EĞLENCE

Ah O Kutsal Kâseler...

Author

Küçükçekmece tarafında oturan kız arkadaşımla Gayrettepe taraflarındaki işe gidip gelirdik. Benim evim bahsedilen lokasyonlardan çooook ötede, resmen karşının taksisiyim ancak arada bi içmek / fingirdemek için O'nun muhitte takılıyoruz (Çekmece'de de ne piyasa olur ama!). Gene böyle bir gün akşam iş çıkışında ona gittik. Ellerimizde envai çeşit ıvır zıvır dolu poşetler, eşşek anırtan yokuşları ve üst geçitleri dilimizin üstüne basarak aşıyoruz. Yoldayken zulayı tamamlamak lazım, sonrasında daha sıkıntı.. 

Tabi işten çıkıp eve gidene kadar olan o süreçte (yanılmıyorsam) 22 tane durak geçtiğimizden, az insaflı davranıp, poşet kısmını indikten sonraya bırakıyoruz. Zaten kendimizi zor sığdırdığımız metrobüslere, ne mümkün elinde ekstra bişey ile binebilmek! Vatan Şaşmaz'ın iddia ettiği metrobüs konforundan çok uzak, Hayrettin'in dibine kadar haklı olduğu, ağlayamadığımız için güldüğümüz manzaralarda seyahat etmeye çalışırken dikkatimi çeken Kutsal Kâseler'den bahsedeceğim. 

Hz. İsa ile gram alakası olmayan bu Kutsal Kâseler, aslında bazı "aşırı giyimli" ablalarımızın mabadından başka bir yer değil. Yüce yaradılış, onlara ve onlara çok benzeyenlere öyle bir mabat vermiş ki, çapını ölçmeye ne rahmetli babaannemin mezurası yeter ne de dünyanın herhangi bir ölçüm birimi... Hayır annem sen n'apıyosun kendine o kısır günlerinde? Ev sahibesini de lavaşa sardıklarından şüpheleniyorum. Gün düzenlenen evin bekar kızının tüm çeyizinin de nar ekşisi ile soslanarak ısırıldığını düşünüyorum. Yoksa yok yani, o kâse öyle büyüyemez. Olamaz. Asla kendiliğinden sıcakta genleşemez. Mayalanmaya bırakılmış hamur gibi lömbür lömbür imrenilmeden izlenesi bir cıvıklıkta, bir sağa bir sola raks edemez. 

Bir akşam yorgun argın dünyanın yolunu yürüyerek varmışız durağa, itiş tıkış binbir fanteziyi geçerek binmişiz metrobüse, son derece medeni ve modern hissediyoruz hani.. Allaaam diyoruz bu ne güzel ulaşım özgürlüğüdür, dur gazetemi açayım da kollarımı iki yana gere gere rahatça okuyayım :)) Yanımdaki vatandaş 160cm- 52kg ölçülerinde bir minnak (belki de ülkemizin kadın standartıdır, bilemicem şimdi). Bendeniz cennet kuşu da adeta dayılanan dayılarla gözgöze rahat gelebilmek için yaratılmışım. Evrimi, az ileri gitseler Guliver olarak tamamlayacakmış atalarım (evet evrim teorisine inanıyorum ama konumuz şu an bu değil). Hükümet gibi kadın / at gibi kadın dedikleri cinsten olan ben; standart mı yoksa koklamalık mı bilemediğim o arkadaş ile birlikte karbondioksitsiz nefes alabilmeyi lüks olarak gördüğümüz yolculuğumuza başladık. Şoför kardeş de bizlerin fiziksel sınırlarını zorlayarak hepimizi bir bir tanımaya çalıştığından, ani fren ve ani kalkışlarla efsane tablolar çizdiriyor. Düşünsenize (gerçi yaşayanın düşünmesine gerek yok) takriben 100 kişilik bir kadro "hurrraaaa" bir öne, tam sağa sola kollar uçuşurken "hurraaaa" bir arkaya savrulmak suretiyle helak olurken; kendisine hiç in-out olmayan oturanlar ile şoför abimiz hallerinden gayet memnun, camdan dışarıyı seyretmekte.. Tüm bu "ay hanfendi ayağıma bastınız / uf beyfendi ırzıma geçtiniz" cebelleşmeleri içerisinde bendeniz de, minik kız arkadaşımızın ezilmemesi için elimden gelen gayreti Oscar'lığa aday biçimde ifa etmekteyim. Erkek olsam tam Romeo'yum hani.. Derken centilmenliğinden prangalar eskiten bir gencomuz, sırf ineceği durağa yaklaştığı için bize yer verdi. Canım erkek. Hanım kızımızı koltuğa savurmamla, kollarımla etrafını açık ofislerdeki seperatör gibi etrafına dolamam bir oldu. Nasıl anaç duygular içindeyim, nasıl Anadolu gadınıyım o an tarif edemem. Ben çile çekerim yıvrııııım, sana bi'şey olmasın. 

