Iş & EKONOMI

Aslında hepimiz tüccarız

Author

Yeryüzündeki yaşam çok hücreli aşamaya adım atmadan önce tek hücreli aşamada yaklaşık 3 milyar yıl geçirdi. Muhtemelen, bu adımı atmak çok güçtü. Bu durum Dünya dışı hayat formlarını araştırmamızla ilgili çıkarımları da göstermiyor değil.

Gökbilimciler yıllardır araştırıyor ama hala galaksimizde herhangi bir zekâ formuna rastlamadılar. Ya da bizden saklıyorlar. Bu durumun şöyle bir açıklaması olabilir mi? Belki Samanyolu'nda yaşam yaygındır ama yalnızca tek hücreli mikroorganizmalarla sınırlıdır. Neden olmasın!! Bunu anlamak için insan vücudunun kısa bir özetini yapalım.

İnsanlar; tıpkı hayvanlar, bitkiler ve mantarlar gibi çok hücreli canlılardır. Her birimiz, 100 milyon kere milyon hücreden oluşmuş birer koloniyiz. Bunlar, beyin ve kan hücrelerinden kas ve cinsiyet hücrelerine kadar uzanan yaklaşık 230 farklı tip içerir. Hepsi, deri hücrelerinden yapılmış bir keseye sarılmıştır. Tıpkı tek bir hücrenin zarı gibi.

Her hücre, aynı DNA'nın birer kopyasını taşır. Ancak bir hücrenin böbrek hücresine mi yoksa pankreas hücresine mi dönüşeceği, DNA'nın hangi kısmında olduğuna bağlıdır. Bunu belirleyen ise düzenleyici genlerdir.

Gelelim vücudun ticari yapısına…

Vücudumuzda ülkeler ya da şehirler gibi ticaret yapar. İhtiyacı olanı alır, olmayanı satar. Nasıl mı? Bir insanı oluşturan 100 trilyon hücreden her biri, milyarlarca nanomakinenin durmaksızın vızır vızır çalıştığı ve karmaşıklık bakımından büyük bir kentten geri kalır yanı olmayan birer mikro-dünyadır. Bu dünya depolar, atölyeler, idari merkezler ve trafikle tıklım tıklım dolu sokaklar içerir. Amerikalı gazeteci Peter Gwynne'in sözleriyle, “Enerji santralleri hücrenin enerjisini sağlar; fabrikalar, kimyasal ticaretin vazgeçilmez birimi proteinleri üretir; karmaşık nakliye sistemleri belirli kimyasalları hücre içinde bir noktadan diğerine ve hücre dışına yönlendirir; barikat muhafızları ithalat ve ihracatı denetlemenin yanı sıra tehlike işaretlerine karşı dış dünyayı gözlem altında tutar. Disiplinli biyolojik ordular, işgalcilerle mücadele etmeye hazır ve nazırdır. Merkezi konumdaki genetik hükümet ise, düzeni korumaktan sorumludur.”

Ve bütün bunlar, yaşamımızın her gününün her anında, üstelik de biz olup biten her şeyden tümüyle habersizken gerçekleşmektedir. Biyolog ve yazar Adam Rutherford bunu şöyle ifade eder: “Yaptığınız her hareket; her bir kalp atışınız, düşünceniz, duygunuz; yaşadığınız her aşk, nefret, sıkıntı, heyecan, acı, hüsran ya da neşe duygusu; her bir sarhoşluk ve akşamdan kalmalık; her bir yara, hapşırık, kaşıntı, burun akması, işittiğiniz, kokladığınız, ya da tattığınız her şey, aslında hücrelerinizin birbirleriyle ve evrenin geri kalanıyla kurduğu iletişimin bir sonucudur.”

Aslında hepimiz yaşama tek bir hücre olarak başlarız. Şaşırmayın!! Kesinlikle öyledir. Bu hücre, vücuttaki en küçük hücre olan spermin, vücuttaki en büyük hücre olan ve çıplak gözle bile görülebilen yumurta hücresi ile kaynaşmasının ürünüdür. Yani her insan, yaklaşık yarım saatini tek bir hücre olarak geçirir ve ardından bu hücre ikiye bölünür. Bu başlı başına olağanüstü bir süreçtir. Hücre, yalnızca otuz dakika gibi kısa bu süre içinde DNA’sını kopyalamakla kalmayıp 10 milyar kadar da karmaşık protein inşa etmek zorundadır. Bu, saniyede 100.000'den fazla protein anlamına gelir. Daha da enteresan olanı; beyin hücreleri dışında vücudunuzdaki hücrelerden hiçbiri kalıcı değildir. Sürekli yenilenirler. Kısacası her insan kendi içinde bir tüccardır, ticaret erbabıdır. Ama farkında değiliz. Halbuki genetik hükümetlerimizin uyguladığı ticari stratejiyi parasal dünyada uygulasak belki dünyada açlık kalmayacak!! Ne dersiniz?

Aslında hepimiz tüccarız