EDEBIYAT

İpek Sabahlık’ın Yazarı Osman Balcıgil: “Politikacılar Roman Okumuyor”

Author

Nâzım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi Ela Gözlü Pars: Celile; Bir “Sabahattin Ali” Romanı: Yeşil Mürekkep ve Türkiye’nin ilk kadın gazetecisi Suat Derviş’in hayatını konu alan biyografik roman İpek Sabahlık kitaplarının yazarı Osman Balcigil, “Türkiye’de politikacıların roman okumadığını” söylüyor.

İpek Sabahlık’ın Yazarı Osman Balcıgil: “Politikacılar Roman Okumuyor”

Osman Bey, size “yazı emekçisi” diyerek sözlerime başlamak istiyorum. Önce Nâzım Hikmet’in annesi, Yahya Kemal’in sevgilisi “Ela Gözlü Pars: Celile”yi yazdınız. Sonra Sabahattin Ali’nin biyografik romanı olan Yeşil Mürekkep’i kaleme aldınız. Şimdi de Türkiye’nin ilk kadın gazetecisi Suat Derviş’in biyografik romanı “İpek Sabahlık” ile okurların karşısındasınız. Bu üç eserinizde de dikkatimi çeken; okuyan, araştıran, yazan insanların hayatlarının bir şekilde eziyet, şiddet, işkence ve hapishane ile kesişmesi oldu. Bu durumu nasıl açıklarsınız?

-“Yazı emekçisi” lafını hak ediyor muyum, emin değilim. Bir patrona, iş sözleşmesiyle bağlı çalışmıyorum. Yazarsam yazarım, yazmazsam yazmam. Bir başka deyişle, o beni işten kovamaz ve ben de çalışma koşullarımı beğenmediğim için greve gidemem. Böyle düşününce “emekçi” lafını tam olarak hak ettiğimi zannetmiyorum.

Öte yandan, “yazma işi”ne verdiğim emek, bir işçinin günde sekiz saat, haftada beş gün çalışmasının sınırlarını çok aşıyor. Böyle düşünüldüğünde ise, galiba “yazı emekçisi” lafını hak ediyorum.

Evet, haklısın, bu ülkenin yazan, çizen, araştıran insanlarının sonunda buluşacakları yer bildiğin kürkçü dükkanı, yani hapishane. Bugün de böyle, yüz elli yıldır da böyle. Ne hikmetse, her dönemde yazar çizer tayfası horlanmış. İstisnası yok. Bilen varsa söylesin. Padişahın zamanında da zindanlar var, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da okur, yazar, düşünür olmak zor, çok partili döneme geçildiğinde de böyle, uzun süreli tek parti yönetimlerinde de, koalisyonlarda da hep böyle. Durum değişmiyor. Siyasal iktidarlar bu topraklarda aydınları, gazetecileri sevmiyor. Onların doğruyu söylemeleri, kendilerini eleştirmeleri canlarını sıkıyor ve böyle olunca da ellerindeki sopayı kullanarak, gerçekleri anlatmayı, ülkesine doğru yolu göstermeyi görev bilen aydınları, gazetecileri, bilim adamlarını işsiz, güçsüz ve hatta hürriyetsiz bırakıyorlar.

İpek Sabahlık’ın Yazarı Osman Balcıgil: “Politikacılar Roman Okumuyor”

Türkiye’de okurun karşısına, denenmemiş bir üslupla çıktınız ve adına “biyografik roman” diyorsunuz. Eleştirmenler hakkınızda neler yazdı, söyledi?

-Genel bir ifade ile söyleyecek olursam “beğenildi” derim. “Eleştirmen” lafıyla ne kastettiğinizi tam bilmiyorum. Gazetelerin ya da dergilerin sanatla ilgili ve röportaj yapan muhabirlerini kastediyorsan, onlardan çok iyi geri dönüşler aldım. Kitaplarımla ilgili olarak neredeyse bütün röportajlarda övücü cümleler kullanıldı.

Öte yandan, artık medya sadece gazete ve televizyondan ibaret değil, biliyorsun. Dijital medyada da pek çok yorum yazılıyor (ki, bu kesimi daha çok okur diye düşünmek lazım) ve oralarda da kitaplarımdan gayet iyi söz ediliyor.

Çok sayıda imza gününe katıldınız. Sürekli övgüler alıyorsunuz. Yazı üslubunuzu, içeriğinizi eleştiren okurla karşılaştınız mı? Okurun romanı anlayıp anlamadığı konusunda fikir oluştu mu sizde?

-Sevinerek görüyorum ki, Türkiye’de okumayı seven ve okuduğunu gayet iyi anlayan bir okur kitlesi var. Bunun büyüklüğü hakkında bir yorumda bulunamam. Öteki ülkelerle karşılaştırıldığında sayıları az mıdır, çok mudur bilemem.

Az önce de söylediğim gibi dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte, aynı uğraşlara sahip insanların bir araya gelmeleri, birbirlerini bulmaları, birlikte bir şeyler yapmaları kolaylaştı. Çeşitli digital platformlarda dünya kadar okur gurubu harıl harıl kitap okuyor, bu kitapları bazen yazışarak ve arada bir de bir araya gelerek tartışıyor. Bu guruplar bazen okuyup üzerinde konuştukları kitapların yazarlarıyla da bir araya geliyor. Böyle olunca, hem okurlar üzerine kafa yordukları kitaplarla ilgili daha derinlemesine bilgi sahibi oluyor hem de yazarlar kendilerini okurun gözünden değerlendirmiş oluyor.

