HIKAYE

İki kelime İngilizce bilenlerin olur olmadık yerlerde İngilizce konuşma merakı

Author
İki kelime İngilizce bilenlerin olur olmadık yerlerde İngilizce konuşma merakı

Yeah dude, that was great! Pls, ask my name again. Ooo, İngilizce mi konuşuyorsun, hadi uçur beni bebeğim.... İki kelime İngilizce konuşunca böyle reaksiyon alacağına inanan arkadaşlar görüyorum son zamanlarda. Tamam abi, tebrikler, biliyorsunuz. Biz de okulda öğrenmiştik az buçuk, nedir yani!

Metroda denk geldim siyahi bir kardeşime. Daha doğrusu, henüz dışarıdayken metronun gelişini gördüm. Yetişmek için Usain Bolt gibi hızlanıp Ronaldo gibi kıvrak hareketler yaparak caddeden karşıya geçtim, hedefe üç-beş metre kala, akrobatik bir hareketle cüzdanı çıkararak kartı bastım ve merdivenlerden aşağı 240 km hızla salınarak triatlonu tamamlamak üzereyken, zor da olsa, o siyahi kardeşimi gördüm.

İki kelime İngilizce bilenlerin olur olmadık yerlerde İngilizce konuşma merakı

Göz göze geldik 0,3 saniye, this one goes to university bro, run / koş kardeş koş, üniversiteye giden metro bu, diyerek geçtim yanından. O da koşmaya başladı jeton düşünce...

Hazin son!

Tüm o efor boşa gitti... Dııt dııt dııt sesi geldi ve kapı kapandı. Olayın şokuyla beni görüp depara kalkan bu karaoğlan geldi yanıma sonra. Sorry bro, dedim. Olmadı, kaçırdık amk. Yea man, we're unlucky today dedi. Başladık muhabbete.

What are you doing in Turkey my boy diye girdim konuya. Nijeryalıymış eleman, mühendislik okuyormuş. Türkiye güzel ülkeymiş, insanımız sıcak kanlıymış falan başladı anlatmaya. (İngilizce olarak)

Ben de bir ara Afrika'ya gidecek olmuştum, şurada bahsetmiştim o hikâyeden, o yüzden biliyorum az buçuk Nijerya'yı. Biliyorum dediğim Lagos güzel yer ama otobüsler sıkıntı, esnaf pazarlık sever, beyazsan kiralar pahalı gibi araştırmasını yaptığım boş şeyler sadece. Onları falan konuştuk yol boyu. Kesin git Nijerya'ya hatta gidersen bana da haber ver falan dedi, numaraları aldık birbirimizin... Tabii bunların hepsi benim tarzancayla süslenmiş İngilizcem ile ıkına ıkına konuşarak anlaşabildiğim kadarı...

Aynı yerde indik metrodan, ayrılacağız. Bro dedim goodbye. Take care yourself, you're a good man! Eyvallah abi, sen de kendine çok dikkat et, adamın dibisin. Arada paslaşalım dedi. (Türkçe)

Ulan kırk yıllık esnafım, o cümleleri ben zor kuruyorum lan! Sen ne ara öğrendin oğlum o derece doğal Türkçe konuşmayı?

Abi dedi ben biliyorum çok Türkçe. 3 yıldır buradayım, gündüz iş, akşam okul.

Sudan çıkmış balık misali bi kafamı silktim, kendime gelince sövdüm; ulan şerefsiz, madem Türkçe biliyorsun, neden iki saattir İngilizce konuşup acı çektiriyorsun bana?

Gevrek gevrek güldü gevşek, abi siz seviyorsunuz yabancılarla İngilizce konuşmayı, ondan bozmadım dedi.

Önce bi sinirlendim, sonra gülümsedim, devamında kahkaha atarak bağrıma bastım karaoğlanı. Adam haklı, seviyoruz bu eziyeti. İlkokulda ilk İngilizce öğrendiğim dönemleri hatırlıyorum da, sokakta azıcık fazla sarışın, birazcık çekik gözlü birini görmeyim, hemen yapışıp hello, how are you, my name is Sercan diye yapıştırdım insanlara.

İki kelime İngilizce bilenlerin olur olmadık yerlerde İngilizce konuşma merakı

Sonuçta günlük hayatta karşılaştığımız kısmı ancak bu Yiğit Özgür karikatürü kadar... Biz de bu kadar öğrenebiliyoruz, ne yapalım!

İngilizce bilmememiz ayrı sorun, bilmemeyi kabullenmeyip Galler prensi gibi takılmaya çalışmamız ayrı sorun. Cem Yılmaz'a bağlamayacağım korkmayın ama haklı sonuçta, i am tourist de geç, niye uzatıyorsun abi... I shan't nedir dimi!

Ben ettim siz etmeyin arkadaşlar. Karşınızdaki kim olursa olsun, önce bir Türkçe konuşmayı deneyin. Olmazsa eldeki imkanlarla, çok alavere dalavereye girmeden, basit kelimelerle diğer dillere başvurursunuz. Bir de o dil dile değmeden dil öğrenilmez sözünü icat eden arkadaş kimse çıkabilir mi? Bişi denicem de...