IŞ & EKONOMI

Nasıl bir dünya bırakıyoruz?

Author

Epistulae ad Atticum; Cicero'nun "Atticus'a Mektuplar" isimli kitaplarında "Olayların sebepleri, olaylardan çok daha ilgi çekicidir." şeklinde yazmaktadır.
Değişen dünyamızda hepimizin diline yapışan küreselleşmeye bir de #Cicero gibi bakalım mı? Yani küreselleşmenin arkasındakilere…
Küreselleşme ardındaki itici güç, teknolojik ve siyasi değişimler ile ulaşım ve iletişimin maliyetini düşürdü. Dominique #Moisi "Duygunun Jeopolitiği" isimli kitabında malların serbest dolaşımı siyasi anlamda gerek olumlu (tutku, merak, kendini ifade etme isteği) gerek olumsuz (uluslar, dinler ve etnik gruplar arasındaki nefret) duyguların da serbest dolaşımını da beraberinde getirdiğini yazmaktadır. Dolayısıyla terörizmi küreselleşmenin karanlık yüzü olarak tanımlayabiliriz.
Günümüz terörizm faaliyetleri elbette küreselleşmenin bir sonucu değil. Hedeflerine odaklanan teröristler küreselleşme öncesinde de her zaman sınırları geçmeyi başarmıştı. Burada yeni olan, iletişim ve ulaşımda yaşanan gelişmelerin teröristlerin strateji ve taktiklerinde meydana getirdiği değişimdir.
Bunun başında teröristlerin mesajını kolaylıkla aktarabilmesine olanak veren medya devrimi geliyor. Bilinenin aksine, batı, medya üzerindeki tekelini yitirdi. Bu nedenle olaylar birçok perspektiften anlatılabilir hale gelmiştir. Günümüzde insanlar her türlü bilgiye erişebildiği gibi başkalarının duygularından da haberdar olmaktadır. Duygular deyip geçmeyin!! Örneğin, Amerikan dizileri fakirlere zenginlerin nasıl yaşadığını öğrenmiştir. Bu basit örnekten devam edelim mi?
Şeffaflaşan dünyada fakirler, zengin dünyaya sırtlarını dönemediği gibi zenginler de inkâr etme ayrıcalığından mahrum olmuştur. Zenginler gelişmekte olan dünyada yaşanan felaketleri görmezden gelmeyi seçebilirler ancak Bonhoeffer’in dediği gibi “Eylemsizlik eylemdir”.
Günümüzde dünyada yaşanan sıkıntıları azaltmak için eylemsiz kalmak esasen bir çeşit müdahaledir. Eskiden Batı ile Doğu restleştiğinde düşman tekti, tanımlanması kolaydı ve dahası analiz etmesi, caydırılması ve müzakere edilmesi mümkündü. Artık her şey çok farklı. Düşman artık sadece kültürel ve dini olarak farklı değil, tarihi ve siyasi dayanakları da değişik olan bir dönemden geldiği izlenimini veriyor. Şiddettin terörizm yoluyla özelleşmesi, çoğu çatışmanın harici değil de dâhili olması, terörist tehditlerin öngörülmezliği ve küresel ısınma gibi siyaset dışı tehditlerin çoğalması, güvensizlik, tehlikeye açık olma ve korku hislerini güçlendirdi. Batı’da insanların kendilerine sürekli sorduğu soru “Çocuklarıma nasıl bir dünya bırakacağım?”. Nüfus patlaması, kaynak ve enerji kıtlıkları küresel çağda gerilimlere ve hatta hayatta kalma adına savaşlara mı sahne olacak? 20'inci yüzyılı “Amerika’nın ve ideolojilerin asrı” olarak özetlersek sanırım 21'inci yüzyılı “Asya’nın ve kimliklerin asrı” olacağını söylemek yanlış olmaz. İdeolojiden kimliğe ve Batı’dan Doğu'ya yaşanan eşzamanlı geçiş, duyguların her zamankinden daha ön planda olacağının habercisi. Kimlik deyip geçmeyin! Günümüzde ideolojilerin yerini kimlik edinme gayreti almıştır. Herkesin birbiriyle bağlantıda olduğu küreselleşme çağında birey “Ben tekim, ben farklıyım ve gerekirse dünya beni tanıyana kadar mücadele etmeye hazırım” demektedir. Siyasi inanış ve düşüncelerle tanımlanma dönemi sona erdi. Artık kendi özümüzü nasıl algıladığımız, başarılarımızla kazandığımız güven ve başkalarından gördüğümüz (veya göremediğimiz) saygı ile farklılaşıyoruz. Duygular ise özümüzü ve başkalarını nasıl algıladığımız ve onların bizi nasıl algıladığı noktasında devreye giriyor.

Nasıl bir dünya bırakıyoruz?