HIKAYE

Çocukken sahiplenip oyuncağınız yaptığınız en saçma nesne neydi?

Author
Çocukken sahiplenip oyuncağınız yaptığınız en saçma nesne neydi?

Tasolar, futbolcu kartları, oyuncak arabalar, bez bebekler… Üç aşağı beş yukarı herkesin oynadığı sıradan oyuncakları bir kenara bırakalım. Daha farklı, daha orijinal şeyler istiyorum. Eminim herkesin bir dönem sürekli oynadığı saçma sapan bir şeyler olmuştur. Benim üç tane favorim vardı. İkisi bana özeldi, biri ise tüm mahalleyi kasıp kavurdu.

Tüm mahalleyi kasıp kavuran, para piyasalarına dair ilk fikirlerimi oluşturan o oyuncağımla başlıyorum ilk önce; Etiket ! Bu nasıl bir saçmalıktır diyebilirsiniz. Ama hepiniz o etiketler için çıldırırdınız bizim mahallede olsaydınız eğer… 

Eski, yıkılmaya yüz tutmuş bir ev vardı hep maç yaptığımız arka sokakta. Hem dardı sokak hem de işlek değildi. Bizim için bir Santiago Bernabéu, bir Old Trafford olmuştu adeta. Diğer mahallenin piçlerine karşı ne 2buçukluk kolalar kazandığımızı, ne efsane geri dönüşlere imza attığımızı, ne kavgalar çıkarttığımızı bilirim o statta.

Bir gün yetişkinler için normal, bizim için devasa büyüklükteki bir kamyon böldü oyunumuzu. Stadyum'un ortasına çekti arabasını, başladı mal indirmeye. Bizi kim sallar tabii, sie başka yerden oynayın amk diye kovaladı amcalar. Çok sinirlendik ama elimizden bi kaza çıkmasın diye bulaşmadık heriflere. Bisikletle gezmeye karar verdik o günlük.

Akşam o mal indirdikleri evin önünde 3 koli vardı. Yerlerde de siyah ve beyaz logolu, kuşe kağıda baskılı, kartonumsu etiketler. Markayı hatırlamıyorum ama muhtemelen yerel bir tekstilcinin giysilere iliştirdiği saçma bir etiket işte. Şu aşağıdakiler gibi;

Çocukken sahiplenip oyuncağınız yaptığınız en saçma nesne neydi?

Hemen saldırdık yerdeki etiketlere. Herkes bileğinin kuvvetince attı cebine. Birbirimizi ezdik daha çok toplayabilmek için.

Şimdi aklımızda iki soru var; 

1- Etiket nedir? 

2- Bununla nasıl oynayabiliriz? 

Bulamadık bi oyun falan. Ama parlaktı kağıtlar. Cilalı taş devri kafasıyla bir şekilde değerli olmalıydı onlar. Zaten az vardı elimizde. Ben 30 tane falan toplayabilmiştim. Sağda solda birbirimize gösteriyor, o güne eve erken gitmiş çocuklara hava atıyorduk etiketlerle. Elinde etiketi olmayanlarla taso takasına giriyor, ‘bir tur’ bisiklet keyfini etiketlerle ödüyorduk. Bizim mahallenin para birimi olmuştu o kağıtlar bir anda. Belki bir Lidyalı değildik ama biz de çok şey icat ettik. 

Geçenlerde bir arkadaşın paylaştığı pokemon pezevengi hikayesini hatırlarsınız. Orada en azından belliydi paranın karşılığı. Nintendo, doritos falan vardı paranın arkasında. Bunda kimse de yok. Güvenilirlik 0.

Namımız hızla diğer mahallelere yayıldı. Onlar için çok daha değerli bir şey olmuştu o etiketler. Bu anlamsız arz, hayvani bir talep doğurmuştu. Bitcoin falan halt etmiş yanında!

Hepimiz içten içe o kolilerin içinde binlerce etiket olduğunu biliyorduk ama kimse Pandora’nın kutusunu açmaya cesaret edemiyordu. Ucunda dayak olabilirdi ve yaptığımız hırsızlık olacaktı sonuçta… Ama para piyasalarına hükmetmek, uçsuz bucaksız bir zenginlik vardı ucunda. Dan Bilzerian gibi takılabilecekti o koliyi patlatan.

Sonunda kendime bir suç ortağı buldum ve bir akşam ezanı sonrası operasyonuyla kolilerden birini patlattık. Ama Yarabbim! Taşıyamayacağım kadar çok altın ve mücevher… Eve o kartlarla girdiğimde kardeşimin yüz ifadesini görmeniz lazımdı. Kendine birkaç hizmetçi, koruma bile satın alabilirdi o etiketlerle. Ömrünün sonuna kadar zinciri atan bisikletle uğraşmak zorunda değildi bir daha. Kapitalist düzenin zirvesini temsil ediyordu artık… 

Ertesi sabah tüm mahalle piyasaya giren sıcak etiketlerle sarsıldı. Yeni bir Rockefeller doğmuştu. Herkes kartlarımı satın almak için bir şeyler teklif ediyor, çılgınlar gibi peşimde geziyor, benim en iyi arkadaşım oldukları iddiasıyla birbirleriyle kavga ediyordu. Bir süre sonra bu zenginlik beni, insan davranışları ve ekonomi üzerine analizler yapmaya itti. Arkadaşlarımı daha iyi tanıdım. Paranın değerini daha iyi anladım. Kartları piyasaya yavaş yavaş sürmem gerektiğini, yoksa bir değeri kalmayacağını sezmiştim.

Ancak suç ortağım salaktı. Mal gibi para saçıyordu herkese. İlk günler 20 -30 kartla bir cips alabiliyorken artık 250 karta yükselmişti bu rakam. Salağı ne kadar uyarsam da anlamadı. Basit zevkleri uğruna çar çur etti etiketleri. Miras yedi gibi bol keseden harcadı, alem yaptı. Sonunda da piyasa etikete doydu. Artık bu geçici zenginliğin son günlerini yaşadığımı biliyordum. Eski forsum kalmamıştı mahallede. Son atışımı yaptım ben de...

Herkesi çağırdım evimin önüne. Çıktım terasa. Çok sevgili kardeşimi aldım yanıma ve halkı selamladık. Sonra da Şaban filmlerindeki gibi yağma yaptık etiketleri. Çocuklar birbirini ezdi toplarken. Ben de bir nebze olsun prestijimi korumuş, son paramla insanların kalplerini satın almış oldum.

O günden sonra etiketlerin hiçbir değeri kalmadı. Yerlerden, duvar kenarlarındaki çöp atan şerefsizdir yazılarının altından haftalarca kalkmadı o etiketler… Ulan ne salakmışız :D

Çocukken sahiplenip oyuncağınız yaptığınız en saçma nesne neydi?