HIKAYE

Amerika'ya giderken aktarmalı uçuş maceramı anlatayım

Author

Bursa'da üniversite yıllarındayken -ki daha geçen yıl bitirdim- bir Amerika'ya gitme fırsatı doğmuştu. Pasaportudur vizesidir uçak biletidir falan filan derken bi şekilde bütün herşeyi halletmiş bir tek Amerika'ya gitmek kalmıştı. Aldığım uçak bileti iki aktarmalıydı. İlk olarak İstanbul-Frankfurt, daha sonra Frankfurt-Boston ve son olarak da Boston-Denver uçuşlarından oluşacak bir yoculuğum olacaktı. Tabi bunların öncesinde bir de Bursa'dan İstanbul'a gitmesi var. Uçağım öğleden sonra ikide kalkacak olmasına rağmen ben sabahın köründe feribota binmek için kalkıyorum Mudanya'ya doğru yol alıyorum. Daha önceden feribot biletini İDO'dan (istanbul deniz otobusleri) almama rağmen uykuya dalmışım otobüs o durağı geçiyor ve ben Budo (Bursa deniz otobüsleri) durağında iniyorum. Başta çok telaşım yok çünkü feribotun kalkmasına daha 45 dakika var nasıl olsa yetişirim diyerek İDO'ya doğru yol alıyorum elimde bir valiz sırtımda bir çanta. Yürüyorum yürüyorum ama bir türlü iskeleye ulaşamıyorum meğer tahmin ettiğimden daha uzaktaymış bu İDO. Kalkış saatine 25 dakika kala ufukta ferbot iskelesini görüyorum. Görmemle uzun mesafe koşuya başlamam bir oluyor koşarken de kendi kendime gaz veriyorum eğer bu feribilotu yakalayamazsam Amerika hayali bir hayal olarak kalacak diye. Ben koştukça sanki iskele benden daha da uzaklaşıyor. Koştukça uzaklaşıyor. Ara ara yakalayamayacağım hissi oluşuyor ama yine de koşmayı bırakmıyorum. Şaka maka nefes nefese feribotu 3 dakikayla yakalıyorum daha doğrusu Amerika'yı. Neyse macera bununla bitmiyor tabi. Bir şekilde Atatürk Havaalanı'na varıyorum biletlerimi alıyorum. Önümde tek bir rota ama elimde üç tane uçak bileti var. Uçağa atlıyorum sağ salim Frankfurt Havaalanı'na iniyorum. Herşey normal. Daha diğer uçağımın kalkmasına 2 saat falan var. Rahatım takılıyom sağda solda. Yaklaşık uçuşa 45 dakka kala biletin üzerinde yazan uçuş kapısına gidiyorum. Daha kimse gelmemiş kapının önü bomboş. Kendimi hemen telaşa vermiyorum bir yere oturup beklemeye koyuluyorum. Son 20 dakka kala beni bir telaş yine basıyor çünkü hala daha kimse yok bir görevli bile. Nasıl olur diye bileti tekrar kontrol ettiğimde aslında bundan bir sonraki uçuşun biletine baktığımı yanlış kapıda beklediğimi farkediyorum ve koşturmaca tekrardan başlıyor. Ordaki görevlilere soruyorum uçuş kapısını, diğer binada olduğunu söylüyorlar kaynarsular başımdan aşağı dökülüyor. Koşuyorum en azından bu defa rahatım valizim yok çünkü. Koskoca havaalanında kapıyı arıyorum gördüğüm herkese soruyorum oraya buraya derken bunlar yetmezmiş gibi birde kontrol noktasından geçmem gerekiyor. Deli gibi sıra var. Ordaki görevliye durumu anlatıyorum beni öne alsın diye ama tınlamıyor tabi. Sırada bekleyenler sağolsun durumu anlayıp sıralarını veriyorlar. Koşa koşa kapıya doğru gidiyorum bir de baktım görevli bütün yolcuları içeri almış kapıyı kapatmak üzere. Uzaktan bağırıyorum 'don't close, don't close' diye. Rezil bir durum. Neyse ki kadın, çırpınışlarımı görüyor da bu uçağa da yine son dakkada nefes nefese yetişiyorum. Yerime oturuyorum o anda üzerime çöken o rahatlık tarif edilemez. Ama daha bitmedi. Uzun ve kaliteli bir yolculuğun üzerinden tam hava kararırken Boston'a iniyoruz. Amerika'ya geldiğimiz o kadar