KADIN

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Author

Tunceli'de tam 14 yıldır, Emek adında bir gazete çıkıyor. EMEK’ neredeyse 4.000’inci sayısına yaklaştı. İşte o gazete, bir kadının Hüsniye Karakoyun'un eseri. Ve gazetede sadece kadınlar çalışıyor. Çalışan sayısı 16-18 arasında değişiyor. Hüsniye Karakoyun: Hozat Türktaner Köyü’nden 10 çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu, ilk üniversite okuyandır. Erzurum’da Atatürk Üniversitesi Fransız Dili Edebiyatı bölümünü okurken, kendisine verilen şansı kardeşleri ile de paylaşır. Çalışarak onları da okutur , üniversite mezunu olmalarını sağlar. Sadece okumakla kalmaz ‘ Doğuda kimse bizi dinlemiyor ya’ yazar yazmaya sığınır.

Nerede okudun, yazma serüvenin nasıl başladı?

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Ben Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunuyum. Yazma serüvenim sanırım ilkokul yıllarıma dayanıyor. Çocukluğumdan itibaren sürekli bir şeyler karalardım. Çocukluk döneminde dahi o zamanlar askere gidenlere, yurt dışında akrabası olanlara mektup göndermek isteyenler, köylerde okuma-yazma bilen olmadığı için bu işi genellikle bana yaptırırlardı. O dönemde, işte klasik, “Mektubuma başlarken selam eder ellerinden ve ya gözlerinden öperim tarzı” cümleleri sevmezdim ve daha iyi şeyler yazmaya çalışırdım.

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

İlkokulda kompozisyon yarışmalarında hep birinci seçilirdi yazdıklarım.  Benim gibi okul birincisi konumundaki birine Edebiyat Bölümü yakıştırılmadı ve Fen Bölümüne alındım. Doğrusu, Fizik-Kimyayı Edebiyat dersi kadar hiç sevmedim ama okuldaki genel kanı, beni de o bölümde tuttu. Yani ülkede zorla meslek seçmeye zorlanmış, yüreğindekini ertelemiş çoğunluk gibi ben de “Yüreğindeki değil, al bu senin” diyerek eline bir şey tutuşturulmuşlardanım (gülümsüyor)

Öğretmenlik branşınız neydi?

Sınıf Öğretmeniydim. İstifa etmeden bir süre önce Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Toplam Kalite ve Stratejik Planlama Uzmanı olarak görevlendirilmiştim. Yine yazmaya dair bir yere atanmıştım yani. Bu arada da girdiğim sınavı kazanınca Uzman Öğretmen oldum. İstifa sırasındaki ünvanım ‘Uzman Sınıf Öğretmeni’ydi.


Kaç kardeştiniz ve babanızın mesleği nedir?

Biz 10 kardeşiz. Babam çiftçilikle ve hayvancılıkla uğraşan bir köylü. Sadece okuma-yazması olan ancak yaradanın doğaya armağanı bir adam aslında. Babam olduğu için söylediğim düşünülmesin (Gülümsüyor) Çok geniş arazilerimiz var. Aile olarak hayvanları ve toprakla uğraşmayı seviyoruz.

Neden gazete? Sizi gazeteciliğe odaklayan neydi, hangi olaylar?

2000’li yıllarda ilk atandığım Batman’da çok zor günler yaşanıyordu. Saat 15.00 sıralarında okuldan eve geliyoruz. Sokağa çıkamıyoruz. Hani şu faili meçhullerin yaşandığı zamanlar. Batman da bu çatışmaların en yoğun yaşandığı illerin başında geliyordu Güneydoğu’da. Kadınların o dönem Batman’da sokakta olması, başlarının açık olması, etek giymeleri pek muteber değildi. Hiçbir sanatsal etkinlik vs olmayınca sıkılıyorduk haliyle. Ben de evde kendi kendime makale tarzında bir şeyler yazmaya başladım. Bir defterim vardı. Bir süre sonra üniversite yıllarından tanıştığım sonrasında Fizik Öğretmeni olan bir arkadaşım beni ziyarete geldi. Yazıları okuyunca çok beğendi. Neden bunları yayınlamıyorsun dedi. İlerde kitap yazacağım dedim. İyi de o zamana kadar bunları bir gazetede yayınla, en azından gelen tepkiler seni besler ilerde daha iyi bir kitap yazmana neden olur dedi.

