EDEBIYAT

Volüm 2: Mapusu üstüne geçiririm fakat tapusuynan değil Müfittt!(Devam hikâyesi)

Author
Volüm 2: Mapusu üstüne geçiririm fakat tapusuynan değil Müfittt!(Devam hikâyesi)

Karşıda görünen hey dost ne güzel yayla
Bir dem süremedim vallah giderim böyle
Ala gözlü pirim pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan hey dost şaha giderim

Koğuşun Ulusal Marşı gibi bir şey oldu artık bu türkü. Katar abi sürekli bunu söylediği için mırıldanmayanı da dövme ihtimali ansızın belirmesin diye ezberlemiş bulunduk artık türküyü. Zaten o söylemeye başlayınca biz hazır olda vokal yapıyorduk. İstiyorsan yapma. Tonunu doğru tutturun lan pezemenkler türkünün diye sürekli bize bağırıyordu. Tonajı fazla türkünün, altına giremiyoruz, siklet müsaade etmiyor Katarrrr abiiii !!

Yalnız yalan yok. Katar abimizin sesi fena. Nasıl çıkıyorsa o ses, böyle, bıyıkların arasından çorba gibi süzülüp bizim kulağa öyle bir çarpıyor ki örs,üzengi,çekiç ne varsa raksa tutuşuyorlar. Ben de diyorum vücut niye sallanıyor. Alkol almamışız seneler olmuş. Tansiyon yok,prostat yok , bir bok yok... Sallanmaması lazım normalde. Nerden mi biliyorum, modern tıbbın donelerine güveniyorum.

Fakat bizim bu revire düşeceğine keranaya düş daha iyi lan,diyor Nuri Dayı. Hiçbir şeyden memnun değil.Ona hayatın güzelliklerinden,Pollyanna'dan bahsediyorum.Polonya'nın .... korum ulan diyor. Nuri Dayı bu senin için küçük olabilir ama insanlık için büyük bir iddia diyorum. Koca bir Polonya'dan bahsediyoruz, emin misin acaba? şeklinde suratının ortasına yığıyorum soruyu. Ulan, Avusturya-Macaristan veliahtı bıçaklandı diye cihan harbi mi başlar? Bizim vücudumuz bıcakla oyulmaktan Orhun Abidelerine dönmüş.Millet de tık yok.Kendi savaşımızı kendimiz veriyoruz, sen nabersin ya diye bana çıkışıyor.Konudan nereye atlıyor belli değil. Belki de vücut dilinden anlamıyorlar Nuri Dayı senin.Yoksa senin için nükleer füze denemesi bile yapılır. Adamsın sen yaa diyorum. Yüzünde ılık bir yavşama ....Gururunu okşarken bile elime bir şeyler geliyor.Ne pürüz adamsın sen ya.

Bir de Naylon Selami var.Niye naylon diyorlar bilmiyorum. Sıkıntılı adam yalnız, sesini hiç ayarlayamıyor.Sesi ayarlanamıyor.Adamın ses tellerinde çanak anten hastalığı var.Bir şekilde bireysel performansıyla bizim koronun ırzına geçiyor. Milli simsar, Adana'da tanımayan yok.Adana adliyesi gibi tansiyonu her daim yüksek. Ses hala Adana otogarı şiddetinde çıktığı için konuşmaya başlayınca bile yok abi ben Konya'ya falan gitmiyorum ,hayır Mevlana'nın sözüne atıf yapıyorsan daha Dante gibi yolu bile yarılamadık be Selami diyesi geliyor insanın. Bazen durup dururken Malatyii, Malatyii diye bağırıyor ,olmadı gece uykusunda bağırıyor.Millet bir koltuğu sekiz kişiye satar , Naylon Selami prensip sahibi adam olduğu için şoför koltuğunu satıyor . Biz Gardiyan Müfit'in yalancısıyız tabi.Tam otobus kalkacak, nereye kalkıyorsun lan sen bu otobusun şoforu benim diye bir grup insan otobusun içine hücum ediyor. Yok ben kullanacam,yok sen kullanmayacan diye. Bir ton arbede,kavga gıyamet... Sonrasında soluğu bizim koğuşta alıyor.

