Iş & EKONOMI

… ve "ekonomi" hakimiyetini ilan etti

Author

27 Temmuz 2016'da Papa Francis gazetecilere "Dünya savaşta ama savaş diyerek gerçekten savaşı kastediyorum… Çıkar savaşı, para ve kaynaklar için savaş!! Dinlerin savaşı demiyorum, dinler savaşmak istemez. Diğerleri ister!" demişti. Sanırım Papa haklı!! Geçmişte din ile siyasetin ayrımı yani laiklik en önemli gündemdi, peki şimdi? Ekonomi ile siyaset koalisyonuna ne diyeceğiz? Açıkçası geçmişin "inanç" kavramı şimdilerde "ekonomi" olarak karşımızda. Bu şu demek, batı dünyası, kendi laikliğini aydınlanma ile birlikte gerçekleştirip, inancı inançların alanına, düşünceyi de ait olması gereken alana yerleştirdi. Zaman geçti, dünya değişti. Yeni dönemin laikliği ise, şirketler ile siyasilerin oluşturduğu birlikteliğin ayrılmasıdır. Ne dersiniz? Eminim "çok zor" diyorsunuz. Ama unutmayın ki, geçmişte de laik için aynısı düşünülüyordu. Doğu toplumlarının laiklik uygulamasını sıkça eleştiriliyor. Eleştiren kim? Batı dünyası!! Peki, batı dünyasındaki #ekonomi, #din haline bürünmedi mi? Batı toplumlarındaki televizyonlarda, internet sitelerinde, din yayınından fazla ekonomi yayını yapıldığına emin olabiliriz. Her seçimin ana propagandası ekonomik vaatler olmuyor mu? Ancak kabul etmemiz gerekiyor ki; bu yeni birliktelik yani davranış biçimi zaman içinde doğu dünyasında da benimsenmeye başlandı. Ekonominin yavaşta olsa baş tacı yapıldığını söyleyebiliriz. Kimileri "halk ekonomiye oy verir, ekonomiyi çökerten iktidarı kaybeder!" diyor. Acaba gelişmekte olan ekonomi - siyaset koalisyonunun sebebi bu olabilir mi? 30 yıl önceki gündem maddeleri daha siyasiydi. Bugünkü gibi ekonomik büyüklük, kredi derecelendirme kuruluşunun yazdığı karne, döviz falan değildi. Yani doğu siyaseti de ekonomiye yönelmeye başladı. Hal böyle olunca hükümetlerle - şirketler arasındaki ilişki olması gereken seviyenin üstüne çıktı diyebiliriz. Eskiden demokrasi kavramı; çoğunluğun gaddarlığı olarak tanımlanıyordu. Çünkü politikalar -genel olarak- çoğunluğun çıkarları yönünde belirlenmekteydi. İşbu çoğunluğun bir kısmı iktidara oy vermemiş olsa dahi… Günümüzdeyse hükümetlerle - şirketler veya sektörel ilişkiler doruğa çıkmış vaziyette. Birbirlerinin habitatına girdiler. Peki neden? Nedeni açık, basit bir matematik ile anlatalım. Herhangi bir ülkedeki nüfusun neredeyse tamamı ekonomik durağanlık olmamasını arzular ama bu isteklerini sesli şekilde dillendirecek organizasyonları yoktur. Öte yandan herhangi bir mevzuat üzerinden çıkar sağlayacak sektörler, mevzuatın yürürlüğe girmesi için her türlü lobiciliği yapabilirler. Kısaca şöyle anlatabiliriz; tüketicilerin sayısal olarak tüm sektör temsilcilerinden fazla olmasına rağmen yeni mevzuat tüketicilerin aleyhine olabilir. Çünkü mesele matematikte gizli! Nasıl bir matematik? Gelin basit bir hikâye uyduralım. Diyelim ki hükümet bir sektör için teşvik verecek. Teşvikin devlete maliyeti 100 milyon Dolar olsun, 50 milyon nüfusu olan bir ülkede fert başına maliyet 2 Dolar olacaktır. Kısacası, iş dünyasındaki birkaç sektöre yani küçük gruplara destek vermenin maliyeti toplumun tamamına vermeye nazaran daha düşüktür. Hükümetler akıllı!! Düşük işlem maliyeti ile destekledikleri sektörler üzerinden istihdam artırmayı arzuluyor. Gayet mantıklı. Bu şekilde düşük maliyetle yüksek ekonomik fayda sağlayabilirler. Zaten hesapta bu!! Kısacası, kimse şirketlerin ve iş dünyasının hükümet politikalarını belirlemediğini iddia edemez. Bu iddiaya zıt taraftan bakarsak; iş dünyasının, ekonomik kültürümüz üzerinde egemenlik kurduğunu da görmezden gelemeyiz!! Ne dersiniz?

… ve