İkinci gün çarşıda gördüğüm bir yerel gazete tabelası üzerine içeri girdim. Kendimi tanıttım ve köşe yazıları yazmak istediğimi söyledim. Birkaç yazı getir bakalım dediler. Sonraki gün götürdüğüm 5 yazının tamamı sırayla yayınlandı. Sonra gazete bunu sürdürmemi ve yazılarımın çok beğenildiğini söyledi. Yaklaşık 3 yıl boyunca o gazetede haftada 3 gün köşe yazıları yazdım. Yazılar beğenilince TRT Diyarbakır radyosu telefonla röportaj dahi yaptı. Gazete sabah kuşağında okunsun diye radyoya gönderiliyormuş. Oradan keşfetmişler.

Orda baktım ki düzgün işleyen bir yerel gazete çok fazla şeyi değiştirip-dönüştürebiliyor. Tunceli’ye dönme ve bir gazete açma kararı aldım. Çünkü; Tunceli yaygın medyada hep çatışma-ölüm haberleriyle kendine yer bulabiliyordu. Oysa bu kentte öyle güzel şeylerde oluyor ki…

Bu mesleği seçmeye karar verdiğinizde anne, baba kardeşlerinizin tepkisi nasıl oldu?

Bir rüyayla başladı aslında her şey. Bir gazete açacağımı aslında kimseye hiç dillendirmedim. 2004 yılında Tunceli’ye tayinim çıktığında ilk olarak kentte yerel gazete var mı diye araştırdım. 2 yerel gazete vardı. Haberlerini bir süre inceledim. Baktım ki, Cumhuriyet ve Posta gazetelerinden taranmış tek yaprak halde çıkıyorlar. O gazetelerin logoları dahi manşetlerinde olurdu.

İskenderun’da öğrenciler yürüdü. İstanbul’daki gösteriler…Yerele ilişkin hiç haber yok. Kendilerine gittim ve gazetelerini birlikte yerele indirgemeyi teklif ettim. Ben de yazarak destek vereyim dedim. Kabul etmediler. Öyle şeyler anlattılar ki, kendi kentimden korktum. “Tunceli’de haber yazılamaz. Kapıya dayanır millet. Burda herkes birbirini tanıyor. Birini yazsan sülalesi sana düşman olur, Büroyu taşlarlar…” vs tarzında.

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Sonra kendim gazete açmaya karar verdim. İçten içe düşünüyorum ama kimseye dillendirmiyordum. Çünkü kent o kadar küçüktü ki, hala da öyle, bir yerel gazete nasıl ayakta duracak ki?

Ben basın kanunu vs araştırırken, bir gün okulda çok sevdiğim Alevilikte dede soyundan geldiği için “ana”lık yönü de olan bir kadın öğretmen sınıfıma geldi. “Hocam bugün seni rüyamda gördüm. Munzur Nehrinde akıntının tersine elinde kitap okuya okuya yürüyordun. Herkes bağırıyordu “Hocam çık boğulacaksın” diye.

Sense hiç tökezlemedin bile ve kafanı kitaptan kaldırmadan akıntıya karşı yürüdün.

İçimden dedim ki “Bu Hüsniye Karakoyun olduğu için su onu alıp götüremedi. Başkası olsaydı çoktan boğulmuştu” diye.

Öğretmenlik yaptığım okul Munzur Nehrine bakıyordu. Munzur o kadar coşkulu akıyordu ki o dönem, baharda hırçın ve asi bir kadın gibiydi. Öğretmen arkadaş bu rüyasını anlatınca Munzur’a baktım ve “Ben bu gazeteyi açayım” dedim.

