EDEBIYAT

Hiç böyle tuhaf bir semtte oturdunuz mu? Travma Mesaileri Volüm1

Author

Tramvaya binmek üzere evden çıkıyorum.Amacıma o kadar odaklanmışım ki kapıcı ,

"Abi nbr" diyor, takmıyorum.

Çünkü evden çıkma amacım;tramvaya binip ,işyerinin oldugu durakta inmek.Haliyle amaç bu kadar boktan olunca,kapıcının selamı ile ilgilenemiyorum,yanindan sıyrılıp geçiyorum.

"....... kodumun kapıcısı almadığın o çöpü hatırlatıcam sana" diyorum,içimden.O da içinden,

"Aidatı zamanında ödeseydin ibne" diyor.

Bu şekilde telepati yoluyla küfürleştikten sonra ,sol elimi cebime atıp,sigara paketini çıkarıyorum.Dün akşam son dal sigarama,kulak pamuğu muamelesi yaptığım aklıma geliyor.Kulağımın içinin bok gibi tütün koktuğunu fark ediyorum.

Tam belediyenin her seçim öncesi ırzına göz diktiği emektar kaldirimdan karsiya geçiyorum ki ,Özallı yillardaki Demirel duruşundan dolayı bütün taşlarını söküp kerhane inşaasinda kullandiklari malulen emekli fakat usulen emeksiz olan kaldırımın, adımlarimdan rahatsız olduğunu hissediyorum.Sanirim ayagimi dışcephe kaplamasi gibi çevreleyen aptal nasır,beni rahatsiz ettigi gibi muhterem kaldırımı da rahatsiz ediyor.

Milyonlarca adım,binlerce adam.

Dokunulmadik yeri kalmıyor belki de kaldırımın. Ya da var,ona da bütün sıskalığımla ben tecavüz ediyorum.Yalnız farkındayım, çok ayıp ediyorum. Kravatım, yobaz bir rüzgar tarafindan saniye saniye taciz ediliyor.Tahriklere gelmiyorum,kravatı dişlerimin arasina sabitliyorum.Rüzgar da şaşırıyor bu gayet salak ve çok pragmatist çözümüme. Tam Yolun karşısında mahalle bakkalı ve süpermarket kertmesinden oluşan gayet manav dükkana girip :

"Beyfendi bir tekel 2000 attırıverin oradan" diyorum,

çok saygıdeğer bakkal abimiz ne oldugunu anlamadan,

"Ne beyfendisi lan Kazım" diyerek,benim nikotin girişimimi geri çeviriyor.

"Ne hakkin var lan salak bakkal ,benim tütün ihtiyacimı karşılamam gerek"

diyerek patlatıyorum sol kroşeyi. Sallamiyor beni .Raflardaki tarihi geçmiş salçalarin son kullanma tarihlerini güncelliyor.Yeni gelen marlboroları,dükkanın caddeye bakan camının çeşitli bölgelerine yapıştırıyor.Donmuş kızartma yaglarini Erzincan balı diye paketliyor.Paketler gayet mahcup oluyor fakat Bakkal Rıfat'a bir bok olmuyor .İrlanda'dan bir grup keriz bulmuş,müthiş bir arzu ile onları kazıklıyor.Zart diye içimizdeki İrlandalılardan birine ulaşıp,diğerlerini uyandırmak fikri geliyor aklıma.

"Acaba rica etsem Erzincan'ı haritada gösterebilir misin Rıfat abicim".

Bana İsviçre'deki Alp Dağlarını gösteriyor.Bizim bakkal her boku biliyor fakat coğrafya bilmiyor.Kıllanıyorum bu abuk coğrafi etkinlikten dolayı.Bakkal Rıfat da benim hafiye bakışlarımdan rahatsız oluyor:

-Ne bilim lan ben,Erzincan haritada nerde!!!!!!Haritayı ben mi çiziyorum!!!''

diyerek gayet Piri Reis üzerime gelmeye çalışıyor.Millet sığınacak liman arar,bu yakıp yıkacak liman arıyor.Öküz gibi sinirleniyor ve ben haliyle buzağı peşindeyim.

