IŞ & EKONOMI

Stajer : Stres Topu

Author
Stajer : Stres Topu

Akdeniz'de bir tatil beldesi demek istiyorum. Hani (bir zamanlar tabi) akın akın turistin geldiği ve bok gibi para harcadığı - bazılarının da üstüne para aldığı dönemler. Uff ya mesleğim ifşa oldu. Geri kalan detaylara dikkat edeyim bari. 

Stajer olarak işe başlayan Mezigacarak kızımız, okuldan kendisini gönderen koordinatör öğretmeninin her tembihini emir telakki ettiğinden, aman ha kimseyle abili ablalı muhatap olmayacak, benden ne istenirse (iş yahu) yapacak, haşa huzurda saygısızlık barındırmayacak, katiyen cek cek cek ve cak cak cak'larla okuldan postalandı. 

Büyüklerine saygıda kusur etmeme özellikleri, Zeynep Kâmil'deki ebe tarafından henüz çok sıcakken poposuna zerk edilmiş olan bendeniz cennet kuşu, asla ve asla karşı gelmemek uğruna - koordinatörünün de gazıyla - ezildikçe ezildi. Neden kendimden 3. şahıs gibi bahsediyorum ki? Döndüm "ben"li anlatıma. Kikikii...

Bu gibi ezikli bizikli durumların avantajları da olmuyor değil hani. Ofiste bir defa her işten anlayan oluyorsun. O nazik kâselerini koltuktan kaldırmamak uğruna o kadar çok angarya yüklüyorlar ki, kim çayı / kahveyi nasıl içer, uzay mekiğini andıran fotokopi makinasının bilinmeyen yönleri nelerdir (önden kağıt koy, yandan süt versin'lere kadar gider), depo nerde, depodaki kutuların içerisindeki broşürler nasıl istiflenmelidir, tur rehberlerinin yanlarına konması gereken kağıt materyaller nasıl hazırlanır, temizlik malzemeleri nerdedir, kettle denilen illetin bozuk olduğu yönleri nelerdir - moraline ne iyi gelir, yabancı rehberlerin odasındaki gizemler nelerdir ve benzeri benzeri derken gittim 2000'li yılların başlarına, pehey maşşallaaaah!!! 

Yazarken veya anlatırken tırıvırı gelen tüm bu işler, yaşantı içerisinde o kadar elzem oluyor ki anlatamam. Beyin cerrahı olsam anca bu kadar işe yarardım. Neşteeeeer diye bağırmama az kalan günlerim eyvah! 

Tabii o zaman sülün gibiyiz. Hangimiz zayıf değildik zarganalar gibi :) Boy pos endam üçlüsü etrafa ateş ederken, ofisin demirbaş hanımlarının gözleri değmez de ne değer? Dilleri. Evet evet dilleri. Yalamıyorlardı tabii ki beni ama karılarda bir çene var. Amaaaaaan! Her şeye bi cevap, her konuda haklı olmalar (değillerse bile olurlar), her şeyi en çok bilmeler, her hususta malik ve donanımlı olmalar (değiller ve olamazlar) ve daha neler neler. O kadar haset & fesatlar ki, içlerinden bir tanesi koca bulamıyor, diğeri de mevcut kocadan hamile kalamıyordu. Bak şimdi hastalıkla öç alınmaz der annem ama yani sen de o kadar nemrut olursan, taaaa beyninden yarım metre alttaki iniş takımların da fark eder bu durumu ve döl tutmaz. Düşünsene bu karının rahmi neler anlatıyordur; "amaaaan sen de sperm misin be! Ben senin yaşındayken daha hızlı akıyordum. Sen anca bana laf yetiştir, bağırtma beni kalk yapış şuna!" Adam sabah akşam "pompalamasyon, bu benim misyon" dese ne gam! Bu arada ben o şarkıyı neden biliyorum? :(

Bizim yerli vatandaşlar 16-17 yaşında stajer kızı kendileri için büyük bir tehlike ve rakibe olarak görürken, karşı dairedeki İskandinav ablalar ne tatlıydı ya... Tatlı ve İskandinav deyince gözlerde nelerin canlandığını biliyorum ama 175cm boya 95kg idi en ufak tefeği. O nedenle çok da iştahlanmamak lazım. Kikikiiiii... 