Şimdi nasıl?

Açtım. Tam da kadın öğretmenin rüyasındaki gibi, üstüne bahse girildi 3-5 sayı çıkar kapanır diye. Haftalık çıkarmaya başlamıştık o zaman. Bugün EMEK’imiz 14. yılında ve 4.000’inci sayısına yaklaştı. Azmin, kararlılığın, diretmişliğin ve aslında bir sevdanın adıdır Tunceli EMEK Gazetesi. İlk çıktığında yerel basın hiç olmadığı için bu kavrama uzak olan, habere gidildiğinde konuşulmayan zamanlardan, şimdi insanların haber olmak için çalıştığı, kentte gündem belirleyen, “Bir sorun EMEK’in kızlarına anlatıldığında çözmeden peşini bırakmazlar” diyerek kararlılığı ve sorumluluğuna atıfta bulunulan bir gazeteye dönüştü. Şimdi Mardin Kızıltepe’de dahi abonesi olan, yaygın medyanın Tunceli’deki muhabirlerinin gönderdiği haberlerin doğruluğunu EMEK’imizden teyit ettiği, Ajans Press, Medya Takip gibi medyayı inceleyen kurumların dahi abone olarak takip ettiği bir yayın organına dönüştü.

Gazetenin kuruluş aşamasını anlatır mısınız? Kaç metrekarelik alanda haber yazmaya başladınız? Sermayeniz ne kadardı?

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Hani bir çok başarılı öykünün giriş cümlesidir ya “Bir masa, bir sandalye ile başladık” diye.

Bizim EMEK’imiz de gerçekten tahta ve bacağı çatlak olduğu için elimizle tutup kırılmasın diye itinayla oturduğumuz bir sandalye ve bir masa, Öğretmen maaşıyla taksitle alınmış bir bilgisayar. Yerlerde oturmak için kartonlar. 2 kız kardeş ve ağabeyimiz o daha küçükken vefat ettiği için bir arada büyüdüğümüzden kardeş olarak gördüğümüz bir kız yeğen ile başladı bu öykü.

Küçük bir büro tutmuştuk. Tunceli’deki iki gazeteye ait matbaalar bizi rakip görünce basmadılar. Her hafta 130 km yol götürüp Elazığ’daki bir matbaada gazeteyi basıp getiriyorduk. Sermayemiz; bir ayağı çatlak tahta sandalye, küçük bir masa ve üzerinde orta halli bir bilgisayar. İşte hepi topu buydu sermayemiz. Azmimiz ve zorluklar karşısında pes etmeyen halimizi saymazsak…

İlk imzalı haberini nasıl ve kiminle yaptın? Neler hissettin?

Ben aslında çok habere giden biri değilim. Genellikle makaleler ve derlemeler yazıyorum. Gazetede de tashih yapıyorum çoğunlukla. Öyle haber yaptım diye heyecanlandığım pek söylenemez. Kalbiyle bağlantısı azıcık kesik biriyim sanırım (Gülümsüyor) Bu nedenle eskiden söylediğim ama ablamın yasakladığı kavramla evde kalmış, yeni revize ettiğim haliyle uzun metrajlı bekarım…(!)

Gazeteciliğe başladığınız günlerde genç bir kadındınız. Dersim gibi bir yerde nasıl tepkilerle karşılaştınız? Çevreden esnaf, bürokrat, iş dünyasının hakkınızda söylediklerini anlatır mısınız?

Aslında bu kent Rabbimin güzelliklerle donattığı bir yer. Ancak biz gazete çıkarmakla biraz talihsizdik. Çünkü; kent yerel basın kavramına alışmamıştı. Çünkü, haber yazıp çizeni yoktu. Yaygın medyada kendisini hep çatışma haberiyle görmüş, zaman zaman da ile gelen gazetecilerin röportaj yapması sonrası, onların söylediği değil de o an gelen gazetecinin istediği sansasyonel mecraya çekilmiş görünce haberleri, doğrusu Dersim’in medyayla hoşlaştığı söylenemezdi. Yaygın medya Tunceli başta olmak üzere bölgeyi hep kendi istediği doğrultuda yansıtmıştı haberlerinde.

