HIKAYE

Cesedin ben oldum, failim sensin..

Author

Aldatılmak ille de başkasıyla kan ter içinde tepişirken yakalamakla mı olur?

Cesedin ben oldum, failim sensin..

Yoksa bir insanın duyguları ve zekâsıyla oynamak için yeterince şeref yoksunu olduktan sonra yapılan her manevra aldatmaya dâhil midir? 

O daha öncelerde bahsettiğim ayakkabımın asfalttan cırt diye ayrıldığı sıcak transfer günlerinden birinde serinlemek için kaçtığım otobüse biri daha sığındı. Sohbet muhabbet tanıştık, gözlüklü maviş bi oğlan çocuğu. Sanırım 16-17 yaşlarındayız.  Sen hangi bölgede çalışıyosun, aaa orda mı okuyosun, üniversiteyi neresi düşünüyosun, blah blah blah.. Güleç ve sempatik bi tipti. Sadece bir defa rastladım zaten. Tekrarı da olmadı. Geldi geçti..

Yaş oldu 19, düştük Ankara yollarına. Canım ciğerim sevimli hocama selam olsun, ilk ders turizm. Hem bizi tanımak hem de bizi ortama alıştırmak için sorular soruyor adam, nerde çalıştık neler öğrendik falan tam gaz anlatıyoruz. Ben de hiç yadsınamayacak deneyimler kazandığım için kendimce, olan cabbarlığımla anlatıyorum dünyanın en büyük tur operatörünün ülkemizdeki partnerinde 3 sezon çalışmalarımı.. 

Birisi de dikkatlice bana bakıyor ama sanırım birine benzetti diyorum. Zamane tikicanları gibi kendimi fazla önemseyip "ne bakıosun salakh yaaa" modlarında değilim, insani bir gerekçe arıyorum bu gözlerde..

Hoca ara verdi, çıktım tam fakülteyi keşfe, bir ses; "merhaba!" Sima hafızam zayıf olduğu için kendisini anımsayamadığımı ilettiğimde düşen surat, bana o otobüste beraber serinlediğimiz, muhabbet ettiğimiz genç olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Ben de hızlıca bi flashback ile hı hı hıııııııı tadında kareleri canlandırdım gözümde. İyi de ben seni çok zar zor hatırlıyorum ve "yaaaa evet hatırladıııım naaaağğğber" beklentini karşılayamadığım için üzgün hissediyorum.

Gel zaman git zaman onun kız arkadaşları oldu, benim erkek arkadaşlarım oldu derken son seneye yaklaştık. Bir gün Msn'de yazışırken (hey gidi dünler), laf lafı açtı, o da bana kalbini. Şaştım kaldım 3 buçuk senedir "cano" luktan öteye bişey düşünmemişim, sen giderayak hayırdır?

Ne evet dedim ne hayır çünkü buna vaktim olmadı. Şöyle ki, açıldı saçıldı falan sonra ertesi gün okulda konuştuk. Sonra çıkışta hadi şuraya gidelimler, sanat filmleri izlemeler, tiyatroya gitmeler, en sevdiğim şeyleri akılda tutmalar ve buna uygun planlar yapmalar... O zamana dek hayatımdakiler "eeee bugun nabıyoruz" dangozluğundayken, bu vatandaş çoktan seçmeli alternatiflerle geliyor bana. Âşık olma da ne yap! Tutuldum. Hani bazı insanlara karşı zaafın vardır ya, gözün görmez, algıların körelir, kulağın duymaz, sezinlediğini de asla konduramazsın. Tam o krizin içindeyim. Çıldırıcam ya, nasıl başım dönüyo. Yaş 21. 

Bu vatandaş, sınıftaki 2 gencoyla daha birlikte eve çıkmış. Akrabasında yaşadı senelerce, son sene tez mez ayağına eve çıkayım demiş. Benim bundan haberim yoktu başta, ev arkadaşı olduğunu sonradan öğrendiğim diğer arkadaşın kısa film projesi için benim tiyatrocu yanımdan faydalanıcaz. Kapıyı çaldım, bu açtı. Ben şok! Aaaaa uuuuu derken sarıldık, merhabalaştık ve eve geçtim. 

O vakitten sonra o ev, benim gözümde siklibaba tekkesinden farksız oldu. Mütemadiyen ziyaret ediliyor, yemekler orada yeniyor, bulaşıklar yıkanıyor, vs vs... Bi akşam gene çay demledik, Hadise'nin TRT'de düşük bel kotuyla "düm tek tek" in tanıtımını izlerkene bizimki çat diye "ya kızın adını öğrenicem diye hergün bişi almaktan maaşı bitirdik" dedi çocuklara. Ben kaldım. Elimde çay bardağı. Ben elemana bakıyorum, eleman arkadaşlarına, arkadaşları Hadise'ye...