Ağırlık taşırken 2 kg'lik yük, zamanla kendisini 20kg gibi hissettirmeye başlar ya, elimde kolumda hiçbir materyal olmamasına rağmen bir ağırlık çöktü anlatamam. Sanki anam babam dünyanın derdini omzuma yüklemişler, bu işte yalnızsın Gorbaçov demişler gibi bir durumdayım. Ulan diyorum bunadım mı acaba, biz daha markete girmemiştik! Başımı sola çevirmemle, yükümün kaynağına ulaştım. Hani yukarda bahsi geçen, evin kızının çeyizini nar ekşisiyle yiyen teyzeler var ya, heh işte onlardan biri yayla gibi sırtını gelmiş dayamış seperatör koluma, ohhhhh rabbisine şükürler halinde mır mır mır mır bişiler sayıklıyor... Öksürüyorum, ehe ehe diyorum, offf diyorum, yav koca kâse kime diyorum... Hiç ama hiç oralı değil. Hatta duyan yerleri de kapalı olduğundan, beynine giden az oksijenle mutu mesut yaşıyor. 

Ralli terk şoförümüz de pedallarla sevişme halinde iken hazır, dur dedim koca kutsal kâse sana bi sürprizim var! Yanımdaki elemandan pardon mardon diyerek bir adımlık yer açtım, kendimi iyice sağlama aldım. Durağın birinde duruyorduk ama kapılar açılamıyor. 15 duraktır ezberledim lööööönk diye kaldırıyor aracı rallicimiz. Adım gibi biliyorum ki yine efso bi gazla kalkıcaz. Motorun sesine kulak kesildim, Yenisahra'da bulamazsın öyle usta ! :)) Aha dedim vites is coming! Rallici abimizin gazı köklemesiyle kolumu kaldırışım aynı momentoya denk geldi. Lömbürdekli ablamız gaaaaaarç diye yığıldı ben de dahil 2 kişinin daha üstüne. Ama demin bir adımlık boşluk açtım ya kendime, sülalem rahat. Hop o yana kaçıverdim, teyzemiz keşkül kıvamında arafta kalakaldı. Yav insafsız, büyük büyük babanın diktiği çınar mıyım ben gövdeme yaslanıp piknik yapıyosun?! Endamımdan gücümden etkilendiysen de arz et, başka kulvarlarda görüşelim, belki oğlun / yeğenin vardır yakışıklı :) Ama bu böyle olmaz ki.. 

Kutsal Kâse'nin amansız devrilişinin ardından bana bir bakışı vardı ki tekrarlanamadı. Benim ona daha pis baktığımı gördü çünkü. 5 durak daha geldik, kaldı 2. Kıza diyorum az toparlan inicez. Bizim hareketlendiğimizi gören bir başka az oksijenle idare eden hanım kızımız, koşarak geldi arka saflardan (inan bilmiyorum o ne becerisidir), kendi kutsal kâsesini kızın nerdeyse üstüne oturmak suretiyle zöngenedek yerleştirdi koltuğa. Artık dayanamadım ve "aman kutsal kâsene zeval gelmesin, az bekleme insan gibi" diye hönkürerek indim araçtan. Arkamdan dır dır dır ediyordu .. Gerçi arkamdan etmekte haklıydı, benim de karşımda Guliver'e 5 kala biri olsa, ben de anca arkasından giydirirdim :)

Hem bu metrobüs işkenceleri hem lömbürdekli ablalarımızın kıçlarıyla vücut koyma tarzları hem de o hanım kızımızın değdiği yerde son nazar bükücü etkili dost mu düşman mı anlayamadığım gözlerinden mütevellit kestim ilgimi alakamı, karşının taksiciliğine devam ettim bir başıma. Cidden daha medeni bir ortamda daha az çile ile içiyordum içkimi :) Neler gördü bu gözler, neler yaşadı belki hepsini hatırlayamam ama o koca kıçlı ablamızın ciklet gibi yapışmasını hâlâ unutamam :)))