EDEBIYAT

Ev sahibi eve kadın atıyor ve ben bunu kiradan düşemiyorum(!) #okulanım

Author

 Kendi kalesine attığı golü ofsayt bayrağıyla ibne bir hakem tarafından perdelenen , makus talihine bir türlü olay yerinde suçüstü yapılamayan , okkalı bir sözleşme için olaya Pir Sultan Abdal’ı zorla dahil ederek ‘’Şu karşı yaylada göç KATAR KATAR’’ sloganlarıyla kulübe KATAR resti çeken futbolcu kafası yaşadığım yıllar... 

Babam, ıstaka operatörlüğünden malulen emekli. Milletin ıstakasını önüne devirip yine ben bittim aq hahaha diye iki çaylık hesabın faturası bana girmeyecek ereksiyonu yaşarken , kafasında patlatıyorlar ıstakayı. Kafa üstten hafif ayrık. Tek tesellimiz beyne daha fazla oksijen gitmesi. Bir tane kıçı kırık emektar bir radyosu var dede yadigarı. Yakaladı mı frekansı dibine kadar sömürüyor. En sevdiği türkü Kristof Kolomb'dan  ''Vardım Hint eline kumaş getirdim. Erzincan türküsü lan baba bu, diyorum. La bu Portekizliler size ne etti la gardaşım diyerek radyoyu  koltuğunun altına sokuyor ki TRT Portekiz Radyosu çalışanları üşümesin.Yoksa her dalga boyunda karanlık bir sessizlik işgal edecek zihnimi diyor. Cepheden bakınca kafasının üzerindeki aralıktan  beyin lobları bize sellektör yapıyor fakat onun hala zihninin ırzıyla alakalı endişeleri var.

Annem ,3+1 ev hanımı. Gün organizatörü, sikimdirik parfüm ve her türlü okutulabilir kozmetik ürün tedarikçisi. Anneliği daha ziyade hobi olarak yapıyor. Zaten öyle bir boş vakti de yok. Boşa çıkınca babamın kafatasındaki boşlukları doldurmaya çalışıyor.Boşlukları doldururken bile boşluk bırakıyor , boşluğuma yumruk niyetine 20 lira sıkıştıran gayet Mike Tyson annem. Eli kulaklarından ağır, naçiz bedenime kondurduğu acıyı bile duymuyor.

Param olmadığı için hep şu argümanı geliştiriyorum: ‘’Lidyalıların da parası yoktu aq.’’ Bu benim yaşam mottom gibi. Bir de bu yoklukta İstanbul’da üniversite okuyacağım tabi. Neyse ki babamın kafasını kıran Ahmet Amca’nın oğlu iki arkadaşıyla ev kiralamışlar . Ev dediğin, kaba inşaatı henüz kabalığından taviz vermemiş, her yerden rüzgar alan ,güneşe mesafeli duran bir inşaat bölümcüğü gibi bir şey. Bir şekilde ben de o eve sızacağım gibi bir his var içimde. Hiç olmadı rüzgarın atak yaptığı yerden dalarım ceza sahasına.

Kayıt dönemi İstanbul’a gidiyorum. Yürüyerek gittiğim için vize dönemine ancak yetişiyorum fakat kayıt kuyut olmadığından imtihanlara girmeme vize verilemiyor. Daha başlamadan parasızlıktan bir dönem uzatıyorum üniversiteyi. Hocalarla konuştum ayağım alışsın diye derslere girip çıkıyorum. Bazı hocalarla konuşma fırsatım olmadı.Yanımda oturan lavuk, öndeki kızın sırtından içeri bir sürü madeni para atıyor. Kız bir silkeleniyor önce ama tepki vermiyor. Çocuk bir ellilik, iki de 100 lük atıyor . Hoca hukuktan bahsediyor, adaletini siktiğimin dünyası kızın sırtından aşağı bangi jumping yapıyor.  Sıra arkadaşımın yatırım hesabı olarak ön sıradaki kızı kullanması , kızın birden kafayı bize çevirmesine sebep oluyor. Göz göze geliyoruz.

Yaptığı makyajı sene bin bilmem kaç Çarkıfelek’in verdiği Ford Taunus’a yap; Ford C Max diye satmazsan en ahlaksız fordçular sürtünsünler ruhumun en müstehcen yerlerine. Zimbabwe’ye yap, Büyük Britanya aq. Ben, ayağımdaki mantarı dürtmek için tedavülden zengin kalkışı yapmaya çalışıp her seferinde götün geri oturan madeni 25 kuruş bulamazken, hanımefendinin topuğuna 150 liralık nemlendirici sürüyor olma ihtimali geliyor birden aklıma. Şuur felci geçiriyorum.