'' Haritayı ben çizsem,Alaçatı-Erzincan yarım saat ulan sanki ''

diyorum içimden.Lakin Bu İsviçre mevzusunu unutmuş ,değilim.

''Bitmez bu dava bitmez bu hareket Rıfat Efendi'' diye olayı tam kongreye götürüyorum.

O esnada gözüme tuhaf bir yazı ilişiyor."Dikkat Ekmek Bulunur" yazıyor ,camda.Yazının yanına yaklaşıyorum.Yazı hala salak gibi orada duruyor.İyice yaklaşıyorum.Canan Karatay'a yönelik bir misilleme mi var acaba" diyorum.Karşı taraftaki gayet unisex berbere takılıyor gözüm.İskender abi buraları terk ettikten sonra;dükkanı,berber tutuyor.Ben ,berbere girmiyorum.Berber,beni tutuyor.Yelelerimle gayet mutluyum,patron bir şey demiyor.Berber de kim oluyor.

Çok bilinçli bir şekilde bilinç orucu tutan 500 piromil İskender abimizin ,bir muhabbet ortamında''Tabelada tekel bayi yazıyor olabilir,fakat burası benim ekmek teknem'' dediğini hatırlıyorum,beraber demlendiği taze emekli Cemil abimize.Kafası gayet güzel Cemil abi:

''İskender,sen burada ekmek de mi yapıyorsun birader''.

Gayet tekelci İskender abi:

''He a... koyim ,Cemil ''.

Ağzında bakla ıslatamadığı için,istihbarat teşkilatından malulen sittir edilen Cemil abi sayesinde mahalleli Ramazanda tekel bayii önünde pide kuyruğuna bile giriyor.Maalesef İskender abi,Ekmek satmadığı konusunda kimseyi ikna edemiyor,.Çok sıkılıyor bu hamurdan işlere.Bir mektup bırakıyor,apar topar boşaltıyor dükkanı.İlk kez ayık kafa bir şeyler yazıyor,İskender abi.Okunmuyor yazı.Okunamıyor.

'' Eczanedeki lavuğu çağırın ,kesin okur''

diyorum.Hemen çağırılıyor.Bir dediğim iki edilemiyor.Gayet Lavuk bey,olay yerine intikal ediyor.Bir bok biliyormuş gibi,elimdeki mektubu alıyor.

''Reçete bu,fakat arapça yazılmış''

diyerek;bana pis pis bakıyor.

''Sanırım 6 saat kadar önce ,kesik uçlu bir kalemle yazılmış''

.Dayanamıyorum bu çok komser kolombo işlere.

''Ne reçetesi sayın lavuk bey,arapça reçete mi olur?Muska olur,dua olur.Hattat mı yazmış lan kesik uçlu kalemle reçeteyi''.

Alfabesinde mutabık olamadığımız bu efkarengiz ifadeleri ,kağıt bile yabancılıyor.Mektubu alıp,ceketimde sigara paketi için ayrılan yere koyuyorum. Zart diye aklıma İskender abi geliyor.Hemen ödemeli arıyorum.O da anında beni gayet ödemesiz reddediyor.

O zamandan beri haber gelmemekte, gayet tekel İskender abiden.Bir an, ya kötü yola düştüyse diye endişeleniyorum.Bu sefer de mesai arkadaşları için endişelenmeye başlıyorum.Adamın huyunu biliyorum.Gerçi Bakkal Rıfat onun her türlü yokluğunu dolduruyor.Mahalledekiler ,bulgar ajanı olduğunu düşünüyorlar.Ben,bulgur olma ihtimalini, bulgar olma ihtimalinden fazla benimsiyorum.

Semtin hafızasındaki sicili oldukça bozuk olan Rıfat abi , müslüman mahallesindeki salyangoz imajından kurtulmak için hala hiçbir gayret göstermiyor.'

Dükkanın girişinde

"Besmele " yazıyor.Gerçi yazmıyor,o yazdığını iddia ediyor.46 hafta devam ettiği Çince kursunda,sadece Bruce Lee'nin Çinli olduğunu ögrenince,olaya bizzat milli egitim bakanı müdahale ediyor.Kitaplarla arası çok iyi,hiç kitap okumayan Rıfat abinin.Kitapların arasında dolar biriktiriyor.En sevdigi yazar Orhan Pamuk.