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Bu nedenle, basit bir trafik kazası haberinde dahi tepki veriliyordu: “Ne çekiyorsun bacım tecavüz mü var?” Kuşkusuz biz trafik kazası haberi çekip altına tecavüz haberi yapmıyorduk ama bunun için bizden önce oluşan hasarı düzeltmemiz lazımdı. EMEK’in çok güzel ve istikrarlı yayın ilkeleri var. 2004 yılında yaygın medyaya dahi alternatif bir duygu ile yola çıktık. Bundan asla taviz vermedik. Çok okunalım, haber atlamayalım diye hiç doğru olmayan bir yola sapmadık. Bir gün dediğimizi başka bir gün değiştirmedik. Bu kararlılık, bugün EMEK’imizi sadece Tunceli’de değil, ülke ve hatta yurt dışında dahi tanınır hale getirdi.

Mesai arkadaşlarınızı neden kadın seçtiniz?

Önceleri bu bir aile gazetesiydi. Çünkü aynı evde yaşadığımız iki kardeş ve bir yeğen ile başladık. Zaten o imkansızlıklar arasında birilerini çalıştırıp maaş ödeyebilmek mümkün değildi. Hatta bizimle yaygın medyadan bir gazetecinin yaptığı röportajda “Haber toplantısı yapıyor musunuz? diye soran gazeteciye, kardeşler gülerek “Evet evde kahvaltı masasında” diye yanıt vermiştik.

Sonrasında 2 erkek çalıştırdık aslında. Ama bize mi denk geldi bilemiyorum, habere gönderirdik, o zaman Tunceli’de trafik ışığı dahi yoktu. Saatlerce gelmemesini trafik diye mazeretlendirince, kadın personele yönlendik. Sonrasında kentin yapısının da küçük olmasından kaynaklı, erkek çalıştırmanın bazı spekülasyonlara yol açabileceğine dair kaygılar da eklenince, giderek artık tamamını kadın personele dönüştürdük.

Dersim’de kadın gazeteci ne demek; nasıl olaylarla karşılaşıyorsunuz?

Dersim’in kadın ile de kadın gazeteci ile de derdi yok. Kadının cinsiyetinden ötürü kuşatılmadığı belki nadide yerlerden. Elbette yaşadığımız zorluklar oldu. Ancak ben bunları kadın olmaya, cinsiyete bağlamayı sevmediğimden hayatın olağan akışı olarak gördüm. Nitekim, yaşadığım her zorluğu kadınlığa bağlamanın da kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülük ve başarımızı sınırlandıran engellerin başında görürüm.

Yurt içi ve yurt dışından aldığınız ‘Başarı’ ödülleri var mı? 

İstifa ettiğim 2004 yılında, yaklaşık 4 ay sonra Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin Yılın Başarılı Gazetecisi ödülünü aldım yerel basın dalında.

Elazığ Basın ve Medya Cemiyetinden bu yıl başarı plaketi, Hozat Belediyesinden Yılın başarılı girişimcisi işkadını da dahil toplam 12 adet ödül ve plaket duruyor odamda.

Kanada’daki bir yerel gazeteden başarı belgemiz var onurla büromuzda sergilediğimiz.

Demiştim ya hani EMEK’imiz artık dünyada dahi tanınmaya başladı diye. Yurt dışına sık sık davet edilip panellerde konuşma yapmam ve tv programlarına katılmam da bunun göstergesi.

Sizden başka Türkiye’de çalışanlarının tümü kadın olan gazete var mı?

