HIKAYE

Patavatsızlıkta sınır tanımadığım için daha ilk buluşmadan kaçırdığım melek…

Author
Patavatsızlıkta sınır tanımadığım için daha ilk buluşmadan kaçırdığım melek…

Keşke diyorum, evcil hayvan olarak eşek arısı besleyebiliyor olsam da iki üç günde bir soksa dilimi. Gamsızlıktan mııı, samimiyetten miiii, boşboğazlıktan mı bilmem, her yerde yumurtluyorum aklıma ne gelirse. Çoğu zaman da faturasını ağır ödüyorum. Hani akılsız başın cezasını ayaklar çekiyordu ya? O atasözünün sahibini getirin bana, bişi denicem :D

Çok sevdiğim bir arkadaşım, çok sevdiği sevgilisinin, çok sevdiği bir arkadaşıyla tanıştırdı beni. Tekerleme gibi oldu ama öyle basit bir tanışma değil, yanlış anlaşılmasın. Sırf onun için kalktık taa İzmir’e gittik birlikte...

Tanışmadan önce, ona dair anlatılanlar mükemmel şeylerdi. Fotoğraflarını falan gösterdiler, bayıldım. Bizi birbirimize yakıştırdıkları için çıktı zaten böyle bir randevu. Birkaç defa telefonda konuşmuşluğumuz da oldu, heyecanlıyım anlayacağınız. İlk buluştuğumuz anda bizim çiftler hasretle kucaklaştı tabii. Biz kaldık öyle göz göze…

Çabuk samimi olan bir karakterim ben. Zaten yaptığım boş muhabbetlerden de anlamışsınızdır bunu. Ama onu görünce bir aptal oldum, öyle armut gibi bakıp merhaba diyebildim sadece kıza. Vay ben bu hallere düşecek adamdsffsadfg

Sabahtan varmıştık İzmir’e. Bornova, küçük park takıldık, yemek falan yedik, akşama doğru da Alsancak’a geçtik. Saat daha eğlenmeye geçmek için erken, çimlerde kaynatıyoruz. Derken konu nasıl döndü dolaştıysa iç güveysine geldi. Ben de tespit manyağı olarak başladım sıralamaya…

İç güveysi dediğin ağır abi olamaz mesela., pozisyonu gereği komik olmak zorundadır. İç güveysi son model araba bile alsa sanki borçla almış gibidir. Ne kadar samimi bir adam da olsa hep bir burukluk, bir ekstra nezaket kalır üzerinde falan yardırıyorum. Bunu ayrı bir başlıkta anlatayım, çok fazla tespitim varmış hakikatten, anlatsam şu hikaye yalan olur :) Bu arada kimse o rolleri İlker Aksum'dan da daha iyi oynayamaz :D

Belki bir 10 dakika susmadım… Bizim çift gülme krizine girdi dinlerken. Potansiyel kız arkadaşım da gülerek başlamıştı ama sonlara doğru artık o gülümsemeden eser kalmadı yüzünde. Ben de diğerleri gülüyor, onu niye güldüremiyorum diye tribe girip vurdukça vuruyorum betimlemenin dibine. Kıyafetine karışmak istese tam olarak karışamaz mesela ya da senden su ister ama tatlı bir şeyler var mı ya diye soramaz hiçbir zaman falan abarttıkça abartıyorum…

Sonunda bitti. Öldük gülmekten falan dedi çocuklar, bir sessizlik oldu sonra.

Buruk bir ses tonuyla; şimdi babamla annemin niye boşandığını daha iyi anladım demesin mi kızcağız...

Ulan gerizekalı! Ya sen, neden ya… Ya ne diyeyim ki ben kendime… Ulan anlamadan, dinlemeden, daha doğru düzgün tanışmadan niye rastgele giydiriyorsun sağa sola… Yok yere gitti güzelim ilişki.

Meğer kızın babası da içgüveymiş. Bu yüzden türlü sorunlarla başa çıkıp yürütmeye çalışmışlar aksayan ilişkiyi. Sonunda da sorunları çözemediklerinden severek ayrılmışlar. Bizim kız da çok çekmiş bu süreçte...

Kıvırmaya çalıştım sonra bir sürü, bu tabii herkes için geçerli değil  güzel ablacım gibisinden ama yemedi maalesef. Yaraya tuz basamakla kalmayıp vicdansız biri gibi gözüktük yok yere... Eğlenmeye geçtiğimizde de bi soğukluk, bi burukluk, bi yarım kalmışlık… Sonra kuyruğumu toplayıp döndüm geldiğim yere. Bir iki mesaj falan da attım ama gelmedi reaksiyon falan. Pes ettim ben de.

Benim sevdiğim atasözleri, akılsız başın cezasını ayaklar falan gibi tutarsız değil de daha çok şu tarz;

Doğru söyleyenin tepesi delik olur.

Derdin yoksa söylen, borcun yoksa evlen.

İstediğini söyleyen, istemediğini işitir.

Adam sandık eşeği, alnımıza değdi kaşağı...