EDEBIYAT

Köpek ve Yunus

Author

Bu sabah köpeğim Dio'yla birlikte balık tutmaya gittim: alacalı bir köpekti, kılları yaratılıştan kirliydi ve bir fıçısı eksikti, yani ondan daha çok köpeğe benzeyen bir köpek bulamazdınız: anladığınız üzere Diyojen'in bir kısaltması. Köpeğe her seferinde Diyojen diyemezsiniz, deseniz bile kendisine seslendiğini anlaması için analiz edeceği ses sadece “Diyo” kısmı olacaktır. Evimiz denize oldukça yakındı ve hava çok güzeldi ve de yapmayı unutacak çok iş vardı. Deniz kıyısında 7-8 metre yüksekliğinde dik bir kayalık vardı. Aslında oldukça ilginç bir coğrafi şekildi, bir kayalık değil, tek başına bir bireydi, bir kayaydı. Bunun en fazla iki üç bin yıl önce düşmüş bir kayalık olduğunu düşünmüştüm. Onun üstünde oturuyordum oltamla. Kırmızı kovama tuzlu su doldurmuştum, kırmızı olması önemliydi çünkü balıkları kısa bir süreliğine orada ağırlayacaktım, biraz oturup birkaç bardak çay ikram ettikten sonra da evlerine salacaktım. Kırmızı olmasının bir diğer önemli sebebi de zihnimi boşaltıp o kovadaki tuzlu suyla dolduracak olmamdı. İşte orada oturuyordum, bir uğraşım vardı ama aslında hiçbir şey yapmıyordum.

Bir süre sonra Dio'ya seslendim, yanımda olmadığını fark ettim. Ortalıkta da görünmüyordu. Kayanın altında olabileceğini düşündüm ve oltamı bir yere sıkıştırdım (bunu yapmayı daha önceden düşünebilirmişim ama belki o zaman yeterince boşaltamazdım zihnimi, çünkü eller bir şeyi kavramazsa zihin kavrar gibi bir fikrim var. Bunu o gün düşünmüştüm aslına bakarsanız.) ve kayanın altına bakmaya indim. Karaya bir yunus balığı vurmuştu, hala nefes alıyor gözüküyordu ama hareket etmiyordu. Güldüm: Dio onun yanındaydı, kuyruğundan anlaşılabilen bastırılamaz bir ilgiyle onu kokluyordu. “Bir yunusla köpek arkadaş olacak bugün demek!” Kayanın üstüne geri çıktım. Sonra -oltayı tutmaktan artık vazgeçtiğim için olsa gerek- uyumuşum.

Neden sonra bir arkadaşın sesiyle uyandım. Halletmemiz gereken elzem bir mevzu vardı sahi, kasten unuttuğum hani… Telefonumu da almamıştım ve arkadaşım bana ulaşmanın başka bir yolunu bulamamış, şehir merkezindeki evinden 2 otobüs aktarmasıyla evime gelmiş, beni bulamayınca komşu teyzeden nereye gittiğimi öğrenip buraya kadar yürümüştü. Şu an bile o mevzunun ne kadar önemli ve ertelenemez olduğunu düşündükçe rahatsız oluyorum, arkadaşım karşısında utanıyorum; o yüzden, affınıza sığınarak burada açıklamayı reddediyorum. Ama size bu öyküyle hiç alakası olmadığını göstermek için köpeğimle alakası olmadığını söyleyebilirim en azından.

Kayadan apar topar indim, az kalsın düşüyordum -ki bu oldukça fena sonuçlara sebep olabilirdi. Sonra kırmızı kova ve oltanın aksine Dio'yu unuttuğumu fark ettim. Yunusu hatırladım, herhalde az evvel gördüğüm bir düştü o. Durumun ve tepkimin ne kadar saçma olduğunu ancak o an fark ettim. Fakat, kayanın altındaki, kumla deniz arasındaki kayalıklarda bir köpek başını gördüm. Dio'ya benziyordu ama bu başın ifadesinde hiçbir acı veya dehşet yoktu, sadece ölüydü ve ölüm denen şeyi anlatmanın en iyi yolu bu mimik, bu ifade- daha doğrusu bu ifadesizlikti. Daha korkunç olan şey ise kayanın altında, daha önce yunusun olduğunu sandığım yerde kafasız bir köpek bedeninin durmasıydı: kafası sayısız ısırıkla koparılmıştı ve ciğerleri boşluktan gözüküyordu, boynun varlığı söz konusu değildi, onun yerine kıyma kıvamında, sırılsıklam ve parlak kırmızı bir bulamaç vardı; kan, on köpeğin vücudundaki kadar hızla kumlara dökülüyordu. Ancak dikkatinizi çekerim ki, ceset kelimesini şu ana kadar hiç kullanmadım: çünkü ciğerler kalbin delice atışıyla hala hareketliydi ve artık pek boruya benzemeyen bir takım yapılarla hala havayı içine çekiyorlar gibiydi. Başsız köpek ayaktaydı.

Arkadaşıma ilerdeki kayalıklardaki köpek başını gösterdim, ama o sadece (kendi) başını sallayıp “ilginç” demekle yetindi çünkü işbu mevzunun hemen üstesinden gelinmesi gerekiyordu, şehir merkezine hemen gitmeliydik. O yüzden o başını, peşinden gelmemi buyuran hızlı bir el işaretiyle çevirdi ve acele adımlarla yürümeye başladı. Köpekten gözümü ayırmamıştım o zamana kadar ve tam o sırada başsız köpek üzerime yürümeye başladı. Sonra koşmaya başladı. O an dehşet içinde koşmaya başladım, ama köpeğin aksine ben bulabileceğim her taşa takılarak, adeta topallayarak ilerliyordum. O anki bütün korkunç hissiyatıma rağmen, eğer yönümü değiştirirsem onun hedefi olmaktan kurtulabileceğimi düşünebildim. Sonuçta benim varlığımı algılayacak herhangi bir duyu organı ya da onu yorumlayacak bir beyni yoktu. Bu hareketi istemsiz spazmlardan başka bir şey olamazdı. Ama köpek de benimle birlikte yönünü değiştirdi. Bunun üzerine başsız köpeğin yüzüne baktım: son atımlarıyla dehşete düşmüş ciğerlerini ve akan kandaki uyumu gördüm. Bu, artık kıymaya dönmüş et yığınında üst bir bilinç vardı. Bir çeşit sezgi… Benden yardım istiyordu belki, ama benim böyle bir şeye cesaretim yoktu. Dio için üzülemiyordum bu bana doğru koşan kırmızı, kaslı, kıllı yapıya bakınca.

Çok kısa bir süre sonra ceset yere yığıldı, artık akacak hiç kanı kalmayınca. Arkadaşımla birlikte şehir merkezine sürmek üzere arabaya doğru yürürken denize baktım ve bir yunus balığının sırt yüzgecini gördüm. Sonra hayvan neşeyle sudan sıçradı ve havada iki takla attı. Islak derisinden yansıyan kırmızı ışık gözümü aldı. Arabada kırmızı kovaya kustum.

-25.03.17 tarihli rüya tutanağı