Detaylı bir araştırmamız yok. Ancak bugüne kadar yaygın medyada habere ne zaman konu olduysak, Türkiye’de sadece kadınların çalıştığı tek gazete diye yer aldığına göre, belki onlar araştırmıştır.

İleriye dönük projelerin var mı?

Evet, ileriye dönük ‘tırnağı kırıldı diye işe gelmeyen, sabah uyanamadı diye dilekçe dahi vermeye gerek görmeden işten ayrılan hemcinslerimi toplu mezara gömüp üzerinde ağıtlar yakmaktır niyetim. Allah bana yardım etsin. Düşünün siz erkekler tekiyle başa çıkamıyorsunuz, ben proje zamanlarında 16 ile 18 kadın ile cebelleşiyorum (?)

Şakası bir yana, kadınların en çok derdi kadınlarla oluyor bu kesin. İleriye dönük projelerimiz en çok ekip kuramamak nedeniyle sekteye uğruyor. Çünkü Tunceli’de iletişim fakültesi mezunu yok. Aldıklarımızı yetiştirmemiz yıllarımızı alıyor. Tam % 40 işimize yarayacağını düşündüğümüz anda evleniyorlar, eşinden boşanan, başka ile taşınan, eğitim için giden ve ya gazetenin başarısını hazmedemeyen kentteki birkaç zavallının kandırması sonucu ajanslarda büyük yerlere geldiğine inandırılarak işten ayrılanlar oluyor. Zaten çatışmalı süreç o kadar canhıraş sürüyor ki bu bölge ve ilimizde, şu anda sadece gemiyi limana ulaştırmak için uğraşan bir kaptan modundayız. Artık Avrupa Birliği projeleri, FKA projeleri de basına yönelik olmadığından, Tunceli’de küçük bir il “Yazar camıma asarım. Reklama ne gerek var” diye esnaf reklama da gerek görmeyince, yerel basının kendini idame ettirebileceği imkanlar kısıtlı. Şimdi var olan personeli idame ettirerek yol alıyoruz. Bölge ve ülke huzura ermeden bir şeyler yapma şevkini de kaybettim sanırım. 10 yıl önce yaptığım stratejik yol haritasının büyük kısmını yaptım. 2016 ve sonrası için 5 katlı ve her katında farklı bir medya organı olan medya center kurma hayalim vardı. Bu amaçla hazırladığım proje çok beğenildi. Gazete, TV, Radyo, Matbaa, çalışanlar için sosyal tesis ve konaklama imkanı sunan bir bina tarzında.

Ama şu anda bu hayali çatışmalı sürecin bu hali ve sürekli göç veren kentin yapısında başarmak imkansız. Şimdi yurt dışından ve içinden paydaş bulup ortaklık kurmak için araştırmak istiyorum.

Bu nedenle yurt dışında ve Türkiye’de sosyal sorumluluk, kardeş gazete, ortaklık şeklinde önerilere açığız. Bu aynı zamanda küçük bir ilde ufkumuzu da açacaktır. Hani bir şey başlatırsınız, sonra da belli noktaya taşıdıktan sonra statikleşirsinz “Benden buraya kadar” dersiniz ya, sanırım Tunceli EMEK Gazetesini de bu aşamadan sonra alıp daha ileriye taşıyacak ortak bir akla ihtiyacı var. Dersimli olup ya da insanımıza yakınlık duyanlar varsa aramıza katılmaya, ortaklığa davet ediyoruz.

Çünkü biz bu küçük, Batının kasabası kadar nüfusuna sahip kentinden bir dünya markası yaratmak istiyoruz. O azim ve beceri de var bizde. Sadece ekonomik anlamda daha büyük katma değere ihtiyacımız var.

Dersim’de devlet bürokrasi ile ilişkilerin nasıl?

Biz işimizi yapmaya odaklı çalışıyoruz. Devlet-millet ile iletişimimiz haber yakınlığı kadardır. İlla muhalif olmak ve ya yaranmak için çabamız asla olmadı, muhtemelen hiçbir zamanda olmayacak. İşimizi yapıyoruz yani.

