MAGAZIN

Basıldık

Author

Bu bir hikayedir.

Yaklaşık 50° derece sıcaktayız. Nerede miyiz? Tabi ki Adana.

Lise 2. sınıftayım bir sene de hazırlık okumuşuz ki sorma gitsin en havalısından. Anadolu Teknik Lisesi diye hava basıyoruz ama aslında bildiğin torna tesviyenin metal bölümünün olduğu endüstri meslek lisesinin içindeyiz. Yani kız seviyesi sıfırın altında eksi bilmem kaç, hormonlar tam aksi yönde saatte ikiyüz km hızla ilerlemekte olduğu yıllar. Okulun içinde erkek şakaları, uzun eşekler, yarım elmalar, hayatta duyamayacağınız küfürlerin beşiğini sallamalar vs. Gelelim dışarıya; iyiyiz dışarıda bir Anadolu lisesi edası var lakin içimiz kan ağlamakta. Üniversite sınavı filan 6. planda. ilk derdimiz acilen güzel bir kız bulmak, sınıf maçları, ve sınıflar arası kavga müsabakalarında bir altın madalya olmadı gümüş, bronzda olur, son çare en az hasarla kurtulmak. Klasik meslek liseli işte bir de bu okul Adana'da ki bir meslek lisesi olunca...  

Düz liseliler anlamaz.


Hâl böyle iken mahalleden bir arkadaş düz lisede okuyor ve yoğun baskılar sonucu bir kız ayarlıyor bana, ama ne kız. Cinsellikten haberdarım tabii fakat tecrübe çok az. Milli formayı terletmiş olsak da hala ilk 11 oynamamışım. Şimdi kalkıpta burada
kimseye daha lise 2 de şöyle kızlar gördüm böylesini de denedik filan diyemeyeceğim. Kız, kız fena. Biz tabii şu bu o derken kız okulda isim yapmış, bahsi geçen konularda kendinden emin ve hatta bir öğretici kıvamında yaklaşmakta.
Bu düz lisede okuyup kızı bana ayarlayan kardeşimin adı Fuat. Kızın adı da 'Kız'. Onu söylemeyeceğim çünkü iki isim ortaya çıkarsa olayla ilişkilendirerek kişiler tanınabilir.
Gelelim 50° sıcağın olduğu o pazar gününe. Evde o zamanların teknoloji harikası olan VCD imle film izliyorum. CD biraz çizik olduğundan tak çıkar kolonyalı pamukla sil filan iyice soğudum filimden. Telefonumu alalı 1 hafta olmuş, kızla başlamamdan hemen öncesine denk geliyor. Motorola ama telsiz daha hafif. Neyse o telsiz kadar telefonun parmak kadar ekranına yılların eskitemediği soru düşüyor SMS formatında; Napyosun? Yazan: Kız. Tv de film takılmış cak cuk cik sesler geliyor bakmıyorum. Hemen cevap evdeyim sen? O fasıl geçtikten sonra "biz de kimse yok pikniğe gittiler istersen gel" i görüyorum. Şortu ne ara çıkarıp pantolon giydim yarım kg jöleyi saça nasıl sürdüm kendimi dışarı nasıl attım bilmiyorum. Cebime sığmayan telefon elimde, hemen Fuat'a msj kızın ailesi pikniğe gitmiş evdeler yanında arkadaşı da varmış ben geçiyorum gel!" Aşağı yukarı 6 dakika sonra Fuat'da kafada yarım kg jöle ile apartmanın kapısında. Kafaları taşıyamıyoruz jöleden. Zaten sıcak.
Fuat'da selam filan yok baktım önden koşuyor. Dedim "olum bi dur tamam sakin" Çocuk benden beter çıktı. Diyemiyorum da ya o mahalle tehlikeli baya şehrin dışı tek gitmek yemedi sana yalan söyledim başka kız var diye yalnız gitmemek için seni çağırdım "diyemiyorum. Yola koyulduk. 15 dakika sonra kapıdayız eve ilk defa giriyorum hemen odalara baktım kimse var mı diye, huyumdur. Ev temiz Fuat diğer kızı arıyor hanimiş nereye saklanmış bakalım diyerek çekyatın altına filan bakıyor ama kız yok. Neyse
ben kızı alıp hemen başka bir odaya geçiyorum şöyle böyle ilerliyoruz ama Fuat durmuyor tabi sürekli kapıda taciz modu. "Olsun sen ona takılma" diyorum kıza devammmm... Sonra baya şehrin dışında olduğundan hiç araba geçmeyen evin önünde ki çakıl yoldan bir arabanın geçiş sesini duydum, hatta duruşunu. Ama ben de durmak yok devam. Kapı bu sefer daha kararlı çaldı. Fuat bağırarak "kırmızı bir şahin durdu" dedi. Kız altımdan Zeyna kıvraklığıyla sıyrılıp o sihirli kelimeyi söyledi "Babamlar!"