Hoca , hey sen yabancı diye amfi sınıfın içinde haybeye yere penaltı noktasını gösteren Cüneyt Çakır gibi beni işaret ederek, ne arıyorsun lan sen benim sınıfımda diye bana çıkışıyor. Tarih kitaplarında kendine yer bulamayan , vakanüvistlere para yediremediği için tarihteki yerini finanse edemeyen kimi krallarla aynı bahtsızlığı yaşıyorum. Sınıf listesinde adım yok. Tamam da siz bir adım atın üniversite olarak, ben on adım atmazsam şerefsizim sayın hocam demeye ramak kala ders bitiyor. Sığındığım eve doğru yol alıyorum. Otobüsle 3.5 lira, yürüyerek üç buçuk saat. Yürümeyi tercih ettiğimden akşam yemeklerini hep ıskalıyorum. Ben hiç ıskalanmıyorum tabi. Bam güm, Allah  ne verdiyse dirseksiz dalıyor hayat bana.

Tam dalmışım, gözlerimin önünde bir umut atlası serilmiş; müthiş bir aşkla, ısrarla ve cebren uyandırılıyorum . Hep böyle olmuştur.  Ne zaman bir hayal kuracak olsam, maliye müfettişi kılığında adamlar gelir.Oysa düşünce yürütmekten öteye gitmez, benim hırsızlığım. Parmağıyla dürtüyor. Nasırı iki kat kazaktan hissediyorum.  Ev sahibi kirayı istiyor diye konuya giriş yapıyor Fahrettin. Ortada bir ev yokken kiradan bahsedilmesi çok anlamsız geliyor bana lan Fahrettin ,diyorum.Benim bu efkarengiz cümlelerim daha Fahrettin'in kulağına giriş yapamadan acımasızca ateşlediği ucuz tütünün ihraç fazlası dumanında gark oluyor. Olan hep  bana oluyor.

       Biz kirayı hiçbir zaman denkleştiremiyoruz. Ev sahibi de  parayı denkleştiremediği için daha doğrusu her şeyi batırıp sıçıp sıvadığı için binanın dışını sıvayamıyor. Tuğlalar kucaklaşamıyor. Pimapenler yerleşemiyor. Harç karılamıyor. Dolayısıyla yapıda zorunlu bir paydos durumu mevcut oluyor. Evli , 8 çocuğu var. Her hafta karı atıyor bizim eve. Sittir olun , bir gecelik bir arkadaşınızda kalın, diye tebelleş oluyor. Kuzey ülkelerine tensel bir bağlılığı var Mükerrem abinin. Abi, diyorum ablayı bizim eve niye atıyorsun, duvar yok lan evde. Götürsene lan kendi evine ? Bizim ev çok kalabalık, hayatta olmaz, diyor. Evimizi randıman evi yaptırtmam diye bağırıyorum , elemanlar da kapıya geliyorlar. Sittirin gidin lan evimden diye bağırıyor Mükerrem abi. Ya tamam da , sen her hafta evimize yüksek enlemlerden sütun gibi ablalar getiriyorsun ; en azından kiradan düşsek be Mükerrem abi, diyorum. Olum bakın, 30 saniyeye burayı boşaltmazsanız, karıyı bırakır size girişirim yeminle diye cümleyi öylece bırakıyor holün ortasına. Sizin yapacağınız kira sözleşmesini sikeyim beyler cümlesini hazırlamışım , yine yutkunuyorum . Libya’ya işçi yazılacak kadar İtalyancam da var. Neyin ızdırabı lan bu , işte gidiyorum Mükerrem abi. Kimse de nereye gidiyorsun kardeş bu soğukta demiyor ya la ... Allah'tan Mükerrem abi var da ota boka yanıt veriyor.

Sana gitme demeyeceğim Lavinya. Sabaha kadar tramvay çalışıyor, alt yoldan otobüs de geçiyor diye bana cevap veriyor. Sol eliyle de elemanlara da kapıyı gösteriyor. Zaten bir tane komşu yok sığınabileceğimiz. Aşure zamanı aşure bile gelmiyor, sanki Çin mahallesi aq burası. Bedenime, değirmen başında vurdular beni diyen Don Kişot hüznü kapaklanıyor  da vücut ısısını muhafaza ediyoruz bir şekilde. 

Ev sahibi eve kadın atıyor ve ben bunu kiradan düşemiyorum(!) #okulanım