SEYAHAT

Erasmus Vol.6

Author

Değişen ortamlar insanların kontrol mekanizmalarını huyunu suyunu değiştirebilir. Sakin bir insanı bir çılgın gibi görebilmek mümkün olur… Calm hayatımda gördüğüm en soğukkanlı, aklı başında ve zeki insanlardan biriydi. Gerçekten çok yardımını da görmüştüm üniversite boyunca derslerde, hem de iyi bir dosttu. Dostluğumuz birden başlamamıştı. Başlarda benim ona karşı zaafım vardı, onunsa deli divane aşık olduğu ve ilk seneden evlenmeyi kafaya koyduğu bir kız. Sonrasında bu hanım kızımız Calm’a boynuz üstüne boynuz takacak, hatta sonrasında boynuz taktığı adamla evlenecekti.

Benim zaafımla başlayan arkadaşlığımız, zamanla aramızda bir şey olmayacağını anlamamla dostluğa dönüşmüştü. Ya da Calm o kadar düzgün bir insandı ki beni kırmadan, beni buna bir şekilde ikna etmişti. Artık bizim de ilişkimiz kardeş ilişkisine döndüğü için her daim birbirimizi koruyup kolluyor, birbirimize destek oluyorduk.

Yine temalı parti gecelerimizin birinde ben artık öyle çok yorulmuştum ki, partiyi erken terk ettim. O gece kar yağmaya başlamış, inceden de olsa yerler karla kaplanmıştı. Ancak benim erken gidişimle Calm yalnız kalmıştı, yani onu kollayacak biri yoktu. Her insanın zayıf noktaları vardır hayatta, değişen ortamda bunu tetikler bazen yazının başında söylemiştim. Calm inanılmaz alkol tüketmeye ve inanılmaz sarhoş olmaya başlamıştı biz Fransa’ya gittiğimizden beri. Biraz kendisine maddi destek olmayan ailesine isyandı bu, biraz boynuzu yediği kız arkadaşını hala stalklıyor ve ona üzülüyor olmasındandı, biraz da koyver gitsin zaten içki beleş anlayışındandı.

O gecenin sonuna kadar içmiş Calm… Öyle çok içmiş ki, kimse elinden alamamış şişeleri… O kedi buraya gelecek kıvamına gelmiş artık. Ecnebi memleketlerde de kim kime dum duma olduğu için kimse sahip çıkmamış toparlamamış Calm’ı.

Sabah uyanıp kahvaltımı yapıp çalıştığım laboratuvara gittim. Projemiz Calm ile ortak. O sabah yeni bir deneye başlayacağız ancak Calm ortalıklarda yok. Arıyorum telefonlara cevap vermiyor. Aslında kaldığı yurt yakın ama öyle üşeniyorum ki o 5 dakikalık yolu yürümeye. Okulun içinde gezerken karşılaştıklarıma soruyorum Calm’ı gören var mı diye. Kolombiyalı bir arkadaş haricinde gören yok, o da en son kar yağmış çimlere uzandığını söylüyor ama onun da sözüne inanmıyorum çünkü içince kendini unutan biri. 2 saatin sonunda artık üşengeçliği bırak Octopus, gitmek kontrol etmek zamanı diyorum kendime ve gidip kapısını tıklatıyorum.

Birkaç dakika hiç ses gelmiyor ancak sonunda içeriden sesler duyuyorum. Sonunda gelip açıyor kapıyı Calm. Aman Allah’ım içeriden bir koku geliyor ki korkunç ötesi... Fransızların okulda fuaye dedikleri bir klüpleri var, beyaz doktor formaları gibi formalarla girerler içeri öyle çok içerler ki sonrası kusmuk olur ve o fuaye her daim leş gibi kokar. Benim ki midem sağlamdır, o fuayeye 2 kere ancak gitmiştim. Calm’ın odası fuayeden bin beter kokuyor, kapı açıldığında gördüğüm manzara zaten felaket… Üstünün başının rezaletinden bahsetmiyorum bile… Sadece iyi misin yapabileceğim bir şey var mı dedim ama kusan birini ya da kusmuğu gördüğümde ben de kusmaya başladığım için, kendi içimden diyorum ki ne olur bir destek bekleme. Yok sen git ben birkaç saate toparlanıp gelmeye çalışacağım dedi.

O gün akşama kadar toparlanamadı Calm. Gelemedi okula. Akşam biraz toparladıktan sonra kahve içmek için dışarı çıktık. Tek hatırladığı çimlerin üzerinde gecenin bir saati uyandığı, o karda üzerinde sadece gömlek olduğu ve çok üşüdüğü…Kolombiyalı haklıymış yani, ahahaha. Odasına da nasıl geldiğini hatırlamıyordu, gözündeki gözlüğünün de nasıl kırıldığını…

Demek ki neymiş gençler, alkol öldürür kumar söndürür… Akıllı akıllı için ülen :)

İlerleyen yazılarımla ecnebi kardeşlerimize nasıl batak öğrettiğimizi ve batak gecelerine daldığımızı anlatacağım… 

Erasmus Vol.6