Neyse neyse.. Kimsenin dış görünüşü hâlâ umrumda değildir; ben insanın içine bakmayı tercih edenlerdenim. Pofidik ve çok iyi insanlardı. Quick Dry ojeyi ilk kez bilmem ne müdürü kadında görmüştüm ve sürmeme izin vermişti (kalpli göz). Medeni idiler bir kere. Önce dinleyip sonra konuşuyorlardı. Bak burası önemli bir ayrıntı. Bizimkilerde bu maalesef önce konuşup sonra bağırmak şeklinde oluyor. Bana son derece saygılı davranıyorlardı, kardeşleriydim resmen. Kadınlar benden daha güzel veya çirkin olduklarına değil; kafatasımın içinde beyin, o beyinde de zekâ olup olmadığına bakıyorlardı. Değer verildiğini hissediyordum. Yanımda ayıp olmasın diye İngilizce konuşurlardı, anlamam için. Bizim gurbetçilere bak bide, gelir buraya en paçoz kılığıyla "Ja mama aber ich muss das nicht so machen" !!! Almanya'ya gidince de ; "anacuğum bunnarın hankısını alacuğğğk?" Elin gâvuru (o da ne demekse) dersin ama on numara insanlardı yemin ederim. Çoğu hala feysbukumda eklidir, arada sırada selamlaşır, hayatlarında ne var ne yok uzaktan takip ederim. Canımlar!

Benim yukarıdaki resimde görünen abi gibi olmama çok çok ramak kalan günlerim oldu. Ulan ergenliğimin resmi olarak tavan yapmış çağlarındayım, hissedilen sıcaklığı 55 dereceye vardıran nem oranı yüzünden şaftımızın klimalı ofislerde bile kaydığı şartlarda, regl sancısından cenin pozisyonunda kıvrık kıvrık ağlayan genç bir insandan kemik rengi üniformaları giyip 4 bacak transfer (havalimanı - otel X 2 kez) yapmasını istiyorsun. Bu emri veren de kadın! O zamanlar 26-27 yaşlarında. Tamam, özlemiştir genç kız olmayı, çıtırdı belki eskiden, çok aşığı vardı belki, ağılında bir danası eksik diye babası yavuklusuna vermedi belki, kalbi kırık, boynu bükük kaldı belki... Hepsi kabul ama benim suçumun ne olduğunu yazılı biçimde beyan eder misin sevgili anasını sattığımın beyin özürlü şırfıntısı????!!!!

 Yıllar sonraki süreçlerde benim de yanıma stajer gencoları verdiler kızlı erkekli. Ulan gözüm gibi baktım onlara beeee! Elcağızlarımla besledim, hep rica ettim - emretmedim, espriler yaptım, muhabbet ettim; insan olmanın gereği ne ise yerine layıkıyla getirdim. Aferin bana. Canım ben!

O zamanlar o hâlimi gören diğer yetişkinler resmen bana moral motivasyon verebilmek için etrafımda fır dönerlerdi, eh bunlar daha da deliriyor :)) Napsak ne etsek bu kız seviliyor bacıııım :)) Senin mutlu ve başarılı olman en güzel intikamdır, seni sevmeyen herkesi mutsuz eder şeysi :)) 

Ulan bir gün tuvaletteyim, üzerinize afiyet çok güzel izliyorum dünkü menüyü, o biçim bozuk mide. Daha girdiğimin 2. dakikasında "Mezigacaraaaaaaak" diye yırtınıyordu döl tutmayan. Avazı çıktığı kadar hem de. O muhitte adaşım olan ne kadar kız varsa camlardan aşağı düştüler. O zamanların yerel gazetelerine bakın, katil şırfıntıyı ilk sayfada bulacaksınız. 

Mutfak üst katta idi, tamam fit ve gençtim ama bir insanın üstüne de bu kadar iş bindirilmez ki. Gerçi şube müdürümün odası da üst kattaydı, muhasebenin de, Polonyalı rehberin de..  Ablalar beni yeterince darlayıp, sapık şoförlerle (evet gene bir sapık ve gene ben) olan transferlerimde beni zerre dinlemeyip, deneme yolculuğu yapmam için anlayışsız oranda ısrarcı davrandıklarında, emir demiri keser elbet deyip, o merdivenleri tırmandığıma değer sonuçlar elde ederdim şube müdürümün odasında. Sen beni takmazsan, sana takanı bulurum. Son derece anlayışlı ve profesyonel bir insan olan Nazik Bey'e sevgi ve selamlarımı burdan da iletiyorum. Her türlü sorunumda elinden gelenin en iyisini yaptı, babacanlığı yeterdi. Canım müdür!