"O daha çok veriyor",diyor;

"Allah belanı versin lan Rıfat abi"

diyorum.Bana acil vidanjör gerek, her boku içime atıyorum.

Hac kiyafeti giymiş kungfucu gibi geziyor surekli. Fakat vakit namazlarına bile gitmiyor.

"Saygıdeger Rıfat abicim haddime değil fakat neden vakit namazlarına gitmiyorsun ?" diyorum.

-"Zaman görecelidir,Kazımcım" diyor.

İlk kez böyle bir mevzuda Einstein'ı referans gösteren bir adam görüyorum.

Zihnimi kemirmekte olan bütün soruları ,uygun adım hizaya sokuyorum.Sürekli hizaya çekilmekten,bilinçte bir 12 Eylul kompleksi oluşmuş.Kafamdaki ayrılıkçı ve gayet orak-çekiç patentli sorulara ,çok orgazm cevaplar bulmam gerekiyor.Daha demokrat partili bir mahalleye mi taşınsam diyorum.Hafif bir üşüme geliyor.

70 yaşından gün almış ,80'e doğru şarampole yuvarlanmakta olan bir hanımefendi sol yanımdan bana hiç aldırış etmeden geçiyor.Ben de ona aldırış etmemekteyim.Gayet Osmanlı Sultanı bir tip.Buralarda ne arıyor diye kendime soruyorum .

"Saltanat kaldırılmadı mı lan Rıfat abi"

diye bağırmak istiyorum fakat kadına ayıp olacak.Susuyorum.Cebimdeki bozukluğu çıkarıp havaya sallıyorum."Tura gelirse Osmanlı Sultanı,yazı gelirse yine Osmanlı Sultanı" diyorum.Kadın ,birden mal sahibi çıkıyor.Ayaküstü yazdığım hikayeyi ,hikayemin ana karakteri bile kabul etmiyor.Saçmasapan düşünceler içindeyim.Ben kadını bütün memleketin sahibi sanıyorum,kadın bizim salak bakkalın sahibi çıkıyor.Kirayı almaya gelmiş,alamama durumunda alternatif hazır:"Rıfat abi,hayatta kalan şehzadelere dövdürülecek"

Sahtekar olduğunu konusunda semtteki islamcıların ve dev-solcuların bile ittifak ettiği Rıfat abi,kasadaki tüm parayı, sondan çok çok sonraki Osmanlı sultanı kılığındaki hanımefendi teyzeye uzatıyor,eksik kalan kısım için ise 8 koli Marlboro teklif ediyor.

"Pas" diyor malsahibi sultan teyze ,"gördüm"diyor bakkal Rıfat..Malsahibi gayet Sultan teyze,sanırım şehzadesine taht bulamiyor ,çok sinirli.Her an büyük tansiyon çıkabilir tahta.Mal mal bakma durumundayım.Bakkal Rıfat da bana mal mal bakıyor.Ben bir sigara daha tüttüremiyorum.Yandaki kahvede İzzet Altınmeşe çalıyor.''Kahveye kadar düştü mü lan İzzet abimiz '' diyorum.Sigarayı yarılamadan yere atıyorum..Kıpkırmızı oluyor alacaklı menopoz sultan teyze,''Hanımefendiciğim niçin renginizi belli ediyorsunuz ?'' diyorum.Bakkal Rıfat,peynir tenekelerine kıçımı göstererek bir şeyler söylüyor.Ben kıçımı sakinleştiriyorum.Malsahibi sultan teyze sakinleşmiyor.Cüzdanımı çıkarıyorum.''Mutlu sonla bitebilir masajlar'' için biriktirdiğim 500 doları ,sultan teyzeye takdim ediyorum.

''Hanımefendiciğim,siz bu 500 doları alın,yarın zaten memlekette develüasyon olur,bu olur 1500 dolar.Ödeşiriz'' .

Kabul ediyor.Çantasını masanın üzerinden alıyor.

