EDEBIYAT

SORGU ODASI

Author

- Anlat lan!

- Komutanım ekmek Mushaf çarpsın benimle hiçbir alakası yok.

- Ne komutanı lan amına koduğumunu!  Anlat! Anlat oğlum bak seni burada öldürürüm kimsenin ruhu duymaz. Sonra kimsesizler mezarlığına kendi ellerimle gömerim arkama bile bakmam anlat lan!

 - Amirim valla billa...

 - Çaaaat!

Kubilay daha fazla dayanamadan elinin ters tarafıyla Hami'nin elmacık kemiğine doğru pingpong topunu karşılar gibi ters falso vererek vurur. Hami savrulur gibi olur ancak iki metrenin ırzına geçmeye çalışan boyuyla beraber ayağa kalkar.
Bir seksenlik Kubilay Hami'nin yanında annesinin eteğinden tutan çocuk gibi kalmıştır o an.

 - Otur lan it!

Kubilay Komiser, Hami'nin yakasına yapışmaya çalışınca ilk denemesinde başarısız olur ve Hami'nin yanında pingpong topu gibi sekmeye başlar. Başarısızlıkla sonuçlanan bu bir kaç sıçrama sonrasında olduğu yerde durur ve elleriyle böbreklerini tersten kavrayacak şekilde soluklanıp sakinleşmeye çalışır.

- Eskiden futbolcuydum ben bakma böyle nefes nefese kaldığıma. Masa tenisi de oynadım ama amatörce. İnsanları tokatlamaktan bıkmıştım baktım bu da benzer bir şey hem de spor ben de pingpong topu tokatlamaya karar verdim.  Ama o da tat vermedi. İnsanları tokatlamak daha ciddi olmayı ve sorumluluk almayı gerektirir.

Hami oturur bulunduğu yere. Kubilay elini else köküne götürüp işaret parmağıyla kaşır omurilik soğanının hemen altını.  Hami konuyla karışık hayretler içinde bakar Kubilay'a. Kubilay ciddiyetten uzaklaştığını fark ettiği an saat kim bilir kaçtı Hami için. 

- Nerden geldik lan biz bu konuya? Neyse siktir et bazan nereye neden gittiğimi de bilmiyorum zaten.

- Çaaaat!

- Lan boynuzunu siktiğim sırığı anlat! Evladım bak ben sinirli bir adamım ne zaman ne yapacağım belli olmaz.
Hami Kubilay’ın bu lafından sonra dayak yemekten Yemen haritasına dönmüş suratlıyla artık maçın bitmesini bekleyen boksör gibi gardını aldı. Şimdi her an her şeye hazırlıklıydı. Gelecek bir yumruk ya da şamar hiç fark etmezdi Hami için.

- Komiserim, yalan söylüyorsam orospu evladıyım. Aha şuradan şuraya gitmek nasip olmasın ben hiçbir şey bilmiyorum yemin ederim, Allah çarpsın komiserim n’olur bırakın artık beni.

Hami’nin gözünden yaşlar dökülmeye başladığı an Kubilay acımakla sentezlenmiş bir cesaret hissi duydu. Kıvama geliyordu ibne yavaş yavaş, değilse neden ağlayacaktı ki? Değil mi, neden ağlasın?

- Anan baban var mı senin?

- Babam yok komiserim. Yaşlı bir annem var ühü ühü…

- Oğlum, evladım, ulan puşt! Kavat mısın lan sen? Ananı niye işin içine karıştırıyorsun ettiğin küfre bak lan!

- Küüüüt!

Kubilay’ın sözünü bitirir bitirmez duyulan bu ses Hami’nin kafasında kırılan tahta sandalyeydi. Tabiri caizse Hami tam olarak iki seksen uzanmıştı yere. Bir kulenin yerle bir oluşunu andırıyordu yıkılışı. O denli düştü ki tavanda merkez odaklı aydınlatan lamba bile sallanmaya başladı. Başından oluk oluk akan kan Kubilay’ı bir an tedirgin etmişti ama sonradan “siktir et” moduna geçti, koskoca adamdı nasıl olsa.  Kubilay suçlu hissetti kendini. Devletin malına zarar vermişti sonuçta. Bir köşeden bakınca üç eşit şekilde parçalanıp odanın farklı noktalarına dağılan sandalye, yerde yatan bir çam yarması, rakibini yere sermiş bir komiser ve içilmek istenen ama üç gün önce bırakıldığı için içilemeyen bir sigara içme isteği vardı. Manzara pek iç açıcı değildi.
Pas tutmak üzere olan gömleği ve yıllar önce bağlanmış kravatıyla bir polis memuru girdi içeri kapıyı çalıp.

- Komiserim kamera kayıtlarının incelenmesi bitti böyle biri görünmüyor ama başka biri var.

- Emin misiniz evladım iyice baktınız mı?

- Baktım komiserim.

-Hassiktir!