Muhasebeden çok sevdiğim bir Kolonya ablam vardı, sabahtan akşama ellerine kolonya sürerdi. Odasının duvarlarına bile sinmişti artık o koku. İsmini feci hak etti yani :) O şefkatliydi ama bana oyun oynamayı çok severdi. Rehberlerin getirdiği ve para değerindeki masraf sliplerini ortadan yok eder, "ben sana fotokopi çekmen için vermiştim, kayıp mı ettin, kaç bin TL vardı orda" der, küçük çapta kalp spazmları geçirtirdi. Ben de saf saf her yerde slip arardım. Bazen abartıp mutfak dolaplarının içine bile baktığım olurdu. Kan ter içinde odasına ağlamaklı girdiğimde de "napalım maaşından kesicez" derdi.. Şimdiki gözler o bıyık altı gülümsemelerini yakalardı elbet ama o zaman kaş / bıyık bilmediğimden yorumsuz ve çaresiz kalırdım. Meğer beni sevdiğinden takılırmış. Ay bide sevmese...

Polonyalı rehber canımdı. Arkadaşımdı. Bana doğum günümde çiçek böcek alır, küçük peluş ayıcık hediye ederdi. Kimsenin iplemediği yeni yaşımı, onun sayesinde değerli hissederek kutlardım. Bak 2003'te tanıştık, yıl olmuş 2017 ikinci yarısı, hâlâ görüşürüz :) Önce insan olmak gerek azizim. 

Tur departmanında çalışan Nikotin ablam ile Kısık Ses ablamı asla unutamam. İnsandı onlar da. Nikotin ablam evde kalmış olanla yaşıttı, Kısık Ses ablam ise hepsinden yaşlıydı (32). Ne bir gün ses yükselttiler ne de ters bir hareketleri oldu. İşi gücü de öğrettiler güzelce, onların yokluğunda ben idare edebiliyordum. Biri evlendi gitti, talihsizlikler yaşadı çok üzüldüğüm. Sonra numarası değişti, sosyal mecradan silindi falan. Ne haldedir bilmiyorum :( Öbürü de aynı. Ama hayattaysalar her şeyin en güzelini dilerim onlar için. 

Erkek çalışanların benle pek sorunu olmazdı, el classico ;) İyi davranırlardı, anca dalga makara yapıp, hebele hübele vakit geçirirdik. Gevezesin diye ithafta bulunup, acaba konuşmadan kaç dk durabileceğime ilişkin zavallı hayallere dalıp, esasen susmayı konuşmaktan daha çok sevdiğimi man kafalarına sokabildiğim zaman da "allaaaaşkına konuş kız, ofisin neşesi senmişsin" diye koridorda peşimden gelirlerdi. Hıh bi kere...

Diğer ezik şırfıntıların stres topu idim ve 2 staj sezonu + 1 üniversiteye hazırlık sezonunda kendileri ile çalışmışlığım oldu. Her birinde daha serpilmiş, daha büyümüş bir tiple karşılarında idim. Ama ama ama en büyük şaşkınlıkları 2012'de o beldeye gittiğimde beni karşılarında görünce oldu. Düğün için gitmiştim, pisliğine ofise de uğradım. Taşınmışlar ama aradım buldum. Niiiiihahahahahaa... Bıraktıkları kız eşşek kadar genç kadın olmuştu ve pabuç kadar dile ve özgüvene sahipti artık. Laf sokma kapasiteme de ayrıca hayranım. Ah bu ben! :p

O bir türlü yumurtlayamayan zat, masasına bebeğinin resmini koymuş. Görür görmez "ay doğurdun mu nihayet" dediğim zamanki yüz ifadesini, nereme çizsem tutturamam :) Öbürü de koca bulmuş, nihayet o da çıkartmış bi tane kendi kadar nemrut bişey :) Karıların bahtını talihini kapatan benmişim heh, ben gider gitmez tıkır mıkır işlemiş işleri. Kikikikiiii....

Gidenler benden gitti, kalan sağlarla devam ediyorum. Çok da güzel oldu. İyi ki de oldu. O ofis hayatı da bana ilerde başıma neler gelebileceğini ve ne kadar düdük bi meslekte debelendiğimi gösterdi ama köprüden önceki son çıkışa girmiştim bi kere...

Sevgiler.