Bi sonraki sürede evlerine konuk olduğumda turuncu domuzu karşımda bulacağımı ne bilirdim? 160-165cm boylarında, seyrelmiş saçları turuncu boyalı, iki dönümlük bedenini rus tankı gibi manevralarla çevirebilen, babişkosuna telefonda nerde olduğuna dair yalan söylerlen kekeleyen, kalbinin fesatlığı yüzüne yansımış bir hilkat garibesini, bizi mavi oğlan aldı "sevgili" diye tutup getirdi!!! Ondan fuck buddy bile olmaz, sen gerdire gerdire elele geziyorsun. Iyk mide!

Öyle aptalım ki eleman ne derse eyvallah çekiyorum. Hadi beraber sinemaya gidelim, hadi beraber patlamış mısır yiyelim.. Ne kadar domuz da olsa turuncu kafa uyandı bişilere. Eleman hep bana öncelikli davranıyo çünkü. Onun elini tutuyo ama benim dediğim filme gidiyoruz. Onun belini büküyo ama benim sevdiğim hamburgeri yiyoruz. Sormuş gaddar kadın bu durumu.  "Mezigacarak benden hoşlanıyo, napiim arkadaşım, kalbini kırmıyorum" demiş bizim gavat da!

Sonrasında turuncu domuzun alicengiz oyun teşebbüsleri, laf sokmaları, hakaret etmeleri derken; vatandaşımızın etinden ve sütünden faydalandığı buddy'sini arkalamasından mütevellit aldım haysiyetimi önüme, düştüm kendi evimin yollarına.. Kendisine ilan-ı aşk edilen kadınken, nasıl oldu da korkunç kadın Müzeyyen'e dönüştüğümü sindirmeye çalışıyordum. Daha 1-2 hafta önce bana prenses masallarını yaşatan sen, bugün benim salonunda oturduğum evin arka odasında başkasıyla nasıl tepişiyorsun diye anlamaya çalışıyorum. Turuncu domuzumuz arka odadan geldiğinde hiçbi zaman tişörtünü düz giymeyi başaramazdı. Bizimle kahvaltı sofrasında bikaç lokmadan fazlasını yiyemezdi, bıraksan bizi yer çünkü. Biz de yuh oha deriz. O biçimde rencide olmamak için o leş ağız kokusuyla girerdi pozisyondan pozisyona... Harbi ıyk mide!

Bi dönem okula beraber gelip gittiler, hiç üniversite kapısından girmemiş olmasın diye. Ve gördüğüm tüm bu muamelelerden sonra ben çok güzel hayalet sendromu yaşatırım. Kalabalık bi masada yemek yersin, senden başka herkesle göz teması kurar muhabbet ederim, sana hoşt bile demem. Yanımda oturursun sezmem. Önüme geçersin çarpmam. Yok sayarım. Yok. Çünkü okumuştum çok can yakarmış. Yakmış da.

Arkadaşlarımın mezuniyet telaşlarını kolpa sahnelerde izleyen ben, birden koridorda kolumu tutan biri tarafından durduruldum. Alt kirpik dipleri kıpkırmızı olmuş biçimde benle konuşmaya çalışan er kişisi, gavattan başkası değildi. Neden yok gibi yapıyormuşum, çok koyuyormuş. Sevgilin kızar benle konuşma dediğimde değişen ağızdan "o artık yok ki" itirafları.. Hadi canım hadi stepnen değilim ben dediğim sırada tam vatandaşı ağlatacakken, yeni yeni konuşmaya başladığım arkadaş (hani vesikalılar beni evden attığında yanımda olan) beni arıyormuş yanıma geldi. "Geliyorum AŞKIM" diye gömdüm tınıyı. İbneliğine.. Birinin hoşuna, diğerinin zoruna gitti. Oh canıma değdi. 

Takip eden yıllarda ne haberleştik ne bişey. Ben çıktım geldim İstanbul'a. Girdim otele çalışıyorum. Hani o yamuk ağızlı Kaltak'ın bana goy goy yaptığı kurumsal...