Evlenme teklifi aldınız mı?

Muhtemelen haber takibi veya gazetecilikten ötürü olanları kastediyorsunuzdur. Yoksa 1.76 boy, 60 kg fizikle her türlü bu teklifi aldığıma sizde kanaat getirmişsinizdir. (kahkahayla gülerek)

Sanal dünyadan, gönderilen mesajlardan ve maillerde çokça.

Her haber sonrası sıkıntılar da yaşadığımız oluyor. Mesela, Posta gazetesinde bize dair yapılan bir haber sonrası cezaevinden bir mektup gönderilmişti. Çıktığımda sol baştaki ile evleneceğim diye. 3 kardeş çekilen fotoğraf bu. Düşün artık adam hangi suçtan yatıyor, ne zaman çıkacak. Sol baş neresi? Fotoğrafa göre mi bakan kişiye göre mi sol baş…? Bu nedenle haberlerde kızlarımızın fotoğraflarını pek de yayınlamayı sevmiyoruz. Sosyal medyadan vs bulup sonra uzun süre yoruyorlar.

Geçenlerde biri yazıma yorum göndermiş, yayın izni vermediğim için duruyor sitenin arka panelinde “Fotoğraflarını diziyorum karşıma ve her gün seninle konuşuyorum. Bir gün mutlaka karşına çıkacağım ve duygularımı avuçlarına bırakacağım. Bir gün ama mutlaka bir gün. O gün geldiğinde konuşabilmeyi diliyorum”

Hemcinsleriniz ile çalışmanın zorlukları var mı?

Evet. Hem de çok. Zaten kadınların en çok derdi sanırım yine kendi hemcinsleriyle. Tunceli gibi küçük, işsizliğin çok olduğu bir kentte kadınlara çalışma imkanı yaratmak adına çokça projeler yaptık. Sadece EMEK’imizde çalışan takım arkadaşlarımızla yetinmedik. UMEM Beceri 10, İşbaşı Eğitim programları kapsamında defalarca projeler sunduk ve kabul edildiği için kursiyer olarak aldığımız genç kızlarımıza İşkur ödemeler yaptı. 6 aylık sürelerle de olsa sayıları 100’ü aşan genç kadına ekonomik anlamda katma değer yarattık. Yine eğitimci olarak getirdiğimiz kişilere aylık 4.000 TL maaş, SGK ve konaklama ile yemek gibi tüm giderlerini üstlenerek bu genç kadınlarımıza eğitimler verdik.

Sadece kadınların çalıştığı Tunceli'nin 14 yıllık gazetesinin patronu anlatıyor

Ancak kursiyer olmak için belediye başkanları, milletvekilleri, kurum müdürleri, tanıdıklar aracılığıyla bizi kıskaca alan kadınlarımız, ne gariptir ki kursiyer olduktan sonra uykuda kaldım vs tarzında mazeretlerle devam sorunu yaşatırlardı. Onların bu devamsızlıkları nedeniyle proje sunduğumuz kurumlar nezdinde zor durumda bırakır, sonraki projelerimizin kabul edilmesini de güçleştirirlerdi.

Ayrıca kaçarak evlenenler, kendisini gazetede gösterip erkek arkadaşıyla buluşarak eve geç gittiği için ailesinin nazarında bizi zor durumda bırakanlar ve aldığım ödüllere karşı zaman zaman gösterilen hazımsızlık ve kindarlık...

Önceleri bu projelerdeki eğitimciyi de kadınlardan seçiyordum. Ancak son projemizde erkek eğitimciye kadın kursiyerlerin gösterdiği tutuma bakınca, doğrusu matbaaya ek olarak gazete bölümünde de erkek çalıştırabileceğim ihtimalini değerlendiriyorum şu sıralar.

Çünkü, kadın eğitimciye zorluk çıkaran o kızlarımız, erkek eğitimcide şaşırtıcı derecede itaatkardı.