DIĞER

12:52, Haziran 13'üncü

Author

Biberler acı olabilir, çok koyma dedi aşçıya. Yılların aşçısı neyi ne kadar koyacağını biliyordu halbuki. Uyarma gereksinimi duymuştu anlamsızca. Şu ana kadar aşçının ölçüsünü değiştirecek hiçbir güç ortaya çıkmamıştı. Daha doğrusu hiç kimse yemeklerin tarifini bilmiyordu. Her yemek farklı tarif ile yapılıyor, hiçbir lezzet birbirinin aynı olmuyordu. Bazısı tuzlu, bazısı acı, bazısı da tatlıydı…

Müşteriler önlerine konan tabakları yemek zorundaydılar. Burada yemek seçme şansı yoktu. Yemeği beğenmeyenler, acıdan ağzı yananlar hemen söylenmeye başlıyordu. Şikayetler dinleniyordu fakat ilgilenen biri yoktu. Yemekler mide bulandırsa da, acı çektirse de o tabak bitmeden masadan kalkmak yasaktı. Yasağa karşı gelenler tabaklarındaki yemekleri yere döküyordu. Aşçı bu duruma çok sinirlenirdi. Farklı ceza yöntemleri vardı kendisinin, bunu herkes bilirdi. Kendi elleriyle yaptığı yemeği geri çeviren kişileri ocağının ateşinde yakardı. Yemeği yarıda bırakan az sayıdaki insan, cezasını çekmeye razı olan cesur kişilerdi. Yemekten memnun kalanlara ise kimse karışmazdı. Onların keyfi yerindeydi. Bazıları, yemeklerini beğenmeyenler ile paylaşmaya çalışırdı. Aşçı bu duruma kayıtsız kalmaz, o kişileri ödüllendirirdi. Bazıları ise diğerlerini düşünmeden, gözü dönmüş bir şekilde kendi yemeklerini yerdi.

O’na da acı yemek denk gelmişti. Sonuna kadar yedi. Arada laf etmez değildi. Her şeye rağmen asla boyun eğmedi. Ta ki yemeğini bitirene kadar… Dün kaldırdık kadim dostumun cenazesini. Umarım yeni hayatında tatlı yemeğe denk gelirsin sevgili dostum. Eminim aşçı seni sevmiştir, sana güzel bir hayat verir. Artık acıyı azalt, şekeri bas be usta.