''Satacağım burayı,sana 15 gün müsaade Rıfat Efendi '' diyerek,çıkıyor dışarı.

Karayolundan gemiyle gelmiş malsahibi Sultan teyze.Kapıda ,12 metre fuzuli yer işgal ediyor araba ;sanırım yolda kentte giderken ölünürse, türbe olarak düşünülüyor.Ben,verdiğim 500 gayet amerikan dolarımı düşünüyorum.

Durup dururken rafların tozunu alıyor Bakkal Rıfat.. Her türlü sahtekarlığın raf ömrünü pek acayip uzatmakta lan bu bakkal,diyorum içimden.Dışımda,bu dürüstlüğe dair hiç bir işaret yok.Çünkü her şeyi içime atıyorum.Her şeye gebeyim,her an doğurabilme durumum var. Ve Ben ,hazirolda israrla sigarami bekliyorum.Tam o sirada kapinin sagindan bir kedi manevra yapiyor,dükkandan iceriye.hangi makam bilmiyorum fakat ilk kez detone olan bir kedi ile karsilaşiyorum..sanırım hayvan kediligi içine sindiremiyor.çok fazla tüylü,cok epilasyon bir hali var.gayet efendi bir uslupla

"siraya geç lan sayin kedi " diyorum.

anlarmış gibi "miyav "diyor.Zorla aliyorum cigaramı,bakkaldan.Çıkıyorum.Kendimi ortadoguya giren her boka maydonoz Amerika gibi hissediyorum.Girdiğim yerden çıkmak bilmiyorum.Çıkamıyorum.Sigara paketini ceketimin sote bir yerine iliştiriyorum.Tramvayin sesi gemi sesine bulaşik, kulagima çaliniyor.Güneş ışınları,gavur ellerinde futuhat peşinde koşan yeniçeriler gibi kafamın muhtelif yerlerinde sefer hazirliklari yapiyor,ruzgar da kendisini ötekileştirdiğim için artik kravatima ilişmiyor,bir buyugumuzun tabiriyle ensemden teget geçiyor.tramvayi görür görmez el ediyorum,duruyorrr.makinist,cami aralayip kafasini disari çıkararak

" ne el ediyorsun lan,fakulte minibusu mu bu" deyince ,ortam gereksiz yere gerilmesin diye tartismayi alttan almak marifetiyle,

"beyfendi,sag kolum istemsiz hareket ediyor.tıbta çaresi yok,.Allah sizi inandirsin makinist beyfendicim ,

... Ateist misiniz?

-hayir,makinistim.

-onu görüyorum beyfendicim,inandiginiz birileri var mi ?onu kastediyorum

-anlamadim

-anlamamaniz gayet normal,çunku bn istanbul turkcesi ile konuşuyorum beyfendi.

-sittir kaybol

-ne demek sevgili makinist beyfendicim ,

diyerek olay potansiyeli taşiyan mahalden uzerimde her an otopsi yapilabilir kaygisi ile uzaklasip,bilet görevlisine dogru yanaşıyorum.Bilet görevlisi sakallarını kaşıyor.Bir yandan da sürekli kolundaki saate bakıyor.

Kafayı biraz sağa çevirince makinistle göz göze geliyoruz..Bıyık altından gülümsüyor.Ağda bandı ile alınabilir bir tip,gayet kıllanıyorum.Şak diye uzatıyorum,tramvaya binebilmem için gerekli olan bütün belgeleri.Daha sonra müzakare sürecine geçiyoruz.

Gayet sakallı tramvay görevlisi bey,niçin tramvaya binmek istediğimi soruyor.

''Özel bir sebebi yok beyfendiciğim,işler güçler''.Tam bir soru daha sallayacak oluyor,

''Beyfendicim,çok haklısınız,tramvaydan vazgeçtim;2,5 lirayı size vereyim,size bineyim.Yalnız yarım saatimvar,işe yetişmem gerek''.

Çok sinirleniyor ,tramvaydan sorumlu müzakereci bey.Tuttuğu gibi kargatulumba,tramvayın içine atıyor, beni.

Hiç böyle tuhaf bir semtte oturdunuz mu?
Travma Mesaileri Volüm1