DIĞER

Veliye sesleniş – 1: Aile içi etkili iletişim

Author

Her aile elbette ki çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Çocuklarına en iyi olanı sunmak isterken de bazen yanlış yöntemler kullanabilirler. Gelişmeye ve öğrenmeye açık anne-babalar için etkili bir seri çıkartıyoruz. Çocuklarımız için ne kadar gelişiyoruz, öğreniyoruz, davranışlarımızı sorguluyoruz veya hatalarımızı kabul edebiliyoruz? Gelin bu basamakları ve yöntemlerini birlikte inceleyelim.

Veliye sesleniş – 1: Aile içi etkili iletişim

Çocuğun eğitim dili, aile ile etkileşiminde oluşur. Aslında okulda öğretmenlerin ‘’öğrenciyi tanımak’’ dediği de bu eğitim dilidir. Çocukla kurulacak olan sağlıklı iletişim; ona karşı önyargısız ve saygılı olmakla ilintilidir. Bir çocuğu dünyaya getirmek demek onun sizin bir parçanız olduğu kadar sizden bağımsız olduğunu da kabul etmek demektir.

Her şeyden önemlisi çocukları ayrı birer birey olarak görüp onların kişiliklerine ve bağımsızlıklarına saygı duymaktır. Bunu yaparken de kafamızda belirli bir kategorizasyon oluşturmamalıyız. ‘’O daha 1 yaşında, nereden kendi kararı olsun!’’ demeyin, oluyor. Aksi halde size bağımlı, kendi ifade edemeyen, her hareketinden tereddüt eden, tek başına karar alamayan nesiller yetiştirir hale geliyoruz. Anne-baba da olsak bu dünyada ilelebet gelişmek diye bir şey var, evrenin sonsuz bilgisine ne yazık ki biz sahip değiliz.

- Çocuğunuzu tanıyor musunuz?

‘’Öyle soru olur mu, çocuğumu benden iyi kim tanıyabilir?’’ diye düşünmeyin. Ya siz, kafanızda oluşturduğunuz şekilde tanıyorsanız çocuğunuzu? Bunun üzerine biraz birlikte düşünelim.

Günlük hayatta veya bir tehlike-stres altında değilken hepimiz ‘’normal’’ sayılacak şekilde yaşamımızı sürdürürüz. Çocuklar için dünyanın algılanma şekli bizim gördüğümüz kadar pratik değildir. Öğrenmesi, tanıması, sorması gereken milyonlarca soru olan minik bireylerden bahsediyoruz. Bu ‘’bilememezlik’’ çocuk üzerinde bir öğrenme kaygısı veya stres yaratabilir. Sizin için küçücük olan bir serzeniş; onun tüm psikolojik dünyasına kalıcı hasar verebilir.

Aynı mantıkla okul grubunda, ergenlik döneminde veya sınava hazırlanan öğrencilerde de yoğun miktarda kaygı ve stres gözlemleriz. Kaygı ve stres altındayken birey kendi davranışlarını bile kontrol etmekte zorlanır; bu durumda çocuğumuzun da tepki ve davranışlarını anlamamız ve tahmin etmemiz zorlaşır.

- Davranışlardaki değişimler

Yalnızlık isteği oluşabilir. Tek başına kalabileceğin bir alanın bulunması bu isteğin giderilmesini ve mahremiyet duygusunun gelişmesini sağlar. Çocuğunuz odasında saatlerce kalıyorsa bunu bir sorun olarak anlamak veya onu odasından çıkartmak yerine uygun bir iletişim kurarak ona saygı duyduğumuzu hissettirmemiz gerekir.

İsteksizlik oluşabilir. Bu duygunun kaynağı başaramama endişesi, toplumda kabul görememe hissi, yaşıtlarıyla kopuk iletişimde kalma gibi sebepler olabilir. Ani tepkiler, hırçınlaşma, sabırsızlanma gibi belirtilerle bu seyri gözlemleyebilir, fazlaca sabır ile çocuğun üzerine gitmeden onu anlamaya çalışabilirsiniz. Varlığınız her alanda olduğu gibi ona ilaç gibi gelecektir. Kimi zaman anlatmak yerine onun hoşlanacağı şeyleri yaparak, başaracağı oyunlar oynayarak bu dönemi geçirebilirsiniz.

Toplumsal zıtlık, otoriteye karşı direnme eğilimi, karşı cinse olan zıtlık, duygu yoğunluğunun artması, güven duygusunun azalması da davranışların değişimleri sonu gözlemlediğimiz diğer etkilerdir. Bu etkiler karşısında en makul tavır sabır, anlayış ve iyi bir gözlem yeteneğidir. Ailenin vereceği en önemli ve sağlıklı karar, etkiler gittikçe şiddetleniyorsa, konu aile iletişimiyle çözülemiyorsa bir pedagog, psikolog ile görüşülmesidir.