belli oluyorki daha uçaktan iner inmez bi görevli bağırıyor 'Amerikalılar bir tarafa yabancı vatandaşlar bir tarafa' diye. İnsanları düzene sokmaya çalışıyorlar ama ortada büyük bir keşmekeş var. Ben de bu durumdan yararlanıp hangi sıra daha hızlı ilerliyorsa oraya dahil oluyorum o sıra bu sıra derken pasaport kontrolüne yaklaşınca asıl sıranın orada olduğunu görüyorum. Bir yandan da saati kontrol ediyorum indiğimde uçuşa daha 2 saat vardı ama nerdeyse yarım saatini pasaport kontrolüne gelene kadar harcadım. Dakikalar hızla akıp gidiyor ama sıra o kadar hızlı ilerlemiyor. Kendimi telaşa vermemek için saate bakmamaya çalışıyorum ama gözüm kayıyor yine telaşlanıyorum. Öyle böyle derken nerdeyse bir saatin sonunda sıra bana geliyor. Memurun karşısına geçiyorum elimde ne belge varsa döktüm önüne. Soğuk terler akıyor suratıma aşağı bir yandan memur onay verecek mi diye beklerken diğer yandan da uçağa yetişebilmenin hesaplarını yapıyorum. Neyseki memur onayladı hemen memura bileti gösterip uçuş kapısına nasıl giderim diye sordum. Memur gülmeye başladı vaktinde buraya ulaşmanın imkanı yok dedi. Meğer benim uçuş kapısı yine başka bir binadaymış ve otobüsle gidiliyor. Düşünün havaalanı o kadar büyük. Ben memurun söylediklerine kulak asmadım hemen o binaya giden otobüsü bulup atladım. Otobüs şoförüne benim gideceğim yeri soruyorum o da sanki bana gıcıklığına oraya en son uğrayacağını söylüyor daha da çıldırıyorum. Dört beş yere uğradıktan sonra benim binaya geldik hemen indim. Binayı bulduk ama uçuş kapısını arıyorum bu defa. Koşturuyorum nerde olduğunu soruyorum. Bu sırada da bi adam gelmiş 'Sen de mi New York uçağını arıyorsun' falan diyor. Ya bi git kardeşim ne New York'u dedim (demedim). 'No english' deyip yoluma devam ettim. Bu sırada özellikle saate de hiç bakmıyorum tabi. Öyle böyle sonunda kapıyı buldum. Buldum bulmasına ama kapı kapanmış ne bir kimse ne de bir görevli kalmış. Saate baktım uçuş saatini 10 dakka geçmiş. O anda bi sessizleşti ortam sırtımı duvara yasladım yavaşça çömeldim yere, kafamı iki elimin arasına aldım. Napcam diye düşünüyorum. Denver öyle New York gibi yakın da değil ki atlayıp otobüse falan gideyim. Nerden baksan iki günlük yol. Bi daha uçak bileti alsam bir sürü masraf. Bunları düşünürken birden bilet aldığım uçak firmasının gişesi gözüme çarptı. Hemen gidip bi umut uçak kalktımı diye sordum. Kadın bir de demez mi uçak daha kalkmadı ama kapısı değiştirildi diye. Ben de uçak ha kalktı ha kalkacak endişesiyle doğru kadının tarif ettiği yere doğru koşmaya başladım. Baktım uçuş kapısının önünde görevli bi kadın hala bekliyor. Koşa koşa yanına gittim uçak kalktı mı, kaldırmayın falan diyorum. Kadın sakin ol daha uçak gelmedi yaklaşık bir saatlik rötar yaptı diyor. O anda bi 'really' deyişim var görmeniz lazım. Seviniyorum mutlu oluyorum. Arkamı döndüğümde biraz önce gözüm karardığından göremediğim kalabalığı görüyorum meğer onlar da uçağı bekliyorlarmış önlerine geçmişim. Hepsi bana bakıyor. Yine bi rezil durumlar falan ama uçağı ki kaçırmamışım ya o bana yeter. Bi an pasaport kontroldeki memura gidip 'bak gördün mü yakaladım uçağı' diyesim geliyor ama yapmadım tabi. Adam gibi uçağımı bekledim sağ salim Denver'a indim. Bundan sonrası normal şeyler bi olay falan yok. Burdan çıkartacağımız ders ise 'yeter ki vazgeçmeyin.'