HIKAYE

Kız ortamı için KPSS kursuna yazılıp durduk yere memuriyete yaklaşan arkadaşım

Author
Kız ortamı için KPSS kursuna yazılıp durduk yere memuriyete yaklaşan arkadaşım

Yeni mezun olmuştuk ikimizde. Üniversitenin o hareketli, o eğlenceli, o çapkınlık dolu günleri geride kalmıştı. Koca şehirde doğru düzgün bir tane arkadaşımız yoktu birbirimiz dışında. Öğlenden sonraları uyanıp ağaçlarla, kuşlarla sohbet edip geceleri de pes oynamaya gidiyorduk Okanla. Geriye kalan vakitlerde de yemek falan yiyip ailelerimizle kavga ediyorduk. Yıllar sonra dönünce pek de kolay olmuyor aileye alışmak, çorapları nereye koyacağımı öğrenmem bile 3 ay sürdü benim.

Bu sakinlik, bu belirsizlik bizi öldürüyordu resmen. En çok canımızı acıtansa kız arkadaşımızın olmamasıydı. Aslında haksızlık ediyorum. Bundan daha kötü olan bir şey vardı ki o da kız arkadaş bulma ihtimalimizin dahi olmamasıydı. Kendisini geçtim, umudu bile yoktu. Yarasa gibi yaşıyorduk resmen. Tek faaliyetimiz, ayda bir iki kere iş görüşmesine gitmek, başarısız olup tıpış tıpış eve dönmek. Bu asosyallikle kız arkadaşın ‘’k’’ si bile hayaldi doğal olarak.

Kız ortamı için KPSS kursuna yazılıp durduk yere memuriyete yaklaşan arkadaşım

Tinder falan yalan zaten. Fotoğrafları sağa çekmekten kol kası yaptım. Ekranı yan tutup iki parmağımla 100 metre koşarak layklıyordum hatunları ama 0 eşleşme. Zaten eşleşsem ne olacak? İş baskısı yüzünden aileden para almak falan da koyuyor. Öğrenciyken cebimde 10 lira olsa müdavimi olduğum kafeye gider, masayı donat evladım diyerek torpilli tostumu gömer, Türk kahvemi yudumlardım. Şimdi nerdee...

Para olmayınca sanki her şey daha pahalıymış illüzyonuna kapılıyor insan. Sanki bir kahve 50 liraymış, kız arkadaşınla gidersen 150 liraya patlarmış, kasada karın ağrıları çekermişsin gibi geliyor insana. Sanki mekan sahibi dalga geçip bulaşık yıkatacak, kız arkadaşın da yüzüne tükürüp gidecekmiş gibi bir his işte... Şimdi de son model arabaları olanlara öyle bakıyorum. Olur da köşeyi dönersem gözümde değerini kaybeder inş onlar da.

Yaklaşık 4 ay sonra buhran günleri bitti benim için. Sonunda biri acıdı da işe aldı. Tecrübesizsin diye eziklemelerine, sürekli iş kitlemelerine rağmen 8-6 mesaili bir işim oldu sonuçta. Özgüvenimi yeniden kazanınca mutluluk seviyem yükseldi. Bu mutluluk ve hayvani iş çevresi sayesinde sosyallik seviyem kapalı çarşı esnafı ayarına yükseldi, uçan kuşa selam verir oldum. Bu yükseliş ise libido seviyeme etki etti. Sonunda, çeşitli partnerlerim sayesinde, libidomu da insancıl seviyelere düşürebildim.

Ulan bencil pislik! Okan ne alemde, hiç bahsetmiyorsun çocuktan? diyebilirsiniz. Haklısınız. Yoğun iş temposu, sosyallik çabası, bir depresyondan çıkıp başka depresyonlara girme süreci derken unuttum resmen çocuğu. O da pek pas atmadı bana açıkçası. Her akşam görüşen biz, iki üç haftada bir görüşmeye başladık. Bu süreçte kpss kursuna yazıldı o da. Ama amacı çok başka tabii.