                Hikayenin buradan sonrası inanılmaz, kitap bile yazabilirim devamı için ama çoğu şeyi kırpıp kısa keseceğim.
                Ünlü bir düşünürün dediği gibi: "Kurban olduğum Ya Rabbi Ya rasulallah" havayı gittikleri yerde bozmuş! Kapıyı açtık, Fuat hemen içeri dalıp kendini divanın altına attı. Ben şoktan çıkamıyorum kızın itmesiyle kendime geldim ve Fuat'ın yanına girdim. Sığmadık yarımız dışarıda, adam içeri girerse ayaklara sıkması için ayakları dışarı vermiş durumdayım. Fuat'a da aynı aklı veriyorum. "Doğru söylüyon gardaş" deyip oda ayakları dışarı saldı. Nefes almakta güçlük çekmekteyim, alan çok dar korkudan kulaklarım kızarmış durumda. Sonra sesler geliyor babası " ver kızım şu bıçağı bakalım mangalı balkonda yapacağız hava bozdu" diyor. Ben durumun öz benliğimde yarattığı depremden dolayı gülme krizine girdim fakat Fuat bir o kadar ağlamaklı. Başka kız da olmadığı için kendini bok yoluna gidecek ve mezar taşı bile olmadan tarlada gömülecek olarak hissediyor. Bu hissi bana yansıttıkça daha da gülüyorum. Anlamsız evet ama krizdeyim. Mutfağın kapısı bulunduğumuz odanın kapısının tam karşısında ve mangalı mutfağın balkonunda yapmaktalar. Abi, abla, baba ve anne. Bizi şerefsizim Adana dürüm yapacaklar diye düşündükçe içimden bir gülme geliyor, hayırdır inşallah. Terden kafamda ki jölenin aktığını hissediyorum. İğrenç.
Bir anda kapı açılıyor, ayakları da can havliyle kurtarırım ümidiyle çekmeye çalışıyorum ama nafile. Giren kız. Derin bir ohh çekiyoruz. Gülümseyerek "napyosunuz görünüyosunuz koltuğun arkasına geçin" diyor ve hemen dışarı. Kalktık Fuat bu arada ağlıyor sümük durumu da var. Ben sıçmış olabilirim ama hâlâ gülüyorum. Kalkar kalkmaz ev müstakil tek katlı ve bahçeli olduğundan pencereye saldırdım. Bir fırsat kendimi dışarı atarım diye. İmkansız demirler var. Cüneyt Arkın gibi demirleri bükmeye çalışıyorum. İmpossible.

Ağlamak benim de aklımdan geçmeye başlıyor. Koltuğun arkasında birbirimize sarılıyoruz. Adam kapının önünde bıçakları biliyor. Kız arada bir içeri girip sakinleştirmeye çalışsa da boş bir çaba. "Tamam çıkarcam sizi ohooo ben kimleri çıkardım burdan filan"... Korkumuzu tahayyül edemez. Arada bir beni öpmeye çalışırken Fuat üzerimize yürüyünce kız çıkıyor. İşin kötü tarafı şu ki; Fuat nasıl akıl etmişse ayakkabılarını da yanına almış ve içerde ekşi bir koku hakim. Ben kaçarsam yalın ayak yardıracağım biliyorum. Yaz başı aldığım Reebook basket ayakkabısı umurumda değil. Kapı tekrar açılıyor hadi diyor kız çıkın" kalkıyoruz tam koltuğu aşacakken mutafka bir hareketlenme tekrar çöküyoruz. İlk deneme fiyasko ki zaten odadan çıksak ipini koparmış dana gibi olacağız kapının yerini unuttuğumuzdan. Beş dakika sonra ikinci deneme; kız "odadan çıkın hemen sağa dönün kapı açık çıkın ordan" diyor. Mangal mis gibi koktu bi şiş yesek mi diye espri yapmamla kafama tokadı yemem bir oluyor. Koşmaya başlıyoruz, önce sağ, sonra koridoru geçip arka dış kapıya ulaşıyoruz. Ben hemen sola dönüp kendimi dışarı atıyorum. Ama bir sorun var! Beyin bulamacı geçiren Fuat aşağı inmek yerine dama çıkan merdivene yöneliyor. Gel diye bağıramıyorum vururlar! Dışarı kendimi attım ama Fuat damda. Yalın ayak çakıllarda koşsam mı beklesem mi derken, havada elinde bir çift ayakkabıyla süzülen Fuat'ı görüyorum. Önüme düşüyor. O da ayakkabıları giyemiyor aceleden. Zaten az önce yaklaşık üç buçuk metrelik damdan atladığından ayağı kırılmış olmalı. Çakıl yolda yardırıyoruz ilk darı tarlasının içine kendimizi atana kadar... Bir sigara ve tarla... Hayır hayır yakmıyoruz. Ama yaktığımız bir hikaye de var onu da anlatacağım. Tabii bunu beğenirseniz.

Siz siz olun mangal riski varken kızın evine gitmeyin!

Basıldık