HIKAYE

Antika niteliğindeki pikabı eskiciye hediye etmek...

Author
Antika niteliğindeki pikabı eskiciye hediye etmek...

Şu altı kaset çalar, üstü pikap olan modelleri hatırlarsınız belki… Cam kapaklı bir sehpası vardı altında, içinde de şık bir plaklık. Belki bir turn table ya da dj seti değildi ama dönemin en hit müzik aletiydi bence o... Fotoğraftaki farklı gerçi, benimki daha güzeldi :)

90’ların sonralarında, cine5 daha şifreliyken, belgesel tadında bir programa denk gelmiştim. Bizde de şifreliydi yanlış anlaşılmasın. Arada 15 dk kadar açık bırakıyorlardı ya özendirmek için, o arada denk gelmiştim:D Hip hop müziğinin yeni versiyonlarının ortaya çıktığı dönemlerdi. Şu plağı çizittirip, cıv çıkı çıkı cıv çıkı çıkı cıv şeklinde ses çıkartarak müzik yapılmaya başladığı dönemler işte. O sıralar pek popüler değildi Hip hop Türkiye’de. En azından 9 yaşındaki bir çocuk için değildi. 2000’lerden sonra meşhur olmaya başladı o müzikler, o bol tişörtler…

Belki de günümüzün popüler mesleği ‘’DJ’’ olmaya en çok yaklaştığım andı o. Ben sana yandım Zühtü şarkısının da içinde bulunduğu plağı koydum pikaba ve başladım çizittirmeye… Aynı televizyondaki gibi oldu. İstediğim ritmi atabiliyordum plakla. Arada bırakıp Zühtü kısmını söyletiyor, tekrar devam ediyordum cıv çıkı çıkı cıv… Şu sıralar Barcelona barlarında çalınan Selda Bağcan remixlerinden alabiliyorum aynı tadı.

E tabii henüz ülkede Hip hop tutulmadığından, dinleyici kitlem pek zayıftı. Tek dinleyicim kardeşimdi ki o da ben de çalacağım diye ağlayıp duruyordu zaten. Sonra anneme de dinlettim. Bozacaksın aleti, Allah belanı vermesin! Ya bırak düzgün çalsın ya da oynama şununla diye azarladı. Sanat hayatımda aldığım ilk ve son eleştiriydi bu. Ve ben çabuk pes etmiştim!

İlk dinleyicilerimden olan annemin fırlattığı terlikle müzik hayatım bitti. Yediği ayakkabıya rağmen kariyerinden vazgeçmeyen Corç dabulu Bush’a şaşırmıştım mesela. Terlik yemediyseniz anlayamazsınız… Ondan sonra yerimi ünlü şarkıcıların baldızları, kardeşleri, tv şovlarında şımarıklık yaparak meşhur olmuş tipler falan aldı. O dönemlerde müziği bırakmasaydım şimdi hangi festivallerde çalıyordum kim bilir…

Neyse, üzerinden yıllar geçti. Biz belki 10 defa taşındık o günden beri ama o müzik kutusu hep bizimleydi. Ya da ben öyle sanıyordum.

Geçenlerde keşfettiğim bir kitapçıda plakları görünce heves ettim düzeneği tekrar kurmaya. Pek bilgim yok ama ilgim var işte biliyorsunuz. İki kitap, birkaç tane de plak aldım. Önce bir tozunu alır, sonra da odamın baş köşesine kurar, kitap okurken dinlerim dedim. Belki birkaç satır bir şeyler de karalarım içimden gelirse… 100’e yakın da plak vardı zaten arşivimizde. Bir o kadar da eski kasetlerden… Orhan Gencebay, Sezen Aksu…

Plaklarla eve girince şok oldu annem. Ne yapacaksın oğlum onları, plak mı kaldı bu devirde? Kalmış ki aldım işte, pikap neredeydi onu söyle bakalım deyince öğrendim acı gerçeği. Hayrına vermiş eskiciye. Evde çok yer kaplıyormuş... Ulan asırlardır kullanılmayan porselen semaver, dürülü vaziyette yıllardır bekleyen yün halılar, o koca çeyiz sandığı falan hiç yer kaplamıyor, bi benim pikabım fazla geldi eve! Helal olsun.

Benim rahmetli pikabımın tatlı hatıralarını bir kenara bırakıyorum, ikici el sitelerindeki bitik versiyonları bile ateş pahası o modellerin. Gıcır gıcırdı ulan benimki:(

Allah bilir daha hangi eşyalarımı attı da henüz haberim yok, böyle taksit taksit çıkıyor ortaya. Siz de bi envanter listesi hazırlayıp tik atın bence eski eşyalarınıza. Benim gibi sonradan pişman olmanızdan iyidir…