DIĞER

Yaşam ve eğitim – 2: Öğrenmeyi öğrenmek

Author

Dil üzerine, insanlık var olduğundan beri birçok gelişim modelinin belirlendiğini biliyoruz. Kimimiz bilimsel verilere dayalı, kanıtlanmış yapılara; kimimiz de daha mitos özellikler taşıyan modellere inanmakta hevesliyiz. Hangi biri olursa olsun hepimizin ortak kanısı şu ki, dil; hepimizden daha fazla yaşam ve yaşam için en fazla ihtiyaç duyduğumuz yegane iletişim kanalıdır.

Yaşam ve eğitim – 2: Öğrenmeyi öğrenmek

Thamus ve Theuth mitosunda geçtiği gibi, kralı Thamus’u etkilemek niyetinde olan mucit Theuth; sıra ‘’yazı’’ ya geldiğinde çok heyecanlandı ve onu unutkanlığın panzehiri olarak tanımladı. Bu tanıma itiraz eden kral Thamus ise yazının bir panzehir olmaktan çok, zihnin bir zehri olduğuna kanaat getirdi ve Theuth’tan onu derhal yok etmesini istedi. Şimdi bir düşünelim; günlük hayatımızın her şeyi olan yazı dili yoksa beyni tembelleştiren bir zehir mi? Yoksa Babil efsanesinde geçtiği gibi, imasız – neredeyse matematiği andıran tarzda ortak bir dil kullanan insanın, tanrıya ulaşma kibriyle inşa ettiği kule sayesinde mi sözlü iletişimimiz ‘’diller’’ olarak bir bir ayrıldı?

Bizler Thamus ve Theuth hikayesini yazıya karşı olan ve hiç yazılı eser bırakmamış filozof Sokrates’ten; onun eserlerini de yazıya döken öğrencisi Platon tarafından biliyoruz. O halde bu ne yaman çelişki? Öğrenme güdümüze, gücümüze ne kadar güveneceğiz, güvenmeliyiz? Yoksa Platon gibi işi garantiye alıp bilgileri aktarabilmek adına yazıya mı dökeceğiz?

Şahsen biraz Platon, biraz Thamus gibi düşünüyorum. Bu söylenceleri ve görüşleri günümüze uyarlayacak olursak beynimiz teknoloji ile tembelleşmiş durumda. Adeta kullanacağımız bilgileri yükleyip, işimiz bittiği anda siliyoruz. Devamlı bir zihin idmanı yok, çalıştırmamız gereken o değilmiş gibi. Bana son dönemlerde fit vücut ile dikkat çekmeye çalışmak daha popülermiş gibi geliyor. Sizlerin de bunca bilgiyi unutmadan nasıl zihinde tutacağınızı merak ettiğinizi hisseder gibiyim. O halde bakalım bilimsel olarak öğrenme modellerinin çeşitlerine;

- Görsel dil; okumak, resim yapmak, yazmak, tasarlamak üzerine kullanılan dil.

- İşitsel dil; konuşmak, şarkı söylemek üzerine kullanılan dil. Dış dünya ile etkileşimde en fazla kullandığımız yapıdır.

- Knestetik dil; kişisel duyguları, hareketleri belirtirken kullandığımız dil. Hareket etmek gibi eylemleri simgeler.

Bu yollarla bilgiyi ifade eder ve öğreniriz. Evvela bilinçlilik hali içerisindeyken bilgi alımı yaparız. Öğrenme yolunda olduğumuz nesneyi belirleme gibi düşünün, avcı olarak avı belirleriz. Onu tanımlar ve tanırız. Bilinçaltı evresinde ise avladığımız bu bilgiyi parçalara ayırır ve inceleriz. Bu parçalama ve inceleme esnasında ‘’görebilme-anlayabilme’’ ne kadar üst seviyede olursa işleme o kadar derin olur. Ardından gelen bilinçsizlik halinde ise, bilgi ile öğrenme arasında iletişim kurmaya başlarız. Bu evre bilginin sindirildiği evredir. Evreler arası temassızlıklar veya dikkat bozuklukları öğrenmeyi güçleştirir.

Bu teknik yaklaşımların yanı sıra psikolojik ve sosyolojik evrelerden de geçeriz. Bilgiye yönelik istek, hazır bulunuşluk hali, mekan ve zaman ilişkisi bu evrelere örnek verilebilir.

Önemli olan öğrenmeye karar vermek. Günlük ufak egzersizlerle kendinizi hazırlamakla başlayın. Telefon numaralarını kaydetmek yerine ezberlemeye çalışın. Her gün kullandığınız yol üzerindeki dükkanların isimlerini öğrenmeye çalışın. Kişi isimlerini, adresleri, randevularınızı not almak yerine kodlayarak akılda tutmaya; destek almadan hatırlamaya ve iletişim kurarken konuları birbirleri ile bağlamaya çalışın. Bu esnada oluşacak dikkat eksikliği meselesine yine birlikte eğileceğiz.