HIKAYE

Daima hayal eden bir insan: Muzaffer

Author
Daima hayal eden bir insan: Muzaffer

Soğuk bir kış günü. Kar tipi şeklinde yağıyor. Hava öylesine soğuk ki gözlerini tam açsan gözbebeklerin donar.
Durakta otobüs bekliyorum.Gözüm bir an durağın dışında duran gence takıldı. Genç saçı başı dağınık. Bir kazağın üstüne giydiği ince bir mont ve yırtık ayakkabılar. İlk başta önyargıyla baktım yalanım yok. Tabiri caizse dilenci diye düşündüm. Ben durağın içinde azda olsa soğuktan korunmaya çalışıyorum o ise hiç soğuk değilmiş gibi dışarıda duruyor. Aramızda sadece bir cam var.
Ben durağa geldiğimde genç oradaydı. 20 dk olmuştu ben geleli hala otobüsüm gelmemişti. Bende camın dışındaki gence sordum. O otobüsün gelmesine daha çok çok var olduğunu söyledi. (Yazma ve anlatma biçimim biraz garip ama idare edin)
Her neyse konumuza dönelim. Bende "sendemi aynı otobüsü bekliyorsun" diye sordum.Genç "Hayır. Deva hastanesine giden otobüsü bekliyorum " dedi. Geçmiş olsun falan dedim. Oraya neden gittiğini merak ettim. Çünkü orası özel bir hastane ve bu yoksul olduğu belli olan gencin orada ne işi olabilirdiki.
Bu gencin adı Muzaffer. Babası bir alkolik. Eve ara sıra uğruyor. Bütün parasını alkole veriyor. Annesi ise son zamanlarını yaşayan ve umut olmayan bir kanser hastası. Muzaffer hastaneye annesinin yanına gidiyor. Muzaffer benimle aynı yaşta biri. Askerden yeni gelmiş. Uzun saçlılara özendiği için saçlarını uzatmak istemiş. Ama bakımsızlıktan saçları yağlı ve kir içinde kalmış. Bendeki de büyük eşeklik. Konuşmaya başladıktan 10 dk sonra Muzaffer'i durağın içine çağırmak geldi aklıma. Çağırdım ama gelmedi. İnsanların ona tiksinerek baktığını söyledi. Haklı olabilirdi. Ama ısrar ettim. Geldi durağın içine. Konuşmamız devam etti. Muzaffer anlatıyor. Annesini bir gün hastaneye kaldırıyorlar. Haberi alıyor. Cebinde parası yok. Duraga gidiyor bir yandan da ağlıyor. Durakta gelen otobüsü durduruyor. Parasının olmadığını. Annesini hastaneye kaldırdıklarını. Acil yetişmesi gerektiğini söylüyor. Gözyaşı imparatoru bir şöför. Almıyor otobuse. Basıp gidiyor söför. Muzaffer bunu anlattı ve ben ağladım . Muzafferin bu anlattıkları değil şu sözü parçaladı beni: "Bu insanlara alışamadım. Bu insanları bir türlü sevemedim. İnsanlar çok kötü. Bak şu insanlara hepsi bana tiksinerek bakıyor. Halbuki ben onları tanımıyorum bile"
Muzaffer okumak istemiş ama anne hasta baba alkolik ve bakılması gereken kardeşler var. Çalışmak zorunda. Ama kısmet olursa dışarıdan bitirmek istiyor.
Muzaffer: " Antalya'da çok imkan var. Oraya gidip çalışacağım. Kendime bir hayat kuracağım. Annem son zamanlarında. Vefat edecek nasıl olsa. O vefat edince kardeşlerimi amcamlara emanet eder gidip Antalya'da çalışırım. Çok para kazanacağım orada. Ve bütün yoksullara yardım edeceğim. Kendimi ve ömrümü yoksulara yardım etmeye adayacağım." dedi. Kendi bu durumda iken hala daha başka insanları düşünüyor. Bu nasıl bir kalp. Bir insanın kalbi nasıl böyle temiz olabiliyor. Aslında biz yoksuluz zengin olan Muzaffer. Her gün hep kötü bir haber alacakmış gibi hastaneye gidiyor. Hayatı bu kadar kötü ama içi çok güzel bir insan. Muzafferin hala hayalleri ve umudu var bu hayata karşı.
Muzaffer'i bir daha hiç görmedim. İnşallah büyük bir adam olarak karşıma çıkar...