EĞLENCE

Bizim eve giren hırsız sanırım artık çocuk sahibi olamayacak🤔

Author

Bir 18 Mart arefesinde ilk ve ortaokulların vazgeçilmez klasiği olarak kardeşlerimin okulu da Çanakkale gezisi düzenlemişti. Annemin şehadet mertebesine büyük bir saygı ve sevgisi vardır bu nedenle kardeşlerimle beraber o da geziye katılmak istedi, babamın da bir işi bırakmış yeni işine geçme süreci o sıralar. E hadi ben de geleyim sizinle dedi anneme. Bir anda 6 kişilik güzel ailemin 4 neferi seferî olmuştu😅 ben ve benim bir küçüğüm olan kardeşim LYS hazırlığı içinde olduğumuzdan "Çanakkale'ye gitmek kiiiim, biz kim" modundayız. Evet, benden 11 ay küçük kardeşim ve ben aynı sene LYS'ye girdik. Zamanında ailem beni ilkokula yazdırmaya gittiğinde yaşım tutmasına rağmen "Bu daha çok ufak az büyüsün de gelsin" deyip almamış beni okula denyo müdür. Haliyle ertesi sene kardeşimle birlikte okula yazıldım ve büyüyüp kendi liseme çıkana kadar sıra arkadaşı olduk-böyle söyleyince kulağıma bi sevimli geldi-

Neyse Allahtan üniversitede böyle bir uygulama yok. Rektörün bana bakıp bu daha ufak  seneye gelsin deme hakkı olsaydı sittin sene başlayamazdım üniversiteye. Nihayetinde 1.50 boyunda 40 kilo insanım benden ufağı pigme zaten 😂 herneyse işte birlikte sınava gireceğimizden bitkisel bitkisel yaşıyoruz iki kardeş. Annem yolluk diye güzel poğaçalar, kekler, kurabiyeler döşüyor tezgaha falan. Bunlar çıktılar yola iki gece Çanakkale'de konaklayacaklar. Ben gündüzleri yarınlar yokmuşçasına ders çalışıp geceleri de sabahlara kadar sevgilimle konuşurdum. Annem de sabah 9'daki kahvaltıya yetişemeyip öğlen 12'deki bruncha kalmama tam anlamıyla ifrit olurdu. Yıllardır her sabah saat 8 de kahvaltıyı hazırlayıp uyanmamızı itinayla bekler ve uyanmayanın yüzüne gözüne Allah yarattı demeden buzlu su  döker. Kadının tek eğlencesi ya resmen😂 bu nedenle arada bir kontrole odama gelir sessiz sessiz, uyuyor muyum diye. Ben de bunu bildiğimden yorganın/pikenin altından uğraşıyordum telefonla. Bir süre sonra da oksijensizlikten sızıp kalıyordum zaten. Alışmış kudurmuştan beterdir derler. Ben de alışmışım annem evde olmasa da günlük rutin ders çalışmalarımın ardından yorganın altına girip internette dolaşmaya başladım.

Bizim evin balkonu yan apartmanın balkonuna bitişik ve yan apartmanın alt katındaki demir korkuluklar sayesinde balkona rahatça tırmanılabiliyor. Yan apartmandaki yaşlı teyze sürekli söylenirdi "hırsızlara davetiye çıkarıyor bu korkuluklar" diye. Ben nerden bileyim davet bizim eveymiş😵 evde kardeşimle yalnız olduğumuz 2. gece hırsızlardan birinin davete icabet edesi gelmiş. Yan apartmana girmeye çalışmış ama balkon kapısı kapalıymış. Biz de balkonumuzun kapısını kapatmıştık ama anahtarını kaybettiğimizden kilitlenmiyordu.

Ben sevgilimle mesajlaşırken bir tıkırtı duydum ve dondum kaldım. O dönem Hasan Karacadağ filmleriyle kafayı bozmuş, basit senaryolar ve ucuz görsel efektlerle dolu cinli filmlerin müptelası olmuştum. Her hafta "kafa dağıtmak niyetiyle" bir doz cinli film alıyordum. Hal böyle olunca kuş cıvıltısından sinek vızıltısına kadar her bir sese "aha cinler beni almaya geldi" tadında yükseldiğim için bu tıkırtıyı da başta cin sanıp yorgana iyice gömüldüm. Tıkırtılara odaklanıp ayak seslerini duyunca enfarktüs geçirirmişçesine bir kalp sızısı, kollarda uyuşma ve baştan aşağı kaynar sular dökülmesi olayını 3 saniye içinde yaşadım. O 3 saniye içinde kafamda dönen; en iyi ihtimalle her şeyimizi çıldıracaktık en kötü ihtimalle -televizyonlarda görüyoruz- tecavüze uğrayıp öldürülecektik.

Dayım benim boksördür. Zamanında savunma amaçlı bir şeyler öğrenmek istediğimde bana "dayıcım senin unutmaman gereken tek şey Allah yarattı demeden ve hiç ara vermeden  vurmak " taktik maktik yok bam bam bam dedi yani. Bu aklımın bir ucunda dursun ben ne yapacağımı düşünürken kardeşim  horlaya horlaya uyuyordu. Ben burada ecel  terleri döküyorum.

