EĞLENCE

Çocukken inandığım komik yalanlar...

Author

Hepimizin vardır saçma sapan hikayeleri. Bazıları gerçekten fazla komik olur, her yerde makara muhabbetini döndürürüz. Bazıları ise bizim değil de çocukluğumuzu bilenlerin severek anlattığı hikayeler kısmına girer. Buna benzer hikayelerim, ben daha ergenken eşe dosta anlatıldığında delirirdim. Esip gürler, kabullenemezdim o rezillikleri. Büyüdükçe daha az rahatsız olmaya hatta bazılarını kendi hikaye listeme dahil etmeye başladım. 

Çocukken inandığım komik yalanlar...

Burada anlatacaklarım da listeme girmeyi başaran hikayeler elbette. İki reyting için kendimizi rezil edecek değiliz:)

Bizim mahalledeki çim sahayı hatırlıyorum. Küçük bir tribünü bile vardı betondan. Benim ebatlarımı ve hayat tecrübemi düşününce bana Santiago Bernabéu gibi gelmesine şaşırmamalı. Şimdi canlı müzikli nargile kafe olmuş oralar ya neyse... O tribünde büyük çocukların maçını izlerken salyangoz gördük yere 90 derece açıyla koltuğumuza doğru tırmanan. Benden iki yaş büyük dangalak arkadaşım cebinden çakmak çıkarttı ve o dönemlerde televizyonlarda reklamı çok dönen ''Sana yaağlar nasıl yapılıyor biliyor musun?'' sorusunu sordu. Ne bileyim deyince yaktı bir anda hayvanı. Erimiş margarin gibi oldu hayvan. İçim cız etti, anlatamam. Orada dayandım ama eve gidince hüngür hüngür ağladım. Uzunca bir süre ikna edemedi beni annem margarinlerin salyangozlardan yapılmadığına...

Çocuk aklı işte. Sonuçta o hıyar da kendi icat etmedi bunu, ikimiz de fazla küçüktük. Bizden büyük bir dallama trollemiş onu da. Bunlar tabii daha soft hikayeler. Büyümeye başladıkça daha kötüye gitti trollenmeceler. Önce kendi kendimi trollememden bahsedeyim aslında, o daha beter. 

Milenyum, milenyum diye bas bas bağırdı ya hani televizyonlar. 90'ların başında çocuk olanlar hatırlar; yeni 1000 yıl, tarihi an, çok şanslıyız, 2000'ler, uzay çağı... Ne yapayım abi, bu kadar reklamı yapılınca bi bok olacak sandım ben de. O geceyi hala unutamıyorum. Yarın her yerin, her sokağın, giyim tarzlarımızın, arabalarımızın falan değişeceğine inandım. Bir anda olamayacağını tahmin edebiliyordum değişimin ama sanki herkes yarın yeni 1000 yıla uygun, daha değişik tasarımlı kıyafetlerini giyecek, kimse yerlere tükürmeyecek, yarın tüm binaların dış cephe kaplaması bitecek, minibüslerin tamponları Bugatti gibi olacak, dinlediğimiz şarkılar değişecek, bizim kasaba filmlerde gördüğüm gökdelenlerle donatılacak ve kısa zamanda uzaya falan çıkacağız sandım. 

Çocukken inandığım komik yalanlar...

Belki bir Jetgiller olmayacaktık ama akıllı ev sistemimiz, otomatik park sensörümüz, zaman ayarlı kahve makinemiz falan olacaktı bence. 

Uyanınca şok! Yine tufaya gelmişiz...

Çocukken inandığım komik yalanlar...

Her şeyi bilmekle nasıl övünüyorum ama o dönemler. Ne içtiysem artık, bilgelik tribine girmişim. Kendimi adamdan saydırabilmek için yemediğim bok yok. Otobüslerde beni kucakta götürüp para vermemeye çalışıyor annemler, mevzu çıkartıyorum. Adamım lan ben, benim için de para verilecek! 

Çekirdek çitleyemiyorken bile yarısını yiyip yarısını çöp tabağına atıyordum düşünün. Ne bok yersem yiyeyim ama kimse Sercan çekirdek yemeyi beceremiyor, daha küçük abisi demesin.Eve mutfak dolabı yaptırılacak mesela, 8 yaşındayım, gidiyorum ustayla babama dolap tasarımıyla ilgili fikirlerimi anlatıyorum falan... Arada eşek saatine geldiğimde babamdan tekmeyi yiyip ağlaya ağlaya odama kaçıyorum ama annem için öyle yürümüyor işler, kredim çok yüksek onda. Canım benim ya, yerimm....

Çocukken inandığım komik yalanlar...

Neyse, konuyu çok dağıttım. Çokomel gibi şeylerin arkasındaki içindekiler kısmı Arapça yazılıydı ya hani. Heh, işte onları Kur'an sanıp çöpe atmadım ben uzunca bir süre. Annem evdeki çokomel, çikolata, bisküvi çöpü koleksiyonumu görünce çözdü mevzuyu da çöp ev olmaktan kurtulduk. Bu da ergenken annemin anlatmasına kızdığım hikayeler kısmına giriyor mesela:) 

Törenlerde yakamıza takılan ''Atam İzindeyiz...'' yazısını ben hep tatile gidiyoruz diye algılardım. Hani bir nevi kırılmasın, kızmasın diye Atamıza bilgilendirme yapar gibi... Yani normalde çok çalışkanız, derslerimizi aksatmayız falan ama tatil de hakkımız gibi gibi...

Daha beter trollenmelerim de var inanmadığım. Biraz fazla absürt bir hikaye ama daha 5. sınıfa giderken çocuk nasıl yapılır sorunsalına dair ilk trolümü yedim. Leyleklerin getirmediğini biliyordum sonuçta ama sürece pek hakim değildim. Bu sefer benden biraz daha küçük olan mahalle arkadaşımdı trollenen. Kimin canı sıkıldıysa çocuğu, evlenince annen şeyine yoğurt sürecek, sende o haliyle eşine süreceksin, sonra da çocuk olacak. diyerek kandırmış. Biz tam olarak inanmadık tabii ama uzunca bir süre beynimi yaktı bu konu. Gidip soramıyorsun da kimseye... Sonunda yine başa dönüp öpüşüp yakınlaşınca olduğuna inanmaya devam ettik. Ulan ne saçma hikayeydi be...

Daha çok saçmalık var unutamadığım. Aslanlar erkek, kaplanlar dişiydi mesela benim için. Aksini öğrendiğimde küçük çaplı bir şok yaşamıştım. Gökkuşağının başladığı yerde o hazine kesin vardı mesela. Tuvaletin deliğinden yılan çıkabilirdi. Hayvanlar kendi aralarında konuşarak anlaşabilirdi....

Bunların bazıları belki çeşitli travmalara neden olmuştur, bilemiyorum. Ancak tartışmasız şekilde beni en çok yaralayan, büyüyünce ünlü-oyuncu-şarkıcı-topçu olacağım yanılgısı oldu. Hala da rock star olamamış olmanın acısını atamamış olabilirim üzerimden. 

Bana dünyanın böyle döndüğü hakkında bilgi verilmemişti yav. Hayır, bilgi verilmiş olsaydı ben gelmezdim demiş Erdal bakkal!