Yeni iş arkadaşlarımla bi mekânda içiyoruz, birinin veda yemeği. Telefon çalmış. Arayanı tanımıyorum. Sallamadım haliyle. Bikaç gün sonra yine. Gene sallamadım denk gelmiyorum çünkü. En sonunda merakımı gidermek için o zamanlar kullandığım Turkcell operatörüne danıştım "kapçık ağızlı yavşak" diye yanıt geldi. Sms attım beni arayıp duruyorsunuz ama ben sizi tanımıyorum ile başlayıp, kendini tanıtmasıyla yok yok cidden çıkaramadımlarla devam eden ve en son siteminden anlıyorum ki doğru numaradayım demesine yelkenleri suya indirten.. Diyorum ya, salakmışım salak. Al beni tokatla. Hrrrr....

Otele her hafta kargo geliyo, içinde "attached" şekilde sevdiğim nüansları da eklemeyi unutmayarak. Telefonlar canımlar havada uçuyor.. Atladı geldi uçakla (o zaman Antalya'ya geçmiş - yüksek lisans için).. Konaklamasız biçimde gezdi tozdu benle.. bi cebinden farklı bişey çıkıyo, öbüründen farklı..  hediyelere ve hayal dünyalarına sevk etti beni..

Doğum günümü de (harika sandığım) bi şekilde kutladık, gene sürprizler, abiyle yengeyle tanıştırmalar falan filan (anne-babayla tanıştırmadan olmuyodu dimi o işler.. hımmm) Yaklaşık 1 hafta sonrasında aramalarıma dönmemeler, dönülse bile -40 derece diyaloglar.. En sonunda kurcaladım ve kahramanımızın milli mücadelede yer almak istediğini, ülkesine yararlı biri olmak için milletvekilliğine adaylığını koyacağını ve tüm bu meyanda kadınla / sevmekle uğraşacak zamanı olmayacağını öğrendim. Şu an neremle gülsem bilemiyorum ama o zaman her bir cümlesi pala gibi.. Atatürk (ruhu şad olsun) olacakmış kendisi, boku bile olamayacakken üstelik.

Doğum günümde değil ama 1 hafta sonrasında terk edilmek de şahane bi duyguymuş. Burdan tüm kadınlarımıza sesleniyorum SİKTİR EDİN GİTSİNLER !

Tabii şimdi yazdığım kadar kolay atlatamadım, yaklaşık 1 ay boyunca ağlama zırlama halleri.. Nasıl aptal yerine konulduğum koydu aslında bence. Yani geride kalan duygu o oluyor. Kaybettiğin zamandan çok, kaybettiğin iyi niyetine ve güvenine acıyorsun. Gözümü kapatırdım yüzü aklımda, görmeyeyim diye açardım duvardaki yansıda.. Kurtulamadım o heveslendirip kıç üstü oturtan lanetli gözlerden. Ağlamaktan sızdığım için uyurdum. Sabah ezanıyla yatıp, 7'de iş başı yaparcasına. Yastık göl anasını satayım.. Kuru yattığımı bilmem.. İnsan 3 efes extra ile kafayı bulur mu? Meyve suyu ile bulursun, bira da neymiş.. Eve geldim zil zurna.. Babama anlattım 1 ay sonra ilk kez.. Babamdan tepki;

- Benim gençliğimde de vardı öyle tipler, kadınların canını yakarak ego tatmin ederdi puştlar. Sen de onun canını yakmak istiyorsan ona dair herşeyi geri postala. İz bıraktığını sandığı kişinin, izlerini kabul etmediğini görmek ona koyacaktır. Bana koymuştu...

Birden kendime geldim. Böyle konularda destek alabildiğin kişi ailen olunca ekstra güç yükleniyorsun. Tamam dedim de, her kargodaki gönderici adresi farklı. Doğum günüm zamanı gezdirirken bi siteye uğramıştık, teyzesi yaşıyormuş. Kargo paketlerini de saklayan bir gerizekalı âşık olmak işime yaradı, tek tek baktım. Onca paket içinden 1 tanesine doğru adresi yazmış.

Vardiyamdan önce babamla kargocuya gittim, başımın gözümün sadakası olsun parasını da ödedim. Çok gurur yaptığım için (geri arıcak ya beni) hattımı da değiştirdim. Sonra iş yerimin yolunu tuttum. Üstümden yük kalktı adeta; gene tedirgin ve mutsuzdum ama kırık kalbimde bi nefeslik yer açılmıştı hiç olmazsa...

Ertesi gün öğlen saatlerinde sms geldi eski numarama (yenisi henüz aktive olmamıştı) ; "Cano bana paket göndermişsin, teyzem aradı. İçinde ne var bilmiyorum ama senden geldiyse güzeldir. Şimdiden teşekkürler :)"

Hıııı hıııı dedim içimden. Paketi açtığın zamanki yüz ifadeni görmek istiyorum yiğidim! 