Polisi ararsam sesimi  duyar uyanık olduğumu anlar diye aramadım kimseyi. Ki arasam cesetlerimizi toplamaya yetişirler ancak diye düşünüyorum. -geçenlerde bizim yurtta yangın çıktmıştı, polis/itfaiye telsizlerini dinleyen muhabirler ekiplerden önce yurdun kapısına gelmişti- dolayısıyla birilerinin vaktinde geleceğine inancım; en küçük asal sayıdan daha küçük. Bu sırada adam annemin yatak odasına girmiş benim olası düğünüm için biriktirilmiş altınları cebe indiriyordu. Yatak odasına giden koridorda tekerlekli bi boy aynamız var. Annem 4 kızın odasına ayrı ayna almaktansa ortak yaşam alanına, kolayca evde gezmeye çıkarabileceğimiz tek bir ayna almayı daha uygun görmüştü. Akıllı kadındır minnoşum. Neyse plan şu; hırsız abi altınların şehvetiyle mest olurken ben sinsi sinsi aynanın arkasına geçip aynayı tam yatak odasına karşı konuşlandıracaktım. Hırsız yatak odasından çıkmaya yeltenince de aynayı üzerine bir hışımla sürüp en iyi ihtimalle kaşını gözünü yaracaktım. Bence mükemmel bir plandı.

Vakit kaybetmeden pembe panter gibi parmak uçlarımda koridora geldim.  Aynanın arkasına geçerken çıkardığım çıtırtıyı hırsız duydu ve düşündüğümden daha erken odadan çıktı. Hiç vakit kaybetmeden aynayı üzerine sürdüm -tam bu sırada kendimi Lara Croft gibi hissediyorum-
Aynen böyle⬇

Bizim eve giren hırsız sanırım artık çocuk sahibi olamayacak🤔

adam neye uğradığını şaşırdı, etraf karanlık olduğundan aynada gördüğü yansımasını başka bir adam olarak algılayıp korktuğunu umuyorum. Kaçmasına fırsat kalmadan aynayı yüzüne çarpmıştım. Sanırım burnu kırılmıştı, benim amacım ise etkisiz hale getirmekti ama bayılmamıştı. Kopan büyük gürültü yüzünden kardeşim korkuyla uyandı. Ona bişey olur diye çok korktuğumu hatırlıyorum. O uyanınca düşüncelerimin tamamen ona odaklandığını ve yalnızca onu korumak içgüdüsüyle hareket ettiğimi de.

Dayımın "Allah yarattı demeden, hiç ara vermeden" sözleri aklımdaydı. Tek bir saniye bile durup düşünmeden kapı girişindeki şemsiyeyle adamın kasıklarına çalışmaya başladım. İlk vuruşumda attığı çığlık tüm mahalleyi ayağa kaldırmıştı. Bu sırada kardeşim ağlayarak babamı aramış-kızım babam ne yapsın Surperman mi bu adam uçsun da mı gelsin ne yapsın? demedim- ben hala aynı noktaya vurmaya devam ediyordum. Adam acıdan bayıldı. Polis kapıyı kırmaya hazırlanıyordu ki açtım. Olayın hengamesinde kapıya dayanan polisin sesini ancak duyabilmiştim. İçerisi bir anda 4 5 polisle mahalle karakolunu andırdı. Adamlar içeri ayakkabılarıyla girdi ya la😑 dedim siz napıyorsunuz?

Olayın hararetini üzerimden attığım an sevgilimi aradım eniştesi polis, beni de sever. Olay yerine o da geldi ifade işlemleri falan halledilecek. Aynı zamanda sağlık ekipleri de girdi içeri -hiiiç çıkarma ablacım ayakkabıları haftada 8 gün temizlikçi geliyor zaten bize sorun yok yani-, güneşe kurumaya bırakılmış domates gibi yatan hırsızı topladılar yerden. Adam ilk iş benden şikayetçi olmuş, bakın enişte şu hayatta bir erkeğin varabileceği en yüksek naiflik mertebesine erişmiştir, polis molis  ama karıncalara basmamak için yol değiştiren cinstendir. Bu adamın şikayetini duyunca öyle temiz dövmüş ki, iki gece konsantre çamaşır suyunda bekletilmiş  beyazlar gibi tüm inatçı kirlerinden arınmış hırsızcık. Sen hem eve hırsızlığa gir hem de abi beni dövdüler de. Olacak iş değil! Şikayetten falan da vazgeç(iril)miş elbette.

O gece komşu teyzeler beni göstererek şu kız korkmaz da ufak olanın beti benzi atmış diyerek bizde kaldılar. Benim en sevdiğim canım huyum;   herhangi bir tehlike ya da heyecan yapılması gereken olay esnasında asla titremem, soğukkanlılığımı sonuna dek korurum ama olay sona erdikten sonra şoka girer bir süre kendime gelemem. Bu şey gibidir hani filmlerde asıl kahraman kötüleri yendikten kısa bir süre sonra yere yığılır ve yan roller onun yaralandığını, bir süre böyle çatışmaya devam ettiğini fark ederler, ben de öyleyim işte. Ne kadar zor durumda olduğumu hiç çaktırmam. O gece de tüm olay bittikten, ekipler dağıldıktan sonra yığıldım yatağıma, yorganın altında ellerimin titremesini durdurmaya çalışırken sızıp kalmıştım. Hala çok iyi hatırlıyorum yalnızca kardeşime bir şey olacak diye çok korkmuştum.

Şimdi düşünüyorum da keşke biraz insaflı vursaymışım. Hırsız da olsa üremeye hakkı vardı🤔

Bu da böyle bir anımdır.