dengesi için gerektiğinde hiç yoktan birilerinde güç olabiliyordu. Neden güç sadece Skywalker ailesinin tekelinde olsun? Bu fikir hoşuma gitti.

Filmde eleştirdiğim kısımlara gelirsek, filmde farklı ırktan karakter çıkarmak için biraz zorlama yapmışlar gibime gelmedi değil. Finn siyahi, Rose sarı ırktan, karanlık taraftaki Amiral Hux ise sarışın mavi gözlü, kıyafetleri, selamı falan direkt ari ırk ve Hitler döneminden bir komutan gibi… bu çok kör güzün parmağına geldi. Kahramanın bir kadın olması güzel, diğerleri abartılı, bir de gay çift olsa demokrat yeşiller partisi derdim. Karanlık tarafta korkulan lider Snoke biraz kolay öldürülmedi mi? Kylo Ren’in içine çelişkiyi kendisi yükleyen biri, kendine doğru dönen ışın kılıcını fark etmez mi? Ya da Kylo Ren çelişki konusunda numara yapmış ve Snoke’u kandırmış. Rey’i de gücüne güç katmak ve ona karşı da güç gösterisi yapmak için kibirinden getirmiş.

Filmde bolca aydınlık ve karanlığın dengesini, kibrin acizliğini, hırsın kötülüğünü ve ışığa, sonsuzluğa dönüşmeleri gördük. Güzeldi, Star Wars izlemeyenlere bile tavsiye ederim.

Star Wars The Last Jedi