(Bir saat sonra)

Katar abi gelmiş, Müfitttt, lan Müfitttt diye bağırıyor kapıdan beri. (Koğuşun demir kapısının boşluğundan Müfit seslenir)

-Ne var lan Katar? Olum işimiz gücümüz var bizim. Biz senin her istediğinde çağırabileceğin adamlardan değiliz ? Bu cezaevi nasıl yönetiliyor sanıyorsun sen. Hiç cezaevi yönettin mi?

-Bayrampaşa, Mamak, Adana, Samsun,Bursa...

-Noldu lan oralara? İsyan hazırlığı mı var? Müdüre söylim de arasın hemen yetkilileri .Bu işbirliğin için sana teşekkür ederdim fakat koğuş arkadaşların sana işbirlikçi ibne derler diye çekiniyorum Katar? Koğuşun iklimi bozulmasın yeğenim.

-Çekinme Müfittt. Rahat ol gardaş. Biz adam olanın edepsizliğine tahammül edemeyiz.Senin ağzından çıkanın benim kıçımdan çıkan kadar hükmü yoktur !!!

-Bak alırım içeri Katar!!

Selami:

-Asıl biz seni içeri alırız Müfit. Kapının dışındaki sensin birader.

Katar:

-Cezaevinin psikoloğunu çağır , koğuşa gelsin.

-Niye lan? Adamı sizin koğuşa sokim, bir de onun için mi psikolog arayalım sağda solda ?

-Beni ona götür

-Olmaz mı?

-Olmaz mı?

-Olmazsa nolur?

-Mapusanayı üstüne geçiririm fakat tapusuynan değil.

-Oldu,anladım.Gidelim o zaman.

(On dakika sonra , Katar, psikoloğun yanına gider)

-Buyrun oturun Katar Bey. Anlatın.

-Yatılmıyor mu?

- Tabi istiyorsanız siz uzanın şöyle , öyle anlatın

-Yok ya öyle yatmak değil

-Nasıl? Anlamadım.

-Böyle biriynen yatmak gibi

-Ne diyorsunuz Katar Bey.

-Sevişmek diyorum

-Evet,ısrarla onu vurguluyorsunuz

-20 senedir mapusanadayım. Neyi vurgulamalı mıyım acaba?

-Benden ne istiyorsunuz Katar Bey?

-Sorunumu çözmemiz lazım

-Napim? Gidip karı mı bulayım size?

-La sen moral bozuyorsun,böyle doktor-hasta ilişkisi mi olur?

-Siz Freud'u bilmediğiniz için...

-Şişlediklerimdense muhakkak tanırım, şişlemediklerimdense de ona az biraz şans tanırım.

-Psikanalitiğin babası adam.

-Ben çocuğa üzüldüm doktor.

-Ne çocuğu?

-Böyle isim mi olur allasen

-Yok yahu davranışların nedenleri vardır diyor adam.Psikanalizmden bahsediyorum.

-Ben bir sıkıntım için gelmişim buraya, siz bana ideolojinizden bahsediyorsunuz. Nerde lan tıbbın etik değerleri!

-Yok Katar Bey Yanlış anlıyorsunuz. Yok ideolojim falan.

-Niye ? Mal mısın sen doktor. İdeolojisiz insan mı olur?

-Bir ideolojim var da bundan size ne. Siz ne meraklı bir hastasınız. Bence kesin hastasınız.Dünya görüşümü sizin gibi bir hükümlüye neden açıklayayım?

-Belki düşünce suçundan yatmaktayım?

-Yok... Düşünmeden konuşuyorsunuz. İmkanı yok.

-Filozofum lan belki

-Dino Zoff olma ihtimaliniz filozof olma ihtimalinizden daha belirgin fakat tutuculuk o kadar yoktur sizde. Refleksler zayıf görünüyor.

-Sensin lan tutucu, doktor!! Bak Einstein'ın önyargılarla ilgili şu sözünü hatırlatayım sana.Bizi cahil belleme.

-Lütfen buyrun

-Önyargılar görecelidir.

-Tutucu derken kalecilikten bahsediyorum Sayın Katar Bey. Kaç saat oldu. Seansı da aştık.

-Mesele haddi aşmamak, doktor.

(Devamı gelirse devam eder)