Bikaç ay sonra ismi çorap reklamlarında sıkça geçen bi hanım kıza soyadını vermiş. Birbirine katıp geçtiği, ardında litrelerce göz yaşı bıraktığı, ahını ala ala prangalar eskittiren kadınları bir tarafa; o çorap karısını bir tarafa koymuş. Mesut olsunlar ne diyim, ciddiyim beddua etmem ben. İnsanların yaptıkları illa çıkar bi yerlerden. Karmaya inanıyorum. Kendisinden değilse, bir gün kızı olur, ondan çıkar. O zaman hatırlar şimdi unuttuğu isimlerimizi bir bir... 

Şimdi dönüp bakınca, faili belli bir cinayetin bilmem kaçıncı kurbanı idim. Çok örselendim; bi defa güven duygumu kaybettim uzunca süre. Herkese lay lay gözüyle baktım, gerçek aşk vb kavramlara siktiri çektim. Erkek olsam Casanova'yım kesin! Kimsenin ardından da bi daha tek damla göz yaşı dökmedim. O dönemler zaten bir kez yaşanıyor; bir defa yamuluyorsun, tam yamuluyorsun. Bir daha ne olursa olsun eğilip bükülmüyorsun. Gelene hay hay, gidene bay bay stayla.

Şimdi daha akıllı, daha olgun, daha deneyimli halimle merhaba diyorum yeni dünyama. Herşeyi şiir gibi okuyan erkek beni cezbetmiyor, hazırcevaplılığı bir yere kadar takdir ediyorum mesela; insan dediğin arada tıkanır. Tıkanmadan ezber konuşuyorsa, o ezberi çok önceden hatmetmiştir, uzak dur! Herşeyle ilgili çok fazla pratiği varsa, kimbilir o yollarda eskittiği kaçıncı kişisin. Bunu misal hiç çıkarmadım kalbimden. Bak aklımdan demiyorum, kalbimden. Bu ders en çok kalbime yaradı. Taş gibi oldu, kocaman duvarlarım oldu. Elde etmesi kolay gibi görünen, güleç yüzüne, çocuk masumiyetine (saflığına) aldanılan güçlü kadın oldum. Teşekkür ediyorum aslında böyle insanlara, iyi ki hayatımıza bir biçimde girip ağzımıza sıçmışlar. 20'li yaşlarda örselenmen ile, 30'undan sonra kıçına girmesi arasında dağlar kadar fark olurdu. Daha profesyonel bir puşt ile daha büyük enkazların altında kalarak nefes almaya çalışırdı insan.

Neyse ki bu zamana dek ettiğim iyiliklerin, gösterdiğim iyi niyetlerin, aldığım hayır dualarının karşılığı vücut bulmuş şekilde çıktı karşıma. Kalbinin minnoşluğu yüzüne vurmuş biri ile birlikteyim. Abisi ile tanıştım (ama anne baba da şart) :)))) Ciddi düşünüyoruz ve herkese acılı sancılı geçse de, sonu şiir tadında biten mutlu sonlu hikayeler diliyorum.

Not 1 : Benim uzun yazılarım yüzünden nargile kafelerde mahsur kalan veya gözü bozulan veya çayı soğuyan (...)  arkadaşlardan özür dilerim =D

Not 2 : Kadınlarla anlaşamıyormuşum, herkes şırfıntıymış bi ben mi rahibeymişim, erkeklerle hebele hübeleymişim'cilere müjde! Ben de yara aldım. Ve sil baştan ayaklandım, herkese içini dilediği gibi doldurması için bembeyaz boş defterler verdim. Önyargılı olmadım. Ne hakettiyse onu yaşattım. Bilirim ki sizin şuursuzluğunuz şundan ileri gelir "yarayla alay eder yaralanmamış olan" Şimdi nazikçe kıçınıza baka baka defolunuz klavyeşörler. Benim üstümden nam salamayacaksınız ;)

Not 3 : Storia ailesine duyurumdur. Sayfa zırt pırt enteresan arızalar verdiğinden ötürü ilk versiyonu çok heyecanlı ve çok tatlı bir formatta yazmıştım ancak sırf kendimce inadımdan (yazımın tamamı yittikten sonra) bir daha yazdım, ki en nefret ettiğim şeydir aynı şeyi aynı biçimde 2 kez yapmak... Teknik arızalarınıza sitemim var, n'olur çözün.. 

Not 4 : Bunlar yaşanmış anılar, hikaye değil. İspatlamak zorunda olmasam da kendi sayfamda dilediğimce yazarım.. Kıçımdan uydurduğumu söyleyenleri de, layık oldukları biçimde kıçımla selamlıyorum.

Öptüm.