EDEBIYAT

volüm 3: Mapusana gurbet ele benzemez

Author

        Koğuşa bir giriyorsun direkt duvarda kocaman bir Yılmaz Güney, zaten onu görünce fuleli adımlardan en düşük vitese geçiyorsun, üç saniye sürmüyor. Sol iç kulvarda orta boy bir Hakkı Bulut , altta böyle parlak kırmızı büyük puntolarla yazılmış ‘’Ben tövbemi geri aldım affet beni Allahım’’ cümlesi , onun altından ok çıkarılmış daha da parlak siyah bir yazı muhtemelen cevaben serpiştirilmiş ‘’Ooooldu!!’’ yazıyor. Sağ ön uçta gayet ekonomik Ahmet Özhan, kıbleyi arıyor ; orta yuvarlakta Bülent Ersoy , bunun da çilesi bizimki gibi hiç bitmiyor laan , diye bağırıyor Katar abi .

Bağırmadığı zamanlarda da hayatına dair anekdotlar döşüyor zihnimizin her daim bölünmüş yollarına. İstemeye istemeye adamın harici belleği gibi hareket ediyoruz. Belki bir gün unuturum nolur nolmaz diye bizim belleklere habire veri aktarımı yapıyor. Akıllı adam nihayetinde. Yalnız her an koğuşta isyan çıkabilir .İsyana liderlik edecek adam mevcut olmadığından henüz bir bok çıkamıyor. Herkes kendi götünü düşünüyor.Yan koğuştan bir iki komunist alalım buraya, devirelim şu Katar’ı diyorum . Bak, sende Hayati Hamzaoğlu fevriliği seziyorum Kazım diye cevap veriyor Katar . İç sesimle yaptığım suikast planı intihar mektubuna dönüşmek eğiliminde. Nerden duydun abicim yok öyle bir şey! diye durumu toparlamaya çalışıyorum. Sessiz düşün pezemenk o zaman diyor. Merhametten mi yoksa beni mi ciddiye almıyor bilmiyorum. Bildiğim tek şey, topa vururken kendini de taca çıkaran ender adamlardan Katar abi.

Memlekette girip çıkmadığı mapusane yok. Bir gün Bayrampaşa cezaevinden bahsediyor. Noldu abi diyorum Bayrampaşa cezaevine. La Kazım, bi Bayrampaşa’da yatmak nasip olmadı , diye başlıyor ağlamaya . Gözler de bu aptal ve gereksiz duygusallıktan rahatsız olacak ki damla yok , gelmiyor. Kırık konsolun üzerindeki pembe maşrapaya elini sokup ovuşturuyor gözlerini. Bir avuç suda sürekli drift yaparak kafayı maşrapanın iç duvarlarına vurmayı devlet vazifesi bellemiş salak japonbalığı acayip işgilleniyor bu işe.

Kapı açılıyor , kimse gözükmüyor. Bir süre sonra Gardiyan Müfit dalış yapıyor koğuştan içeri. Katar, hemen hareketleniyor. Sakin ol la Katar, yeni arkadaş getirdim size diyor Gardiyan Müfit :

-Ulan garı getirdim sandın demi seni şerefsiz .haohohohooho... müthiş. Heyecan hep böyle tavan yapsın tamam mı . (Tavana bakar,tavandaki kadın resimlerini posterlerini görür) Sizin tavan zaten heyecanlıymış Kataaaaarrrrr. Hohohohoho....

Kırmızı parlak röptoşambırı ile kapıya doğru yanaşıyor Piç Murteza. Gardiyan Müfit:

-Olum bu ne lan sünnet çocuuuu gibi... Playboy malikanesi mi la burası. Çıkar olum şunu. Bu nedir allasen..Az mekana saygınız ossun yaaa... (Müfit arkaya döner, gel birader gel... . Elinde pazar çantasıyla yaşlı bir adam içeri girer. Piç Murteza’ya döner.)

Dayı- Evladım, Allah kurtarsın

Katar- Dayı, o ateist

Murteza-Katar abicim lütfen, bunu konuşmuştuk.Ben tepkisel agnostiğim.

Dayı- Olsun evladım, Allah onu da kurtarır.

Murteza-Beni avukatım çıkarıcak zaten, haftaya muhtemelen çıkarım

Katar- Sen o röptoşambıl mıdır ne bohtur ,onlan anca podyuma çıkarsın Murteza... Ne avukatı lan! Avukatını da senle beraber atmadılar mı içeri?

Murteza- Olabilir, o içerden de beni çıkarabilirmiş.Kanunen buna engel yokmuş.

Katar- Kim söyledi bunu?

Murteza- O, söyledi.

Gardiyan – Ben izin vermeden seni avluya bile çıkaramaz la Murtazaa. Hohohoho

Katar- Röptoşambılıynan avluya zaten çıkmasın Müfitt.

Gardiyan- Avluda saten kumaş gerilimi yaşanabilir hakkaten.

Kazım- Statik elektiriklenme olabilir, saten sonuçta ...

Gardiyan- Ceryanı verirlerrr Katarrrr. 

volüm 3: Mapusana gurbet ele benzemez