Sanıyorum bu açıdan ben şanslı bir yazarım. Neredeyse bütün kitap okuma gurupları bir şekilde yazdığım kitaplarla ilgileniyor, organizasyonlar yapıp beni de davet ediyorlar. Buralarda, Türkiye’de gerçekten de çok kaliteli bir okur kitlesi olduğunu hissediyor ve ülkem adına umutlanıyorum. O kadar güzel sorular soruyor ve yorumlar yapıyorlar ki, yazdığıma değdiğini düşünüyorum.

İpek Sabahlık’ın Yazarı Osman Balcıgil: “Politikacılar Roman Okumuyor”

Türkiye’de siyasetçiler-yönetenler roman okuyor mu? Her üç kitabınızı okuyan siyasetçi var mı?

-Hayır, yok. Üzülerek söylüyorum ama Türkiye’de siyasetçiler kitap okumuyor. Okusalar ülkenin hali böyle olur mu? Eminim, sadece mutlaka gazetelerde kendileriyle ilgili neler yazıldığını okuyor ve ertesi gün yapacakları konuşmayla ilgili bilgi veren kaynaklara bakıyorlardır.

Roman okumayan toplumun siyasi analiz yapma yeteneği olur mu?

-Roman okumayan toplumun sadece siyasi analiz yapma yeteneği değil, hiçbir şeyi olmaz. Bazen okullarda konuşmalar yapıyorum, oralarda da söylüyorum çocuklara, mesela “Anna Karenina’yı, Madam Bovary’yi okumamış bir erkekle ya da kızla asla flört etmeyin” diyorum. “Tolstoy’un, Balzac’ın, Dickens’ın yazdığı kitapları sayamayan bir doktor, bir mühendis, bir bahçıvan olabilir mi?

Siyasilerde bu eksiklik çok göz önünde oldukları için daha fazla sırıtıyor tabiatıyla. Dünyaya son derece küçük ve tozlu bir pencereden baktıkları o kadar belli oluyor ki, sadece roman okumadıkları değil, film seyretmedikleri, seyahat etmedikleri, yemeğe dair kültürlerinin olmadığı, iki tane bitkinin ya da kuşun isminden dahi söz edemeyecek kadar cahil oldukları hemen anlaşılıyor.

Siyasete din çevrelerinden katılmış olanların da durumu son derece acıklı. Kültürleri din kitaplarından öğrendikleriyle sınırlı. Bu nedenle her ağızlarını açtıklarında Hazreti Ömer ya da Uhud Savaşı örneği veriyorlar. Belli ki dünyanın kültürüyle ya da kendi ülkelerinin romancılarıyla, şairleriyle, ressamlarıyla hiçbir teşrikimesaileri olmamış.

Üç kitabın ortalama satışı hakkında bilgi verebilir misiniz?

-Celile, sayısını tam olarak bilemeyeceğim kadar çok sattı. Destek Yayınları’nda yüz bini çoktan aştı. Öte yandan her imza gününde, eğer bir tane yayınevinin bastığına rastlıyorsam, beş tane de korsanına imza atıyorum. “İmzalama” diyenler oluyor ama imzalıyorum. Çünkü, ne şekilde olursa olsun, kitap okunmasından yanayım. Yeşil Mürekkep’in ilk baskısı elli bin yapılmıştı. Sonra o da defalarca basıldı. İpek Sabahlık daha yeni. Ama yine imza günlerinde önüme orijinalinden daha çok korsanı geliyor. Öğrendim ki, kitaplarımın daha ilk baskısı matbaada yapılırken, korsanları da başka matbaalarda basılıyormuş.

Türkiye’de ‘roman yazarı’ denilince aklınıza kim gelir?

-Ahmet Hamdi Tanpınar gelir, Suat Derviş gelir, Sabahattin Ali gelir.

PEN’e TYS’ye üye olmama-iletişime geçmeme lüksünüz var mı?

-Bu iki kurum da bana “Yahu bize üye olsana!” demediler. Ben, aile terbiyesi görmüş bir çocuğum. Çağrılmadığım yerlerde bulunmayı pek sevmem. Davetsiz misafir olmak hoşuma gitmez, kendimi huzursuz hissederim. Şaka bir yana, mutlaka üye olmam gerekiyor. İhmal ettim.

İpek Sabahlık’ın Yazarı Osman Balcıgil: “Politikacılar Roman Okumuyor”

Telif ücretlerinin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

-Dünyadaki rayiç nedir bilmiyorum. Bu nedenle bir karşılaştırma yapamıyorum. Genel bir şey söyleyecek olursam “emeğin ücreti her zaman, olduğu durumdan yüksek olmalı” derim. Öte yandan, yayın sürecine katılan herkes için de geçerli bu durum. Grafiker, editör, satış elemanı, şoför.

Sırada “biyografik romanını” yazmayı düşündüğünüz kim var?

-Verilmiş bir kararım yok. Şu anda bir “deneme” üzerine çalışıyorum. Kitap olacak. Yine ünlü biri üzerine ama “biyografik roman” değil.

Oturduğunuz semtte-mahallede kitabevi var mı?

-Var. Çok yakınımda beş tane AVM var. Hepsinde bütün ünlü kitapçı zincirlerinin bir halkası bulunuyor.

Okur profiliniz hakkında bilgi verir misiz?

-Çoğunluğu kadınlar oluşturuyor. Ezici çoğunluk diyebilirim. Öte yandan yayınevinden aldığım bilgilere göre, bu genel bir durummuş. Sadece benim değil, bütün yazarların okuyucuları çoğunlukla kadınmış. Ben her yaştan kadının okuduğu bir yazarım galiba. Yönetici mi, işçi mi bilemem ama memleketin ekonomisini göz önünde bulundurursam, daha çok, iyi eğitim görmüş kesimlerin okuduğunu söyleyebilirim.