Kısa bir not düşeyim Okan’a dair; kira gelirleri sayesinde stabil bir hayat sürdürebilen, zengin olmayan ama fakir de kalmayacak olan, orta seviyeye kazık çakmış bir arkadaş olur kendileri. Onun iş başvuruları biraz daha prestij amaçlı. Kiralarla geçinen işsiz bir adam olarak evlenemeyeceğini, toplumda saygı göremeyeceğini düşünüyor. O yüzden halk arasında saygı gören ama pek yormayacak, şekil amaçlı bir iş arıyor sadece. Kursa da yalnızca karı-kız bulma ihtimali için kaydoldu zaten. Dersle, soru çözmekle falan alakası yok.

Kız ortamı için KPSS kursuna yazılıp durduk yere memuriyete yaklaşan arkadaşım

Yoğun mesaimden vakit ayırabildiğim zamanlarda arıyorum Okan’ı, abi kurs var veya kütüphanedeyim deyip ekiyor hep beni. Gel zaman git zaman bir fare yakaladı bizim kedi. Kıza karşı çizdiği profille gerçek karakteri arasında en ufak bir benzerlik yok ama. Akıllı davranmış çocuk. Eğer rol yapmayıp olduğu gibi görünse, ona bakacak olan kızlara o bakmaz zaten. Bu işte bir sakatlık var deyip şüpheci yaklaşır. Haklı da bence. Lost dizisinde adaya düşüp orman gibi sakal bırakan Jack'e benziyor tipi. Nezaket seviyesi duvarın ardındaki yabanilere denk.

Kızla sevgili olabilmek için ders bahanesiyle yaklaşmış bizim oğlan. Karşılıklı soru çözmüş, konu anlatmışlar birbirlerine. Üniversiteyi ite kaka, zor bela bitiren Okan, kıza konu anlatabilmek için oturmuş ders bile çalışmış.

Bir gün ben de gittim onunla kursa. Kütüphanedeydi Okan. Ölüm sessizliği vardı içeride. Atomu parçalayan mühendisler ses konusunda çok hassastılar. Okan dememle sessiz ol duyarı yemem bir oldu. Ben hayatımda bir gün bile bu kadar konsantre ders çalışamadım. Öyle bir ortamda aralıksız ders çalışabilme sürem max. 20 dk olurdu herhalde. O günden beri memurlara çok daha fazla saygı duyarım. SGK borcumu ödemeye gittiğimde bile önce sorumsuz ve gevşek biri olduğum için özür diler, sonra sorumu sorarım. Emeğe saygı. 

Sınav sonuçları bir geldi, 80 küsur puan almış bizim manyak. Ben puan sistemini pek bilmiyorum ama az daha atanacak puana erişecekmiş. Artık kıza yanaşmak için kaç saat mesai harcadı bilemiyorum ama durduk yere meslek sahibi oluyordu len herif. Direkten dönmüş resmen. Bari tercih yap oğlum, belki bir işe yararsın şu hayatta, dedim ama yapmadı tercih falan. Düzenli işte çalışabilecek bir insan değilmiş o. Bu gevşeklikte kaçıncı seviye oluyor artık siz karar verin...

Bu arada kız da kazandı bunun sayesinde. Çok sürmedi ayrıldı sonra bizimkinden. Ek bilgi olsun diye söylüyorum, bizim oğlan özel bir bankada iş bulup 3 ay kadar çalıştı. Rahat bir iş ararken bankaya girme gafletinde bulunan kahramanımız bence iyi bile dayandı üç ay. Ben 1 hafta süre vermiştim. Şu an hala işsiz kendisi. İş bulmaya dair en ufak bir çabası da yok. Sık sık; abi herkes çalışıyor, kimi tanıyorsam çalışıyor. Kiminle konuşsam işteyim diyor, sıkıntıdan patlayacağım artık, yeter. Ben yine mi kpss kursuna kaydolup kız arkadaş bulsam deyip duruyor şu sıralar…

Kiminin derdi kendine uyuyacak kadar zaman ayırabilmek, kimininki ise can sıkıntısı. Artık yorumu size kalmış. Çok sövmeyin çocuğa, arkadaşım o benim sonuçta :D